Bazı Kapılar Dünyalar Değil, İnsanın Kendisine Açılır
10/10
·651 syf.··
Beğendi
·
2026 25. kitabı
·
14 günde okudu
·
Okunma: 23 Haziran 2026 00:00
Murakami ile ilk tanışmam Sahilde Kafka ile olduğu için çok mutluyum. Bu kitapta beni etkileyen şey, olayların mantıklı bir şekilde açıklanması değildi. Tam tersine; rüyalarla gerçeğin birbirine karışması, karakterler arasındaki görünmez bağlar, açıklanamayan olaylar ve her şeyin bir sembol gibi hissettirmesiydi. Konuşan kediler, gökten yağan balıklar, paralel gerçeklikler ve metafizik kapılar... Bunların hiçbiri bana fantastik bir roman okuyormuşum hissi vermedi. Sanki karakterlerin bilinçaltında dolaşıyormuşum gibi hissettim. Roman boyunca en çok Saeki Hanım ve Oşima karakterlerinden etkilendim. Özellikle Saeki Hanım, geçmişte yaşadığı bir anının içinde yaşamaya devam eden, hüzünlü ama çok güçlü bir karakterdi. Kitabı bitirdikten sonra bile zihnimde en çok yer eden kişi o oldu. Oşima ise bilgeliği, sakinliği ve edebiyatla kurduğu bağ sayesinde romanın en özel karakterlerinden biriydi. Kafka, Nakata ve Hoşino karakterleri bile ayrı ayrı öyle güzel tatlar bıraktı ki bende aslında. Kafka çekçe karga demekmiş. Bunu hikaye içerisinde defalarca görmek çok hoştu. Nakata'nın ise aslında toplumun çok dışında kalan ama dünya ile bağlantısını bir şekilde kurabilen bir karakter olması etkileyiciydi. Müzik, edebiyat, felsefe ve psikoloji kitap boyunca yalnızca birer tema değil; hikâyenin ruhunu oluşturan unsurlar gibiydi. Bazı sayfalarda bir roman değil de uzun bir düşünce yolculuğu okuyormuşum hissine kapıldım. Sahilde Kafka, bana göre cevaplardan çok sorular bırakan bir kitap. Bittiğinde her şeyi anlamış hissetmedim ama birçok şeyi hissetmiş hissettim. Belki de Murakami'nin asıl amacı buydu. Bazı kitaplar okunur ve unutulur. Bazıları ise bittikten sonra insanın içinde yaşamaya devam eder. Sahilde Kafka benim için ikinci gruba giren kitaplardan biri oldu. Şiddetle
Sahilde KafkaHaruki Murakami · Doğan Kitap · 202012,1bin okunma
Güzel bir gün ölmek için
9/10
·392 syf.··
Beğendi
·
2026 3. kitabı
·
13 günde okudu
·
Okunma: 23 Haziran 2026 13:58
Ernest Hemingway'in 1929 da yayımlanan eseri Silahlara Veda savaş karşıtı bir eserdir. Yazar bu kitabın sonunu 47 kere tekrar yazmıştır. Alternatif sonlar ve yazarın taslak olarak yazdığı notlar 27. Baskının son kısmına eklenmesi harika olmuş. Bu kısımdan görüleceği gibi aslında daha çarpıcı, daha edebi ve felsefi sonlar yazmasına rağmen kendi yazım tekniği ile sade bir sona yer vermiş. Bu sadelik insanın günlük hayat akışının sadeliğini öne çıkararak buzdağı tekniğinin harika kullanımıdır. Günlük yaşantı sadedir ölümler, doğumlar vs. ancak günlük yaşamın olağan akışı içinde akan olayların altında tonla acı tonla keder barındırır. Hiç kimse bir kelime dahi etmese bile bu acıyı ve insana verdiği yükü kavrayabilir. İşte böyle bir eser bu kitap. Savaşın acımasızlığını, bir hiç uğruna savaşta öldürülen insanları, kan boşalır