Batı hiçbir zaman medeni olmadı dostum.
Yeni Dünya'yı sömürgeleştirmesi, Endülüs'te yaptıkları gibi, tarihin yüz kızartıcı sahifelerini teşkil eder. Meselâ 1492'de kıtanın Beyazlar'ca keşfi yılında Haiti adasının nüfusu 500.000'e yakındı, 22 yıl sonra, 1514'de 13.000 yerli kalmış, gerisi müstevlî İspanyollarca kırılmıştı. 1501'den itibaren İspanyollar, Afrika'da Gine Körfezi kıyılarından avladıkları Zenciler'i önce Antiller'e, sonra kıta Amerikası'na toprak ve maden işçisi köleler olarak götürüp Amerika kıt'asında büyük zencî nüfusun oluşmasına zemin hazırladılar. Zîrâ Amerika kıt'asının yerlisi yüzlerce ırktan Kızılderilileri kullanmak, toprak ve madende çalıştırmak çok zor oluyordu. Yerli halk yer yerde katliam edildi, ateşlere yakıldı, hayvan gibi avlandı. Kalanlara Katolik mezhebi ve İspanyolca kabul ettirildi. Büyük İnka, Aztek, Maya medeniyetleri, mîmârî âbideleri, şehirleri, yerle bir edildi. Ne bulunduysa yağmalandı. 1519-22'de Meksika'daki Aztek, 153235'de Peru'daki İnka devletleri bu sûretle işgal edildi. 1520-40'da Venezuela, 1527-47'de Yukatan yarımadası, 1538'de Kolombiya, 1540'da Şili, 1550'den başlayarak Arjantin ve Paraguay, İspanya sömürgesi oldu. Zamanla milyonlarca İspanyol bu topraklara yerleşti. Bilhassa Peru'nun gümüş madenleri, XVI. asır İspanyol kara ve deniz kudretinin başlıca mâlî kaynağı oldu.
Bügünkü batı medeniyeti kan ve barbarlık üzerine kurulmuştur kıymetli dostum.·Kitabı okuyor
Alıntı
Kral ve kraliçeye yönelik saldırılar öylesine sert, öylesine kirli ve öylesine çoktu ki, monarşinin altını oyup Fransız Devrimi'ni ileri taşımada ciddi bir rol oynadı. Marie Antoinette'ye yönelik saldırılar korkunçtu. Bu saldırılar 1790'ların başında zirve noktasına vardığında kraliçe lezbiyen, fahişe, sapık, isterik ve hatta ensest meraklısı biri olarak damgalandı. Böyle bir kraliçeye sahip, çaresiz ve iktidarsız XVI. Louis'ye yönelik popüler nefret giderek arttı. Libelle yazarlarına göre Marie Antoinette seks âlemlerinde gelişigüzel döllenerek kraliyet soyunu (ve dolayısıyla Fransa'yı) zehirliyordu. Daha önce XV. Louis libidosunu dizginleyememekle eleştirilirken, XVI. Louis daha kötü bir noktadaydı: Karısına bile söz geçiremiyordu. İftiralar arttıkça monarşiyi yıkmak ve hatta kral ve kraliçeyi idam etmek gibi düşünceler akıllara daha sık gelir oldu.
Sayfa 317 - Kolektif Kitap·Kitabı okudu
Sosyoloji
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
1092/1681'de ihtisab vergisi için İstanbul dükkânları tahrîr olunduğunda, birçok dükkânın yeniçeriler elinde olduğu ortaya çıkmıştır. Asker tâifesinin ticaret hayatına el uzatması, XIV-XV. yüzyıllarda Memlûk Mısır'ında ekonominin çöküşünde başlıca neden sayılmıştır. Osmanlı ülkesinde yeniçerinin ekonomi sektörüne el atması, özellikle XVII. yüzyılda gerçekleşti. XVI. yüzyıl sonlarına kadar devlet, askerin ticaret hayatına el uzatmaması kuralını titizlikle uygulamakta idi. Ocak ağalarından Bektaş Ağa, uluslararası sof ticareti ile zenginleşmiş, Ankara şehrine kendi adamını yerleştirmişti. Bu sırada, taşradan iş-geçim için İstanbul'a gelenleri, özellikle Arnavutluk ve Doğu-Anadolu'dan göç edenleri tahrîr edip şehir dışına sürmek için bir sayıma (tahrîre) karar verildi -böyle bir önleme, Kanunî döneminde de şehir nüfusunu kontrol için başvurulduğunu biliyoruz. Tahrîr sırasında, halk arasında dedikodu ve direnme görüldü. Özetle ocak ağalarının bu sömürü ve baskı rejimi, esnaf-halk ayaklanmasını hazırlayan gelişmelerdir.
