Puan vermedi·80 syf.··
2026 24. kitabı
·
12 saatte okudu
·
Okunma: 27 Haziran 2026 23:39
İnsanın ruhunu dinginleştiren, kadim bozkırın sessizliğini ve o sessizliğin derinliklerinde gizli olan kadim feryatları duymak için bazen küçük bir sayfaya sığınmak gerekir. Cengiz Aytmatov’un "Cemile"si, sıradan bir aşk hikâyesinden ziyade, insanın kendi içsel hapishanesiyle, toplumsal kabullerin çeperleriyle olan kadim çatışmasının bir tezahürüdür. ​Aytmatov, bu eserde bir tablonun fırça darbeleri kadar zarif, bir epik şiirin ağırlığı kadar da sarsıcı olmayı başarmış. Cemile, benim nazarımda, sadece bir kadının başkaldırısı değildir; o, geleneksel olanın ağır yükü altında ezilen ruhların, kendi özgürlüklerini ve kendi hakikatlerini arama cesaretidir. Bozkırın uçsuz bucaksız coğrafyasında, aşkı bir "vaha" gibi değil, bir "kader" gibi yaşar. Bu, sadece bir tutku meselesi değildir; insanın kendi ontolojik varlığını bir başkasının ruhunda temize çekme çabasıdır. ​Eseri okurken yazarın o duru anlatımıyla modernitenin hoyratlığına karşı, insanı insan kılan değerlerin nasıl da örselendiğini bir kez daha idrak ediyoruz. Cemile, bir yere sığamamanın, aslında her yere ve her şeye ait olabilme potansiyelini içinde barındıran bir "birey" olma sancısıdır. Bir sanatçının gözüyle dünyaya bakmanın getirdiği o hüznü, Cemile’nin gözlerinde görüyor; o bakışlarda sadece aşkı değil, insanın doğayla ve toplumla olan o bitmek bilmeyen diyalektiğini duyumsuyorum. ​Son tahlilde, bu eser okuru estetik bir hazla buluştururken, zihnin en mahrem köşelerinde felsefi sorular uyandırmaktan geri durmuyor. Kendi doğrularımızla baş başa kaldığımız, toplumsal maskelerin ardında sakladığımız "gerçek" Cemile’yi ya da içimizdeki o bitmek bilmeyen arayışı anlamak isteyenler için sığınılacak nadide bir liman. ​Eserin edebi derinliği ve taşıdığı insanlık trajedisi hakkındaki düşünceleriniz nelerdir; sizce
CemileCengiz Aytmatov · Ötüken Neşriyat · 201944,6bin okunma
Yalom ile ikinci buluşmam/ Günübirlik Hayatlar
Puan vermedi·208 syf.··
2026 1. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 27 Haziran 2026 23:29
Günübirlik Hayatlar Nietzsche Ağladığında eserinden sonra okuduğum ikinci Yalom kitabı, Günübirlik Hayatlar oldu. Kitabın en sevdiğim yanı, dilinin oldukça sade ve anlaşılır olmasıydı. Psikolojiyle ilgili olmasına rağmen anlatımı akıcı olduğu için okurken hiç zorlanmadım. Kitap boyunca en çok düşündüren şey ise insan zihninin ne kadar karmaşık olduğu oldu. Bir insanı ya da yaşadığı bir problemi tek bir kalıba sığdırmanın ne kadar yanıltıcı olabileceğini yeniden fark ettim. Her insanın geçmişi, yaşadıkları ve olaylara yüklediği anlam farklı. Bu yüzden birini anlamaya çalışırken hazır yargılarla değil, merakla yaklaşmanın daha değerli olduğunu hissettim. Bazı bölümler beni duygusal olarak da zorladı ve zaman zaman kendi hayatımla bağlantılar kurduğumu fark ettim. Sanırım kitabın etkileyici yanı da bu yalnızca hastaların hikâyelerini okumuyor, bir yandan kendi iç dünyanı da sorguluyorsun. Kitapta geçen Düşünceler adlı eser de merakımı uyandırdı. Yalom’un önerdiği kitaplardan biri olması nedeniyle onu da okuma listeme ekledim. Genel olarak hem psikolojiye ilgi duyanlara hem de insanı anlamaya çalışan herkese tavsiye edebileceğim, düşündüren bir kitaptı.