gibi gelen acıları edebi bir dil yerine sade bir dille anlatarak bu duyguları okuyucuya bırakmıştır. Okuyucu bu acılar karşısında kitabın nasıl bu kadar sade bir dile sahip olduğunu görünce "bu acılar daha edebi betimlenebilirdi" der ancak kitabın amacı zaten okuyucuya bunu dedirtmektir. Kitap akarken Ernest Hemingway'in düşüncelerine de rastlıyoruz. Düşünen herkesin ateist olduğu. Tanrı eleştirisi. Savaş başlatan kişilerin halk tarafından kurşuna dizilmesi gerektiği ki mussolini'nin 2. Dünya savaşı sonrasında italyan devrimci halk tarafından ayaklarından asılmasını vurguluyor. İnsanların savaşlara iyimser yaklaştığını sevdiklerinin savaşa gittiğinde ya da günümüzde terör operasyonlarına katıldığında onun başına bir şey gelmeyeceğini ya da ufak bir kurşun yarasıyla döneceğini düşündüklerini ancak gerçeğin hiç böyle olmadığını, savaşa gönderdikleri sevdiklerinin paramparça olduğunu söylüyor. Bununla beraber savaşın gerçeklerinden bahsetmeye devam eder. Askerlerin savaşamayacak
Edebiyat
Silahlara VedaErnest Hemingway · Bilgi Yayınevi · 20257,9bin okunma
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
10/10
·368 syf.··
Beğendi
·
2026 39. kitabı
#karanlıkmadde ️ "Hayatımın her ânının k⁸ymetini bildiğimi sanıyordum ama burada, soğukta otururken öyle olmadığını anlıyorum. Başka türlüsü mümkün müydü ki? Her şey altüst olana kadar sahip olduklarımızın kıymetini, ne kadar hassas ve kusursuz bir dengeye bağlı olduklarını bilemeyiz." ️ Merhaba kitap severler bugün size Serpil Meriç 'ın tavsiyesi üzerine okuduğum, @blakecrouch1 'ın kaleminden çıkan, bilimkurgu türünde sürükleyici bir eser ile geldim. Kitabımız lisede fizik öğretmenliği yapan Jason'ın bir perşembe gecesi aile akşamını anlatması ile başlamaktadır. Jason ve Daniela'nın hedeflerine giden yolun başında tanışmaları ve birbirlerinden etkilenmeleri sonucunda sahip oldukları çocukları Charlie için bir arada kalmayı seçip kariyerlerinden ve hedeflerinden vazgeçmeleri ile yaşadıkları hayatı okuyoruz. Sizce her bir tercihimiz kaç farklı sonuç oluşturabilir? Biz hangisini yaşarız? Perşembe akşamlarından birisinde Jason, eski arkadaşı ancak su an kendisinin olması konumda olduğu için farklı hissetmesine neden olan Ryan'ın kutlamasından bahsediyor. Daniela, gitmek istemediği için onu teşvik ediyor ve 45 dakika içerisinde dönmesini söylüyor. Kutlamadan ayrılan Jason eve giderken tercihlerini, hayatını düşünürken yürümek için ıssız bir yolu seçiyor ancak bu seçiminin onun için geri dönülmez yollara çıkacağının henüz farkında değil. Arkasından gelen birisi onu silahla tehdit ederek eski bir binaya götürüyor. Kendisine hayatı hakkında sorular soruyor ancak neden böyle bir şey yaptığını söylemiyor. Jason gözünü tekrardan açtığında kendisine yöneltilen bir çok soruya maruz kalıyor. "Küpten nasıl çıktın?" en önemli soru olabilir. Sonrasında bir çok muayene ve kontrolden geçiriliyor. Herkes ona Dr. Dersen diyerek soyadı ile ve hayranlıkla hitap ediyor.
