Dorian'ı birkaç kelimeyle ifade etmek isteseydim sanırım zehirli bir tatlı derdim. Kendi güzelliğinden, gençliğinden habersiz, ressam Basil'in çalışmalarına modellik yaptığı bir gün, Basil'in arkadaşı Lord Henry'le tanışma şerefine nail olur. Basil aslında o ikisinin tanışmasını istememektedir fakat buna mani de olmaz. O gün öğleden sonra Dorian'ın portresi bittiğinde aslında pek çok şey değişmiş olur. Sevgili Henry o enfes ufuk açıcı fikirleriyle Dorian'ın büyük bir istek de bulunmasına sebep olur. Dorian düşünür ki, bir daha asla bu portredeki gibi güzel olamayacağım. Zaman ilerlerken ben yaşlanacağım, güzelliğim kaybedeceğim fakat her ilkbaharda çiçekler böyle güzel açmaya devam edecek. İşte böyle düşünürken bir yalvarışta bulunur, keşke bu portre benim yerime yaşlansa, bunun için ruhumu bile veririm der ardından hayatına devam eder.
Devamında ise spoiler olacağını düşündüğüm olaylar bulunmaktadır bu sebeple buraya yazmayacağım.
Bana kalırsa her ne davranışta bulunursa bulunsun en etkileyici Dorian'dı. Baş döndüren güzelliği... Ondan etkilenenler saymakla bitmez. Ayrıca sanat bakımından kendini geliştirmek için epey bir zamanı oluyor. Fakat Dorian'dan daha etkileyici bir karakter varsa o da Lord Henry'dir. Çünkü bir bakıma Dorian'ın idealarını yaratan oydu. Tüm anlattığı şeyler bırakın toplumları bireylerin bile kabul etmeyeceği türdendi. Günahı savunan, güzelliğe tapan bir kişilikti. Ve bunlardan öyle umursamazlıkla bahsediyor ki, insan şaşırıyor doğrusu. Fikirleri hakikaten etkileyiciydi. Elbette katıldığım veyahut katılmadığım çokça düşünce vardı fakat dediğim gibi bu etkileyiciliğini değiştirmiyor. Saçma gelen düşünceler de özellikle kadınlarla ilgili olanlardı. Yazıldığı dönemden ötürü anlarsınız zaten.
Kitabın sonuna göre belli bir anafikire bağlamak saçma
Kitap gerçekten çok ilginç ve de güzeldi. Aslına bakarsak ne diyeceğimi bilemiyorum çünkü daha yeni bitirdim ve kelimenin tam anlamıyla müthişti. Belki açıklanmayan ufak tefek şeyler vardı fakat bunlar da önemsizdi. Hakikat hep aynıydı.
Ahmet Ümit'in okudum ilk kitabıydı, elbette diğer kitaplarını da okuyacağım.
Konusu, Londra'dan Konya'ya iş için giden bir kadının yaşadıklarını anlatıyor desek biraz eksik kalır. Bu kadının babası Konyalı olduğundan ve de küçükken kendisini terk ettiğinden aslında kadının Konya'ya gitmesi bir nevi babasıyla yüzleşme oluyor onun için.
Bazen bazı şeyleri anlayamasak da, bize mantıklı gelmese de her şeye saygı duymak gerektiğine de değiniyor kitapta. Bunu bir öğüt verir gibi değil, hakikatin bir parçası olarak işliyor.
Sürükleyici, nefis bir kitaptı. Konya'yı bir başka ele alıyor yazar, yakın bir zamanda da muhakkak gitme isteği uyandırıyor. Öyle bir dünya sunuyor ki... Bitmesin demiyorsunuz belki fakat neticeyi, hakikati hep merak ederek okuyorsunuz. Puanım 10/10
Kitap tam bir Amerikan Edebiyatı ürünü. Okunması kolay, fazla detaya inmeyen bir tarzı var. Olay aslında basit fakat karakterlerin bu olaya karşı yaklaşımları, daha doğrusu hikayenin anlatıcı-karakteri olan Nick'in tüm bu yaşanları yorumlama tarzı ilgi çekiciydi.
Karakterler tipleme olarak davransalar da aslında derin bir kişiliğe sahipler. Örneğin, Daisy ve Jordan. İkisi de her ne kadar derin düşüncelere ve kişiliğe sahip olsalar da, belli standartlar ölçüsünde hareket ediyorlar Bunu da yaşadıkları döneme bağlıyorum. Myrtle Wilson ise kişiliğini yaşatan bir karakterdi. Açıkçası Bay Gatsby'i çözebilmiş değilim. Aslında onu da belli bir tiplemeye yerleştirebiliriz fakat bu kadar basit olduğunu düşünmüyorum. Gatsby, İngiliz Edebiyatı'ndan Heatcliff'in geleceğe dönmüş hali gibiydi(o kadar kindar değil) diyebiliriz. Nick' e gelirsek, her ne kadar kitabı onun ağzından okuduysak da asıl olay o olmadığı için onun karakteri hakkında derin yorumlar yapamıyoruz. Örneğin Gatsby'i neden bu kadar sevip değer verdiğini anlamlandıramadım. Ya da Jordan'a karşı duyduğu hisler tam olarak nasıl bir şeydi.
Okurken keyif aldığımı söyleyebilirim fakat harika ötesi bir kitap da diyemem. Yine de bir şans verip okuyabilirsiniz.
Konu olarak aslında biraz klişe gibi fakat sıcacık bir havası var. Eğer böyle soğuk bir kış gününde dahi içinizi ısıtacak ponçik bir hikaye. Ana karakter genç yaşta anne oluyor ve en yakın iki arkadaşı, arkadaşının annesiyle büyütüyor. Ve çalıştığı şirketin başına patronun veliahdı geçiyor...
Okunabilir, kötü bir içerik barındırmamakta, netflixten film izler gibi ilerliyor.
Kitap çok etkileyiciydi. Kesinlikle okumanız gerektiğini düşündüğüm bir kitap. Diyalog ve monologlar belki de kitabın en etkileyici taraflarıydı ayrıca konu bakımından da olayların gelişi, sonucu... Enfes bir kitaptı. Tekrar Anton Çehov okuyacağıma eminim.
Altıncı KoğuşAnton Çehov · Karbon Kitaplar · 201987,2bin okunma