Günübirlik HayatlarIrvin D. Yalom · Pegasus Yayınları · 201616,3bin okunma
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Herkes yarışa aynı çizgiden başlamıyor
Puan vermedi·662 syf.··
2026 28. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 27 Haziran 2026 23:19
Bazı toplumların gelişmiş, bazılarının geri kalmış olması insanların daha zeki ya da daha çalışkan olmasından değil; yaşadıkları koşullardan da kaynaklanıyormuş. Tarihi sadece insanlar değil yaşadığın coğrafya, yetiştirdiğin ürünler çevrende bulunan hayvanlar bile tarihin akışını belirliyor.
1000Kitap
Tüfek, Mikrop ve ÇelikJared Diamond · Tübitak Yayınları · 20169,5bin okunma
Ağlamak için yanlış adrestesiniz!
4/10
·288 syf.··
2026 10. kitabı
·
8 günde okudu
·
Okunma: 27 Haziran 2026 16:19
​Bu kitabı, her yerde 'ağlamaya hazır olun' dendiği için büyük bir merakla okumaya başladım. Ancak ne yazık ki, bende bıraktığı tek şey hayal kırıklığı oldu. ​Hikayenin çıkış noktası, yani 6 ay sonra öleceğini bilen bir karakterin anılar biriktirme çabası, kağıt üzerinde oldukça dokunaklı görünüyor. Fakat kitap, bu duygusal derinliği vermek yerine, sayfaları sürekli birbirinin aynısı olan cinsel içerikli sahnelerle doldurmayı tercih etmiş. Karakterler arasında gerçek bir bağ, hissedilir bir aşk ya da o aranan hüzün yok; sadece fiziksel bir yakınlık var. Bu durum da hikayenin tüm ruhunu ve inandırıcılığını en baştan öldürüyor. ​Haliyle kitabın finali geldiğinde, beklenen o büyük duygusal yıkımı yaşamak bir yana, en ufak bir hüzün bile duymadım. Çünkü karakterlerin birbirine tutunma şekli o kadar yüzeysel kalmıştı ki, ölüm bile benim için bir anlam ifade etmedi. SPOİLER- Üstüne üstlük, serinin devamında kız karakterin, ölen sevgilisinin erkek kardeşiyle bir ilişkiye başlayacağını öğrenmek... Bu seçim, hikayeye dair kalan son sempatimi de tamamen bitirdi. Kısacası,bence duygusallık bekleyenlerin sadece zaman kaybedeceği, oldukça başarısız bir kurgu.