Karanlık MaddeBlake Crouch · Doğan Kitap · 2018443 okunma
7/10
·392 syf.··
2026 32. kitabı
·
12 günde okudu
·
Okunma: 20 Haziran 2026 15:09
Ölümcül Konular Vancouver Adası’nda bulunan ve Alzheimer araştırmalarıyla ün salmış Madrona Vakfı’nda çalışma fırsatı yakalayan Sydney için bu burs, hayatının ikinci şansı gibidir. Geçmişini geride bırakıp yeni bir başlangıç yapmak amacıyla adaya gider. Ancak çok geçmeden burada hiçbir şeyin göründüğü gibi olmadığını fark eder… Başlangıçta; medeniyetten uzak olmak, telefon ve sosyal medyadan kopmak, sürekli değişen hava koşulları ve izolasyon hissi Sydney’in dengesini bozuyor gibi görünür. Fakat Wes ile tanışmasıyla başlayan çekim ️, adada saklanan sırlar , aynı uçakta geldiği öğrencinin gizemli şekilde kaybolması , gölgeler , yaz ortasında yağan kar ve ölü hayvanların yeniden canlanması ‍ gibi olaylar işin boyutunu tamamen değiştirir… Peki Sydney aklını mı kaçırıyordu? Yoksa vakfın içinde saklanan korkunç bir gerçek mi vardı? Ve eğer değişmesi gereken vakıf değil de Sydney’in kendisiyse, her şey gerçekten yoluna girebilir miydi? Kitap boyunca merak duygusuy hiç düşmüyor. Sayfalar adeta bir gerilim filmi izler gibi akıp gidiyor. Her bölümde yeni bir gizem, yeni bir soru işareti ortaya çıkıyor. Sydney’in yaşadığı olaylar gerçekten ürperticiydi. Hayaletler , gölgeler , sesler , mezarlar , ölüp dirilen hayvanlar ve sürekli değişen hava koşulları… Açıkçası sağlam psikolojiye sahip birini bile delirtmeye yeterdi. Yazarın en beğendiğim yanı ise karakter tepkilerini oldukça gerçekçi yazması oldu. Sydney’in korkuları, şüpheleri ve yaşadığı zihinsel karmaşa abartıya kaçmadan çok doğal şekilde aktarılmıştı. Bu da hikâyeyi daha inandırıcı hale getiriyordu. Finalde ise uzun süre kafamı kurcalayan birçok soru cevap buldu. Çünkü bir noktadan sonra ben de Sydney gibi sürekli “NE OLUYOR YA?!” diye düşünmeye başlamıştım. Ancak kitabın eksik bulduğum tarafları da vardı. İlk
Ölümcül KonularKarina Halle · Nox Yayınları · 202570 okunma
9/10
·140 syf.··
Beğendi
·
2026 38. kitabı
·
23 saatte okudu
·
Okunma: 19 Haziran 2026 20:52
“Öldürmek bir suç değildir, öldürmek bir sanattır.” (s. 5) “Ben ne okudum!” diyeceğim türden, oldukça farklı bir çizgi roman okudum. Altarriba kesinlikle çok yetenekli bir yazar; Keko ise çizimleriyle adeta onun zihnini ve ruhunu çözmüş. İlk kez bir çizgi romanı anlamakta zorlandım. Hani bazen diline alışık olmadığımız düz metin kitaplarda birkaç kez başa dönüp okumamız gerekir ya, bunu bir grafik romanda ilk defa yaşadım. Kitap, üniversitede akademisyen olan ve “sanat ve zulüm” ile Goya’nın (Gölgelerin Ressamı) eserleri üzerine araştırmalar yapan bir adamın işlediği “sanatsal” cinayetleri anlatıyor. Bir yandan karakterin zihninden geçenleri, diğer yandan da konuşmalarını okuyoruz. Daha önce hiç karşılaşmadığım bu anlatım tarzı sayesinde kendimi sanki bir senaryonun ya da filmin içindeymiş gibi hissettim. Adamın