Yaşanan her şey zamanla soluyordu. Öyle bir soluyordu ki belli belirsiz bir iz bırakıyordu arkasında. İnsan bu ize bakıyor ama yaşandığından emin olamıyordu.
Âdemoğlu bir kez kahpeliğe vurdu mu, şaşırmasın olmaz, şaşkın da kolay kazancı görünce bildiğini unutur. Ne denilmiştir, 'Deveyi yardan uçuran bir tutam ot,' denilmiştir. Hadi sen tellalları çıkart, 'Göçtür göç! Yayla göçüdür,' diye bağırsınlar.
Ne fayda ki, böyle söz Rumanos Tekfur'a söylenebilir değil... Kör şövalye meğerse bildiğimiz kör şeytanmış Osman beyim, demiş ki, 'Dostluk değişir, 'demiş, heriften durduğu yerde kahpelik istenmeyecek, karşılığında tutkun olduğu neyse vaat edilecek... Tutkusu azsa biraz güç yatar, pahalıya gelir; deliliğe varmışsa eğer, üste bile verir. Bakar ki, dostluk yoluna ben istediğine kavuşmaktan geçecek hem de tatlı candan olacak... Lafın burası İnegöl Tekfuru Aya Nikola yumruğunu, 'Yaşşa!' diyerek masaya vurmuş, 'Tamam' demiş. Yarhisar Tekfuru Hırisantos'un kızını istediydi geçende, bunak herif vermediydi!' 'Ey, ' demişler, 'vermemiş ya?' 'O kez vermedi, bu kez verir. Güçsüzdür, parasızdır. Baskımıza dayanamaz!' Epey laf edilmiş bunun üstüne... Sonunda, Bilecik Tekfuru Rumanos'la konuşma işi Aya Nikola'ya bırakılmış...
Osman Bey, Köse Mihail'in habercisinden beri böyle bir doğrulamaya kendini hazırlamıştı ama, elli yaşına kadar çevresine mertliğiyle nam salmış soylu bir insanın kadın tutkusunu yenemeyip düğününü bunca yıllık dostuna karşı bu kadar kancık bir pusu olarak kullanabileceğini gene de sığdıramıyordu aklına...