Duyguların taşınamaması ilk olarak düşünceyi duygudan kopartır. Bu, şizofrenik davranışın özelliklerinden biri olarak kabul edilse de, şizofrenlerin değil, biz "normallerin" gerçeğidir. Şizofren için yarılma, yapıştırma ve iki yüzlü duygular göstermeyi reddetmesinin bir ifadesidir. Çünkü şizofren, acı, kavga, öaresizlik ve sevinç gibi gerçek duyguları tanımıyor değildir. Ancak bunların şekilsizleşmesini kabullenerek yaşamayı reddeder. Ama "normal" insanlar çaresizliği kaldıramadıklarında, böyle bir yaşantıya küçümseyen ve çaresizlik yaşamanın, içinde gerçek güce götüren bir kuvvet barındırdığını inkâr eden bir "gerçeklik" tarafından bu yükün üstlerinden alınmasına ihtiyaç duyarlar.
Sayfa 31 - Çitlembik Yayınları·Kitabı okudu
Alıntı
Modern fizik, evrenin işleyişini açıklarken devasa bir şizofrenik yarılma (dezentegrasyon) içindedir. Büyük olanı (yıldızları, galaksileri) açıklayan Genel Görelilik ile küçük olanı (atomları, kuarkları) açıklayan Kuantum Mekaniği, kendi laboratuvarlarında kusursuz çalışsalar da matematiksel olarak bir araya geldiklerinde birbirlerini yok ederler. Bu durum, insan zihninin de kendi iç dünyasındaki rasyonel (sol beyin) kuralları ile dürtüsel (sağ beyin) akışlarını birleştiremediğinde yaşadığı o derin çelişkinin ve parçalanmanın kozmik bir aynasıdır.
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Zafer nişanı gibi taşıdığım bir başınalığı­mı aslında bizzat seçmediğimi, bilakis tamamen edilgen biçim­ de içine atıldığımı ve sonra da çaresizliğimle baş edebilmek için esas duygularımın aksi gibi davranmaya çalıştığımı böylece an­ladım. Ruhumdaki yarılma da, kendime söylediğim bu küçük yalandan, hissettiğimi yaşamaktan kaçma telaşımdan kaynak­lanıyordu belki.
Peki, böyle durum niçin ortaya çıkar? Bir kural olarak, söz konusu yarılma, şeyler bir sıfır noktasına yaklaştığında ortaya çıkar – Ed Ayres’in tanımı şöyle: “Kolektif deneyimimizin öylesine katıksızca dışında kalan bir şeyle karşılaşıyoruz ki, orta yerde tartışılmaz delilleri bile olsa, o şeyi görmüyoruz, artık. Bizim durumumuzda bu ‘bir şey’, bizi yaşatan Yeryüzü üzerindeki muazzam biyolojik ve fiziksel başkalaşmaların bombardımanıdır.”
Hayata Dair
Hepimiz, eli kulağındaki –ekolojik, toplumsal– yıkımın farkındayız, ama bu yıkımı ciddiye alamıyoruz, bir türlü. Psikanalizde bu tutuma fetişist yarılma denir:
Hayata Dair
Bir Şair Bir Kitap
Dilek Kartal – Çifte Açmaz çok mu güzel diye orda çocuklar değmesin diye mi nazar kem gözlerden yıllardır kurşun döküp duruyorlar tepelerinden ** herkes o ilk acıyla ölmediğinde çok gücenir hayata sonra unutur ben o son dakika dediğinde otuzbeş can, ilk canlı bağlantı, olay yeri, ilk resmi sayıklama ohlar ahlara bir kez daha galip geldiğinde allahım ne çok acı vardı ** kucağımda iki avuç çaresizlik kusursuz bir sessizlik fotoğrafı gibiydim oysa sen susmak demiştin bir defasında öldürmeye tam teşebbüstür kendini dişlerine vura vura ** o saçlarıma değen dönüşlü gök kör eden ışık, o korkunç sayha inip çıkan adamlar günahkar perçemlerine asılarak birbirlerinin bir köy dolusu kadın taşları yoklaya yoklaya taşları koklaya koklaya bir köy dolusu... oğul öksüzü eller... çemberler... karanfiller... bir köy dolusu kadın :rüya
İz