karısı da en az kendisi kadar sıra dışı! :) O da bir kitap yazıyor ve Pamuk Prenses masalındaki üvey anneyi yücelten bir metin kaleme almış. Açıkçası gerçekten merak ettim; keşke böyle bir kitap olsa da okuyabilsek. Bu kitabın içinde yer yer o metine göndermeler şeklinde "kırmızı elma" doğurganlık, reglin sembolü olarak kullanılmış. Diğer yandan akademi dünyasının “Dallasvari”, insanların birbirlerinin kuyusunu kazdığı tarafları da oldukça ince işlenmiş. Ancak kitap çok sert eleştiriler içeriyor. Günümüz şartlarında her türlü zemine çekilmeye müsait bir eser. Üzerine tezler yazılabilir. Anti-karakterlerin yer aldığı kitaplara alışkın olabilirsiniz; ancak bu kitabın varlığı başlı başına “anti”. Her şeyin ters yüz edildiği bir dünyayı andırıyor. Katil cinayetleri yüceltiyor, sanat bambaşka bir yere çekiliyor, din ve sistem eleştirileri çok acımasız. Zaten daha giriş cümlesinden itibaren bunun sinyallerini de veriyor. Çevirmen murat tanakol, sayfa 72’de yağan
Ben, KatilAntonio Altarriba · Aylak Kitap · 201739 okunma
9/10
·254 syf.··
Beğendi
·
2026 190. kitabı
·
17 saatte okudu
·
Okunma: 19 Haziran 2026 12:35
"Önyargıları parçalamak, atomu parçalamaktan zordur "demiş ya Einstein..Kendimi atomu parçalamış gibi hissediyorum. Niye mi? Bu kitabı ilk gördüğümde niyeyse adı tuhaf geldi benim tarzım degil diye düşürdüm.Ama sonra bir kaç arkadaşım o kadar methetti ki okumaya karar verdim .Sıfır beklentiyle başladım ve büyük bir tatmin duygusuyla bitirdim kitabı .. Petrikor, yağmur damlacıklarının kurak bir dönemden sonra kuru toprakla buluşmasıyla ortaya çıkan o karakteristik, taze ve ferah toprak kokusuna verilen isimdir.Ne hoş değil mi ?Çok sevdigim bir kelime yerleşti dağarcığıma..Ben de bayılırım o kokuya ... Kitap iki eksende ilerliyor. Biri aynı işyerinde çalışan bir adam ve kadın .Adlarını bilmiyoruz. Ben kafamda koydum adlarını ama bana kalsın.. Digeride evrende Oasis ve Lapis gezegeni arasında...İONIX döngüsü. Bu döngü yeniden doğuyor. Her döngüde gezegenler birbirine yaklaşıyor ama nu sefer tarih boyunca görülmemiş bir yakınlıkta.Çekim güçleri öyle şiddetleniyor ki ,iki gezegen birbirinin özüne dokunuyor . Tıpkı Yokluk Ülkesinde ki adamla kadın gibi ..Adam artı kutup ,kadın eksi doye tanımlıyor yazar .Zıt kutuplar birbirini çeker teorisini yaşıyorlar adeta.. Onlar da kah yakınlaşıyor, kah en ufak bir duygu geçişiyle uzaklasıyorlar birbirlerinden .Başlarda toksik ilişki diye düşündüm ama yaşadıkları, duygu geçişleri fikrimi değiştirdi. Hem kozmik ,hem psikolojik derinliği olan bir kitap .Metaforik anlatımı olmasına rağmen sade dili insanı yormuyor ..Son zamanlarda sevmeye başladığım Uzakdogu edebiyatı sakinliği var kitapta .. Haziran ortasında olmamıza rağmen bugun yağan yağmur eşliğinde okumak çok keyifli oldu benim için .O kokuyu doya doya çektim içime... Kitapla kalın dostlar.... Petrikor Jonah Axon
PetrikorJonah Axon · Limera Yayınları · 202677 okunma