• “Nereye kovdu baban seni?” diye sordu Derda.
    “Bir şey demedi. Siktir git, dedi. Ben de dolanıyorum öyle...”
    "Ne yaptın ki?”
    “Okulu bırakacağım, dedim.”
    “Niye?”
    “Sen de gitmiyormuşsun okula, öyle dedin!” dedi İsa.
    “O başka” dedi Derda. “Ben hiç gitmedim... Sen kaçtaydın?”
    “Dört.”
    “Tamam işte, bir yılın daha var. Sonra bitmiyor mu zaten?”
    İsa güldü.
    “Ne bitmesi ya? Daha ortaokul var, lise var, üniversite var!”
    Sonra dindi gülmesi ve sordu:
    “Sen neden gitmiyordun? Annenler mi göndermiyor?”
    “Yok” dedi Derda. “Ben bekliyorum.”
    “Neyi?”
    “Üniversiteyi! Ben oradan başlayacağım.”
  • Hayatım..
    Bu sana siyahların içinden beyaz bir veda.
    Ben sana mağlubum.
    Senin olmayı beceremedim.
    Tutamadım, tuttuğumda dünyaya bile karşı gelebileceğim o elleri, tutmaya cesaret edemedim.
    Zaten tutsam da bırakamazdım, biliyorum.
    Çok sevsem de gitmeliyim.
    Senin için gitmeliyim.
    Senin ömründen çalmamak için gitmeliyim.
    Biliyorum seneler de geçse seni unutamam.
    Bu kadar anlamlar koyduğum duygu yoğunluklarını uçlarda yaşadığım birini nasıl unutabilirim ki?
    Sen şimdi yine bana inanmazsın?
    Öyle olsa böyle mi yapardın dersin şimdi içinden.
    Ya da dersin ki bu biraz abartı değil mi?
    Ne yaşadık ki?
    Seninle öyle bir yaşadım ki, senin tahmin edemeyeceğin kadar dolu.
    İnanmadıklarıma inandım.
    Benim asla olmaz dediklerimin olurunu gösterdin.
    Sevmeyi de öğrettin hem
    Nasıl böyle güzel sevilir biliyorum artık.
    En gerçek aşkı,en gerçek sevgiyi.
    Temizliği, çıkarsızlığı.
    O kadar güzel öğrendim ki senden. Öğrettin.
    Bana dargın da kızgın da olma.
    Ben hayatımın en güzel şansını ellerimle ittim.
    Kendime yeterince kızgınım zaten.
    Sana yazmakta canımı yakıyor artık.
    Sanırım burdan da seninle vedalaşma vaktim geldi.
    Şimdi senin için son dileklerimi söyleyip gideyim ben.
    Hayatım,
    Seni çok mutlu etsinler tamam mı?
    Kimsenin seni üzmesine izin verme.
    Seni hiç üzmesinler.
    İstemediğin hiçbir şeyi yapma.
    Sen o kadar iyi bir eş, baba, arkadaş kısaca her şey olursun ki. İyi bilsinler kıymetini.
    Senin tarafından sevilmek nasıl biliyorum ben.
    Sen öyle güzel seversin ki o sevgini hak etsin.
    Ben hak edemedim, hak edecek olan gelsin bulsun seni.
    Öpsün acılarından.
    Sarsın yaralarını.
    Sarılsın hayatına dört kolla.
    Yapmak isteyip yapamadığım.
    Mutlu etmek isteyip edemediğim
    Ne varsa benim yerime yapsın sana.
    Hani sana çokların adamısın sen demiştim ya.
    Sana çekilen acı bile çok.
    Beni unutma tamam mı?
    Hep aklında olayım demiyorum ama arada bir geleyim sana
    Bir şarkıda bile olsa geleyim sana.
    Sen hep iyi ki olarak kalacaksın bende.
    Bana giderken söylediğin gibi
    Sana çok aşığım.
    Hoşçakal hayatım.
    Birde seni seviyorum iyi geceler.
  • Kosova'ya yaklaşıldığı zaman Sultan Murad Bayezid'e tekrar sordu: "Ey ciğer köşem, bu kafirle uğraşmak hakkında sen ne tedbir edersin... Bayezid Han eyirdi: Hünkârın fikrine bizim tedbirimiz irmez, amma biçareye şöyle gelir ki nice yıldır ki kâfirle cenk ideriz, hiç önümüze deve tutmadık. Şimdi dahi tutmazız... Eger Hak Ta'alâ'dan inayet olursa yalnız ben kulun bu kafirin işin tamam iderin... Eger öldürürsüz, sald, ger ölürsüz, şehid oluruz, dedi...
  • BABAM'ın işden geliş saatlerini tahmin edebildiğim için ve eve geleceği tek yol olduğu için babam ı yolda karşılamaya başlamıştım
    Hani satıldıktan sonra  parası bana gelecek olan çiviler var ya  derdim o olmaya başladı çünkü artık dönüşü olmayan bir yola girmiştim .
    Babamı yollarda karşılıyorum gözlerinin içine bakıyorum çiviler satıldımı ne oldu diye oda sanırım tahmin ediyordu. Malzeme almaya gitmedik derdi  elime para sıkıştırırdı mahalle bakkalından birşeyler alayım diye
    Ama ben parayı harcamayıp  biriktirmeyi tercih etmiştim
    Bir hafta on gün felan geçmişti artık ümidim kalmadı desem yeridir
    Öyle mahalle meydanında arkadaşlarımla komşunun bahçesine dadanmışız muşmula (yeni dünya ) doldurmuş herkes cebine yeşil ekşi ekşi onları ağzımızı gözümüzü buruşturarak yiyoruz kimiside üzüm koparmış  salkım küçük yeşil üzüm tanecikleri dolu ergenleşmemiş onlarda ekşi 