Son SüratEmma Scott · Lapis Yayınları · 2023878 okunma
Puan vermedi·212 syf.··
Beğendi
·
2026 28. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 25 Haziran 2026 23:56
Bazıları toplumların yazılı ya da yazısız kurallarına A'dan Z'ye kadar uyarken, bazıları kendi isteklerini A'dan Z'ye yaşamayı seçer. A ve Z... Sadece iki harf. Ama aralarında koca bir alfabe, o alfabenin oluşturduğu binlerce kelime ve yüz binlerce cümle vardır. (s. 180-181) Kitabın ana karakteri Ercan ise tam da bu kurallara canı yana yana uyanlardan biri. Ruhunun nerelere uçtuğunu, kalbinin kime ait olduğunu bile bile bedenini başka bir hayatın içine hapsediyor. Uçurumları olan Beren'e koparamadığı görünmez bir bağla bağlı kalırken, hayatının dizginlerini hep başkalarının ellerine bırakmasının sessiz isyanını yaşıyor. Ercan'ı okurken zihnimde Albert Camus'nün Yabancı , Peyami Safa'nın Matmazel Noraliya'nın Koltuğu ve Franz Kafka'nın Dönüşüm deki karakterler canlandı. Elbette birebir aynı değiller; daha çok onların günümüz insanına uyarlanmış, modern bir yorumu gibiydi. Toplumsal kurallara uyarken kendi psikolojik dünyasında yavaş yavaş dönüşen Ercan'ın hikâyesinde insan mutlaka kendine ait bir koltuk buluyor. Yazarın dili sade ve akıcı. Buna rağmen öyle cümleler var ki, sanki kendi ruhumun yıllardır susturduğu isyanı kelimelere dökmüş gibi hissettim. "Araf, bazıları için bir mekân değil, bir ömürdür." "Sevmek mi bir lütuf, yoksa sevilmek mi?" "Aslında olmak istediği kişiyle yaşadığı kişi aynı değildir. Bazen kendini tanıyamaz; sanki kendi hayatında başka biri gibi, bir yabancı gibi yürür." "İnsan çoğu zaman hakikati bilir ama onu taşıyacak dili bulamaz. Bildiğini söyleyemez, doğruyu hisseder ama başka kelimelerle konuşur." Bu kitap benim için yalnızca iki kadın bir adam hikâyesi değildi. Toplumsal baskının, seçememenin, sonuçlarına katlanmanın ve insanın kendi hayatında bile bazen bir yabancıya dönüşmesinin romanıydı. "İlk romanında Ercan gibi katmanlı bir karakter inşa etmek cesaret
ArafAlper Turgay Cehiz · Kitapyurdu Doğrudan Yayıncılık · 202634 okunma
10/10
·448 syf.··
2026 146. kitabı
Bazen en tehlikeli maskeler, en samimi görünenlerdir. Bir ekranın ardında kurulan cümlelere, hiç görmediğin birine ve sadece sana gösterilen bir yüze âşık olabilir misin? Peki ya aynı maskenin altında bambaşka bir yüz saklanıyorsa? . Ismarlama 'Şk bana artık insanların birbirine değil, birbirlerinin ekranda çizdiği kimliklere yaklaşmaya çalıştığını düşündürdü. Romanda bir yanda yazı dizisi için insanların neden internet üzerinden âşık olduğunu anlamaya çalışan Larin, diğer yanda kendine kusursuz bir maske yaratmış Aras var. İkisi de farklı nedenlerle başladıkları bir oyunda, hiç hesap etmedikleri duygularla yüzleşiyorlar. . Okurken günümüzün sanal ilişkilerini ve çevrimiçi sohbetlerin büyüsünü çarpıcı bir şekilde gördüm. Kendimi "Acaba hangisi gerçek, hangisi yalnızca görünmek istediği kişi?" diye sorgularken buldum. Çünkü kitap sadece romantik bir hikâye anlatmıyor; güveni, önyargıları ve insanların kendilerini korumak için taktıkları görünmez maskeleri de sorgulatıyor. . En çok sevdiğim şey ise hikâyenin yaz dizisi tadındaki akıcılığı oldu. Sayfalar hızla akıp giderken, geçmişin yükü, ailelerin bıraktığı izler ve affetmenin zorluğu da usulca satırların arasına yerleşiyor. Pınar Pars'ın bu dengeyi hiç yormadan kurabilmesini oldukça başarılı buldum. . Larin'in dergi için yazdığı bölümler ise benim için kitabın en özel ayrıntılarındandı. Bazen bir arkadaş tavsiyesi, bazen de ücretsiz bir ilişki koçu desteği gibi hissettiren bu yazılar, hikâyeye farklı bir katman eklemiş. Karakterlerin ne yaptığının yanında, neden öyle davrandığını da hissedebilmek kitabı benim gözümde daha güçlü kıldı. . Kitap bende "belki de hepimiz bir maske takıyoruz" düşüncesini bıraktı. Ama asıl mesele, birileri o maskeyi düşürdüğünde geriye kimin kaldığı. . Peki sizce insan, en çok yüzünü gösterirken
Ismarlama 'ŞkPınar Pars · Etkiva Yayınları · 20262 okunma