Ermenilerin 300.000 olduğu tarih, yaklaşık olarak 1779-1780 yıllarıdır. 1914'te Birinci Cihan Savaşı baş-larken bunların 1.500.000 kişiye yaklaşmış olmaları ne kadar hızla çoğaldıklarını gösterir. Bu çoğalış hem refahtan, hem de Ermenilerin askere alınmayışından ileri geliyordu. Bilindiği üzere, İmparatorluğun kan ve can vergisini yalnız Türk ırkı veriyordu. XX. Yüzyılın başında Ermeniler, Türkiye'de zengin-lik bakımından çok iyi durumda oldukları gibi, birçok sınâatları da inhisarlarına almışlardı. Sarraflıkla Türkleri soyuyorlar, kendi çocuklarını öğrenim için Batı ülkele-rine gönderiyorlar, bu çocuklar orada Türklük düşmanı fikirlerle aşılanıyorlardı. Bundan başka İstanbul'daki Amerikan Koleji de, Müslüman ve Hıristiyan azınlıkla-rına mensup çocuklardan Türk düşmanı yetiştirmede büyük başarı gösteriyordu. Dışardan da tesirler yapılıyordu. Ermenileri alet olarak kullanmak isteyen Rusya ile Osmanlı İmparatorluğu'nu kendi imparatorluğu için tehlike gören İngiliz İmparator-luğu ve haçlı seferlerinden beri Türk düşmanlığını bey-ninden ve gönlünden bir türlü silemeyen Fransa'nın telkin ve propagandaları, yemişini vermekte gecikmedi. Ana-dillerini unutup Türkçe konuşan Ermenilere Ermenice öğretildiği gibi, devlet aleyhindeki gizli teşkilatları ile de Türkiye'nin doğusunda büyük bir Ermenistan kurmak hülyasıyla faaliyetlere geçildi. Bundan sonrası malûm-dur. Birinci Cihan Savaşı'nın başında, Sarıkamış faciasın-daki 60.000 kişilik bir Türk ordusu soğuktan mahvolduk-tan sonra, Ruslar, Erzurum'a doğru ilerlerken, hazırlıklı bulunan Ermeniler de her yerde harekete geçtiler. İkmal teşkilatı bozuk olan Türk Ordusunu geriden vurarak, çekilişi bozguna çevirmek istediler. Aynı zamanda köy ve kasabalardaki Türkleri kadın, çocuk demeden öldüre-rek, müthiş bir Türk kırgını yaptılar.
Sayfa 444 - 445 Ötüken 1973, Sayı: 3·Kitabı okudu
Gelgelelim, dünyanın birbirine daha bağlı hale gelmesi ve tüketicilerin bilgi paylaşımı sayesinde birbirlerinin beğenilerini daha kesin bir şekilde anlayabilmesiyle birlikte, XX. yüzyılın şirketlerinin bu tekelci anlayışı, çok daha çeşitli ve yaratıcı bir ticaret ekosistemine doğru yönelebilir. Herbert Read'in dersler ve kitaplarla sanatta başardığı, beğeniyi yükseltme süreci, internetteki geniş, gözü açık yurttaşlar ordusu sayesinde, artık neredeyse doğaçlama bir şekilde gerçekleşebilir.
Sayfa 178·Kitabı okudu
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
XIX. yüzyılın başında kadınlar, müzikal gösteri alanında meydana çıkarlar. Daha önce söylediğimiz gibi genç kızlar, kendilerinden beklenen aşırı duygusallıklarını ifade etmek veya bu hisse eşlik etmek için piyano çalmaktadırlar. Yüzyılın ortasına doğru kadınlar, kabarelerde şarkı söylemeye, operalarda kadın rollerini oynamaya, konserlere çıkmaya başlarlar. Ancak erkeklerin önceliği bakidir: Bir kadının bir senfoni orkestrasına kabul edilmesi için XX. yüzyılın başını beklemek gerekecektir. Ve hatta çok uzun süre boyunca sadece yaylılarda kabul göreceklerdir.