    Babamı gördüm  beni yanına çağırdı elindeki poşeti vererek al oğlum poşeti eve götür iş elbiselerim var buda senin çivilerin parası dedi 

    Beni hemen bir heyecan kapladı babamın bacaklarına sarılıyorum sevinçden

    Babam kahveye gidiyorum dedi bende parayı elimde sıkı sıkı tutmuş bir elimde  babamın iş elbiseleri olan poşet tavşan gibi hoplaya zıplaya gidiyorum eve doğru ağzımın içinde muşmula 🤪 aynı emojideki gibi bir haldeyim

    Bi sürü param olmuştu  bisiklet alacaktım ama kimsenin bisiklet alacağımdan haberi yoktu

    Ama tahmin edebiliyordum bu kadar para yetmezdi o gıcır gıcır bisikleti almaya
    Kendi kendime diyordum olsun  daha çok para biriktiririm
    Bayramlarda el öptüğüm de verilen harçlıklarıda biriktiririm diye programlama yapıyordum kendime

    Sokaklarda kan ter içinde plastik top koştururken ayağımızda terlikler le bir hurdacı ilişti gözüme  komşulardan biri yolda bulmuş çağırmış eski kullanılmayan metal barındıran eşyaları satıyor hurdacıya

    Hurdacının arabasında bir bisiklet vardı MAVİ PİNOKYO MODEL DENİLEN BİR BİSİKLET
    Amca bisiklet satılık mı satılık yeğenim  kaça olur 250.000 off çok para benim hepi topu 65.000 liram var
    Ama bisikleti almam lazım
    Amca sen bunu Demir parasına almadın mı aldım
    E bana niye çok para diosun
    80.000 e ben aldım dedi
    Amca bak lastiği patlak
    Amca bak fren pabuçları çürümüş derken
    Hurdacı amcanın bana attığı tezgah ı ben ona atmaya başlamıştım .
    45.000 param var verirsen ver vermezsen babam bana gıcır gıcırını alır demiştim

    45.000 olmaz 50.000 olsun dedi
    Tamam şurdaki eve doğru gel ben parayı getireyim dedim koşa koşa eve gidiyorum
    Verdim hurdacı amcaya bisikleti indirdi arabadan arkadaşlarımda yanımızda  gülüyorlar
    Hahaha patlak teker
    Hahaha bak burasının boyası çizik
    Hahaha zinciri kopuk

    Ne yapa bilirdim ki olsun demekden başka

    Bisikleti arkadaşlarımla kucaklayıp güvercinleri koyduğumuz depoya götürüp koyduk aileden kimsenin haberi yok
    Bisikletin binilecek bir halide yok garip olanı

    Bir iki gün gittim geldim bisikleti sevdim

    Ama içimde gidiyor binmek için binemiyorum

    Baktım bisikletin nereleri yapılması gerekiyor diye
    Ezberledim eksikleri gittim yedek parça satan yere
    abi şu varmı var
    Abi bu varmı var
    Fren pabucu  oda var
    Zincir kopuk o nasıl olacak dedim
    Parça var onla yaparsınız dedi
    Kaça olur hepsi hesapladı  ama paramda eksik vardı
    4000 lira kadar diye hatırlıyorum ama emin değilim emin olduğum şey paramın eksik olmasıydı .

    Abi borcum olsa ?
    Gelir öderim daha gelip süs korna alacağım
    Ama şimdi okadar param yok
    Al bakalım bunları
    İstediğin süsleride al korna benden hediye
    Ama borcunu unutma bak bozuşuruz
    Tamam abi söz gelip ödeyeceğim  diyerek poşeti aldım korna elimde vikkk viviiik öttüre öttüre eve gidiyorum .....

