"Ağrıdağının yamacındaki Küp gölünün kıyısında çobanların birikip kaval çaldıklarıdır."
"Yer götürmez bir kalabalığın sarayın üstüne yürüdüğüdür."
gibi ifadelerle Abidin Dino'nun çizimleri hikâyenin perçinleyici bölümleriyle buluştuğunda aklıma küçükken alıp incelediğim şıpsevdi çizimleri ve altlarındaki ifadeler geldi. Onlar da görselindeki hikayeyi doğrudan aktarıp dümdüz mesaj verirken tatlı bir his bırakırdı.
Abidin Dino'nun her zaman, çizimlerinin nizamını bozmayacak bir tarafına attığı parafını bi çiziminde atın gözlerini çizmek için kullandığını gördüğümde büyülendim, bu yaratıcılık; insanı bu üretken insanlara dair daha fazla merak ettiriyor. Çizimlerine ayrıca bakıp Yaşar Kemal üzerindeki etkisini daha fazla okuyacağım.
Abidin Dinoyla Yaşar Kemal'in fikir ve yol arkadaşlıklarının meyvesini verdiği bu efsaneyi okumak baştan sona sürükleyiciydi. Doğu mitolojisinin Batıdan farklı unsurlarını yakalamak isteyenler için epey epik bir hikayesi var.
'Ahmet'in Gülbahar'a aşkının ötesinde Memo'nun yürek dağlayan fedakârlığı mı dersiniz, Demirci Hüsonun paganımsı tavrıyla yiğitliği mi dersiniz, geleneklerine atadan bağlı Kürt beylerinin yaman tavırları mı dersiniz' bitmek tükenmek bilmeyen bir içine çekiş gücü var bu incecik kitabımızın.
Ayrıca araştırdığımda öğreniyorum ki Moğollar da harika bi beste yapmış bu epiğe.
Dengbejlik: (Kürtçe: Dengbêjî دەنگبێژی), Kürt sözlü edebiyatında kilam ve stran söyleme sanatıdır. Türk edebiyatındaki türküye karşılık geliyor.
Bilurvan; Kürtçede kavalcı demekmiş, anlamdan çıkaramadığıma üzüldüm.
Münadiler; tellal demekmiş, Arapça kökenli. Unutmazsam sağda solda kullanırım diyeceğim ama tellal demeye bile yerim olmadı, develer münadiler iken bundan kelli.
Abanoz; tahtadan yapılmış olanı belirtmek için denir.
Yalıma kesmek: yanan
Esmerliğinde buğday tatlılığı, biraz iri burnunda, köşeli çenesinde, hele çatık kara kaşlarında gücüne, iyi bahtına güvenen mutlu erkeklerin iyimser rahatlığı vardı. Orhan Bey'in buraya gelirken yabancılık, kimsesizlik üstüne söylediklerini hatırladı. Evet, bu Türkmenler yurtlarından sökülüp buralara sürülmüşlerdi. Arkalarında güvenip dayanacakları hiçbir kuvvet yoktu. Öyleyken bu iyimser rahatlık, bu palavrasız güven bunlara nerden geliyordu?
Zoru gördük mü çekilir gideriz. Güçlü devleti olmayanın toprağı olmaz. Acıyla gülümsedi. "Türkmen atamız, 'Devletsiz kişinin bastığı yer vatanı, ' demiştir. Doğrudur."
Evet bu Türkmenler, cariyelerle kölelerin görmesi gereken çoğu işleri karılarına yaptırıyorlardı. Biraz görgüsüz, biraz kasıntılı, biraz da çocuk gibi şımarık olduklarından...