Ben İstanbul’u hiç görmedim. Ne o dillerden düşmeyen köşklerini bildim, ne fıstıklı dondurmacılarını, ne de Boğaz sefalarını... Benim için İstanbul, sadece haritada bir nokta ya da insanların anlatırken gözlerinin parladığı uzak bir masal ülkesiydi. Fakat Refik Halid Karay’ın satırları arasında gezinirken, ömrümde adım atmadığım bu şehrin hem en asil hem de en kirli zamanlarına öyle bir şahitlik ettim ki, döndüğümde kendimi oradan sürgün edilmiş gibi hissettim.
Kitabı okurken anladım ki İstanbul’u tanımak için sadece sokaklarında yürümek yetmiyormuş; onun ruhunun nasıl parça parça satıldığını görmek gerekiyormuş. Okunmasını tavsiye ederim:)