Sayfa 282 - İş Bankası Kültür Yayınları·Kitabı okudu
Tarih
Eski Türk devletlerinde olduğu gibi Osmanlılarda da, ilk dönemde vâlidenin unvanı hatun idi. XVI. yüzyılda kadın (hatunun bozulmuş şekli) veya kadın efendi, nihayet vâlide sultan unvanı yerleşti (ilk kez Nûrbânû için kullanılmıştır).
Sayfa 103 - İş Bankası Kültür Yayınları·Kitabı okudu
Tarih
Osmanlı politikasını belirlemekte kamuoyunun da, genellikle kabul edildiğinden daha büyük bir etkisi vardır. XVI. yüzyılın ikinci yarısında kapıkulu askeriyle pazar zanaatkârları arasında bir çıkar birliği oluştu. Kapıkullarından birçoğu zanaatkâr ya da tüccâr olmuş, bazıları da paralarını ticarî girişimlere ya da faize yatırmıştı. İstanbul halkı haksız baskılar karşısında ayaklanmaya hazırdı; bu tür karışıklıklar genellikle mâlî ve ekonomik sıkıntı zamanlarında patlak vermiştir. Hükümetin kötü önlemleri sonucu sıkıntıya düşen halk, ulemâyı başlarına alarak harekete meşrû bir görünüm verirdi. 1648'de Sultan İbrahim'in, 1687'de IV. Mehmed'in, 1703'te II. Mustafa'nın, 1730'da III. Ahmed'in ve 1807'de III. Selim'in tahttan indirilmelerine yol açan ayaklanmalar bu türdendir. Halk ayaklanmaları ancak ulemânın işbirliğiyle başarılı olabilirdi. 1651'de, İstanbul halkı yeniçeri cuntası iktidarına karşı ayaklanmıştır. Yasalar reâyanın silâh taşımasını yasakladığından, eyâletlerde köylü ayaklanmaları seyrekti. Köylülerin toprağı bırakıp dağılması, devlete karşı ayaklanmalar kadar kaygı veren bir çeşit eylemsiz direnişti; çünkü bu durum, devlet hazinesini ve timar sipahilerini gelir kaynaklarından yoksun bırakarak devleti güçten düşürürdü. Köylünün topraklarını terk edip dağılmasından, “perâkende" olmasından korkan devlet, zaman zaman köylüyü kayıran önlemler alır, kimi zaman vergileri azaltmaya veya affetmeye mecbur olurdu.
Sayfa 73 - İş Bankası Kültür Yayınları·Kitabı okudu
Tarih
Vilfredo Pareto
Yoksulu bu şekilde soyma yöntemi önde gelen yardımseverlerimiz, "hümanistlerimiz" tarafından uygulanmıştır. Tüberküloza karşı yapılan kongreler iyidir ama açlıktan ölmek üzere olan birinden ekmek çalmamak daha iyi olurdu ve ayrıca birazcık daha az "hümanist", yardımsever olup, başkalarının mallarına saygı duymak daha çok tercih edilirdi. Hâkim sınıfın kötü yolu terk etmek üzere olduğuna dair en küçük bir işaret yoktur ve bunun sonsuza dek değişmeyeceği düşünülmektedir. Bu durum Fransa’daki eski aristokraside de değişmez. Onlar Devrim’in tam da arifesinde para için yaygara koparırken, talihsiz XVI. Louis’nin başına üşüşmüşlerdi. İtalya'da Depretis'in yönetiminde sistematik olarak yağmalar ve soygunlar düzenleniyordu. Seçmeninden, seçilmişine kadar herkes birbirini alıp satıyordu. 1887'de korumacı politikaların ağırlaştırılmasıyla vatandaşlara özel vergiler zorla kabul ettirilmiş, haklar en yüksek fiyat teklif edenlere açık artırmayla satılmak için kullanılmış, diğerleri de kârlarını demiryolları, bankalar, çelik fabrikaları, deniz ticaretinden elde etmişlerdir.
Sosyoloji