Tam tamına 2 haftamı alan Salah Birsel'in bimisal eserinden bahsetmek istiyorum. Salah Birsel kanaatimce Türkçeyi en iyi kullanan sanatçılarımızdan. Öyle ki onun eserlerini okurken hayatınızda hiç duymadığınız birçok deyim ve söz öbeği öğrenebilirsiniz. Özellikle deyimleri kullanma konusundaki ustalığı takdire şayandır. Boğaziçi Şıngır Mıngır isimli eserinde, İstanbul Boğazı’nın sadece coğrafyasını değil; yalılarını, saraylarını, köşklerini ve bu mekânların içine sinmiş insan hikâyelerini soludum âdeta. Padişahlar, sadrazamlar, şehzadeler, şairler ve Boğaz müdavimleri kitabın başrollerini paylaşıyor. Eseri okurken Lale Devri eğlencelerinden yalı çapkınlıklarına, Kağıthane mesirelerinden edebiyatçıların şifa sahillerindeki buluşmalarına kadar geniş bir yelpazeyi âdeta bir sinema şeridi gibi izledim. Hatta bunca zaman neden okumamışım, hayıflanmasını yaşattı eser bana. Birsel, Boğaz'ın sadece taşını toprağını değil, sıradan insanın ve saray aristokrasisinin gündelik yaşam kültürünü de sunuyor. Her şeyden önce kelime hazinesine mest olduğum bir sanatçı Salah Birsel. Sıra dışı kelime hazinesi, mizahi ve iğneleyici tonu ve bunları sohbet havasında esere yedirmesi gerçekten büyük meziyettir. Salah Birsel'den öğrendiğim çok deyim oldu bu eseri okurken. Örneğin "pireyi deve yapmak" herkesçe bilinen bir deyimken kendisi bunu "sineği Anka kuşu yapmak" olarak tarif eder. "İçine kurt düşmek" deyimini "içine erik kurusu düşmek" olarak, "ölmek" eylemini ise "arka üstü yatmak", "ömür eteği kısalmak" olarak ifade eder. Salah'ın resmi tarihin unuttuğu "küçük detayları" ve gündelik yaşamın estetiğini kurtarması, edebiyat açısından oldukça değerlidir. Sayfalar arasında gezinirken adeta XX. yüzyılın Evliya Çelebisi ile yürüdüm. Bu esere bir eleştirim kronolojik dağınıklıktan ötürü olacak.