Yönetmen önemli
Tıtus Andronicus XX. yüzyılda ilk kez, Old Vic tiyatrosunda, Shakespeare'in tüm oyunları sahneye konurken oynanmıştı. Anlatıldığına göre, kutsal Shakespeare'lerini ilkin saygıyla izleyen seyırciler, cesetler peş peşe sahneye yığılmaya başlayınca, katıla katıla gülrnekten kendilerini alamamışlardı. Gelgelelim l955'te, aynı metelik etmeyen tragedyayı Peter Brooke yönetince ve Laurence Olivier ile Vivian Leigh başrolleri oynayınca, Titus Andronicus yalnız Ingiltere'de değil, turneye gittiği Fransa'da da aklın alamayacağı kadar beğenilmiştir. Otuz yıl önce kahkahalar atan seyircilerin yerini, artık dehşete kapılıp fenalık geçirenler aldığı için, yaygın bir söylentiye göre, tiyatro kapısının önünde ambulanslar hazır bekletilmiş.
Biz, XX.yüzyılın insanları, hep eleştirmedik mi bizden önce gelenleri? Hep gururlanmadık mı, eskilerin zamanında kimsenin bilmediği buluşmalarımızla? Cerrahımız hasta bir organı iyileştirbiliyor ve biz, kalkıp övünüyoruz Bir insanın acılarını dindirmiş olmakla, sonra da toplarımız, binleri kırıyor öbür yanda! Ne gereği var bilimin, bilgiyi ilerletmenin, bizi savaşa hazırlamaktan başka bir işe yaramayacaksa!
Sayfa 92·Kitabı okudu
Şu’arâ Suresi 196. Ayet Açıklaması
Lafzen: “öncekilerin yazılarında/sayfalarında”. (Zubura verdiğimiz mâna için bkz: 16:44, not 48). Bunlar Tevrat ve İncil’den öte -ki onlar zaten adlı adınca zikredilmektedir- başta Eski Hind, Eski Mısır ve Eski İran dinî metinleri olsa gerektir. Bu tezimizi M. Hamidullah’ın verdiği şu emek mahsulü bilgiler teyit eder: “Müfessirler resim ve heykellere tapmayı reddeden, “övülen” ve “herkese rahmet” sıfatlarını taşıyan bir zâtın geleceğini önceden haber veren Zerdüştlerin kitabına (Zend-Avesta, Hacht 13, XXVI-II, 129) göndermeler yaparlar (Bu konuda Avesta ve Dasâtîr’in başka pasajları da vardır). Brahman Hinduların Pourâna ve Vedalar’ı da çölden çıkacak, adı “övülmeye değer: Muhammed” olan bir bilgeden ve onun arabasının göğe değeceğini (Miraç); devleri bulunan bir bilge (Bkz: İşaya, 21:6-7); biri üç yüz diğeri on bin kutsanmış kişiyle gerçekleştireceği iki zaferini (Bedir Savaşı ve Mekke Fethi) haber vermektedir. Başka yerde, Kalınki Pourâna’da babasının “Allah’ın kulu” (Abdullah’ın tam karşılığı) annesinin ise “güvenilir” (Amine’nin tam karşılığı) olduğu yer almaktadır. Yine kumlu bir memlekette dünyaya geleceği ve doğduğu şehrin kuzeyine hicret edeceği vs. belirtilmektedir. Hemen belirtelim ki Pourâna kelime anlamıyla “Eskilerin Yazıları/Suhufu’l-Evvelîn” anlamına gelir ki, bu âyette bu ifade aynen yer almaktadır. Yine bilinmektedir ki, Guatama Buda da “Metteya” veya “Maitreya”nın (âlemlere rahmetin) kendi işini tamamlamak için geleceğini önceden haber vermiştir [Bkz: aynı yer, IX, 128; XX, 107] (Aziz Kur’an, İstanbul-2000).
Sayfa 708·Kitabı okuyor