    10.BÖLÜM KÜÇÜK ÇOCUKDAN BÜYÜK İŞLER  OLARAK DEVAM EDECEK
    SAYGILARIM İLE KENDİNİZE VE ÇEVRENŞZE GÜZEL BAKIN 🙏🏻
  • 272 syf.
    ·7316 günde·4/10
    Bu kitap benim okuduğum ilk Leblanc , ilk Arsen Lupen kitabı. Polisiye kitaplarını ve özellikle hırsızlık temalı kitapları sevdiğim için bu kitabı merakla aldım. Almamda ki diğer büyük bir etkende Arsen Lupen 'in Sherlock Holmes ile karşılaştırılmasıydı. Kitaplarda Lupen ve Holmes 'un birbirlerine benzer tatlar verdiklerini duymuş ve bazı yerlerde okumuştum.Sadece bir Arsen Lupen kitabı okuduğumu tekrar belirterek söylemeliyim ki , kesinlikle aralarında dağlar kadar fark var. Ve Lupen kesinlikle Holmes'le aynı kulvarda olabilecek biri değil.
    Kitap benim için ne umdum neler buldum tarzıydı.Beni hiç tatmin etmedi ve kesinlikle polisiye tadını bile bulamadım. Karakter Prens Renine bir kaç kişi görüyor ve olayı hemen çözüyor. Ancak bu çözüm Holmes gibi çıkarım sanatıyla çözülmüyor. Öyle bile çözülüyorsa okura hiç bi şey anlatılmıyor. Sanırım beni tatmin etmeyen ve kitabı sıkıcılaştıranda bu kısım. İlk kısım ya da ilk hikaye Prens Renin ile kitabın kadın karakteri Hortense 'in tanışması ve ilk beraber yaşadıkları macerayı anlatıyor. Kitap sekiz bölümden oluşuyor ve her bölümde Prens Renin ve Hortense'nin farklı maceraları anlatılıyor. Bölümlerdeki konular çok basit ve olaylar detaylı bir şekilde anlatılmadan çözülüyor. Tamam adam çok zekiymiş pat diye olayı çözüyor ama nasıl?Olaylar arasındaki bağı nerde yakalıyo nasıl yakalıyo?? Açıklamalar çok zayıf ve yetersiz, konuşmak istemeyen bir kişiye soru sorupta baştan savma cevap alır gibi.
    Maalesef kitapta beğendiğim ve ilgimi çeken bir bölüm ya da kısım yok.Yine tekrarlamak isterim. İlk Lupen romanım.Şimdilik bir tane daha almak istemiyorum.Ama ilerde alınacaklar listemde olmalı diye düşünüyorum.Belki benim şansızlığımdı ve diğer kitaplar gayet merak uyandırıcı ve sürükleyici. En azından bir tane daha okumam gerekir.
    Kitap pek fazla önerebileceğim bir kitap değil.Çok severek ve heyecanla okumadım.Okuyacak olanlara şimdiden iyi okumalar dilerim .
  • Allah oturmuş, milletlere hediyeler dağıtıyormuş. Yunanlılar toplantıya bermutat, geç gelmişler. Masal bu ya, Allah da o arada elindeki hediyelerin hepsini dağıtmış bulunmuş. Yine de, ‘Siz ne istiyorsunuz?’ diye sormuş. Yunanlılar, ‘Biz güç isti­yoruz,’ demişler. ‘Geciktiniz!’ demiş Allah, ‘Bütün hediyeleri da­ğıttım. Gücü Türklere, hamallığı Bulgarlara, hesap kitap işlerini Yahudilere, el çabukluğunu Fransızlara, budalalığı da Ingilizlere verdim.’ Bu cevap Yunanlıları fena halde kızdırmış, ‘Bu nasıl bir entrikadır? Bizi hediyesiz bırakan bu entrikayı kim çevirdi?’ diye bağırmaya başlamışlar. Allah de ne yapsın, ‘Tamam, tamam!’ di­ye yatıştırmış, ‘Mademki bu kadar ısrar ediyorsunuz, sizi de eli boş göndermeyeyim. Sizin hediyeniz de ‘entrika’ olsun!
  • 360 syf.
    ·15 günde·7/10
    Tamam, her şeyden önce, "Genç Yetişikin Edebiyatı"nı sevmiyorum. Kendim genç bir yetişkin olarak, YA kitaplarının hayatımla ilgisiz olduğunu gördüm ki bu aslında sağlıklı bir şey bence. Ama Eleanor & Park'tan beklentilerim vardı, ve... hayal kırıklığına uğradım? Belki de benim hatam çünkü çıtayı biraz yükseğe koydum, üzgünüm Rowell ... Hikayenin başlangıcını, karakterleri, pop kültürüne referansları (ciddi yazarlar bunu daha sık yapmalı) sevdim, ancak okumayı sevmediğim bazı sahneler vardı, kendilerini gereksiz duygusal buldum. Yine de, sevimli bir kitap. 20 yaşının üstündeki kişilere çok bir şey katacağını düşünmem.