Yarım kalmış vedalara benzedik
İki yüzümüz vardı iki güzelliğimiz Umut ve Sevgi, kırmadan aynaları. Yalnızlık biricik benzerliğimiz oldu Payımıza düşen o yanlış ilişkilerden Ne konuşmalarımızda tat kaldı Ne susmalarımızda bir hikmet Hep aynı boşluğa açıldı dar kapılar
Vitrindeki Vicdan
Ruhunu bir hırsa rehin bırakanlar, Gökkuşağını tek renge boyamak istedi. “Beterin beteri var” diye diye alıştırdı insanları karanlığa. Bir süre sonra alışmak denen o görünmez zehir, damar damar yayıldı hayatlara. Yaraya merhem aramak yerine yarıştılar acıyı normal saymakla. Herkes kendi kuyusunun dibinde başkasının ışığını söndürmeyi bekledi. Sesini çıkaranı meczup saydı kalabalık, sustukça büyüdü içimizdeki boşluk. Çölün ortasında, herkes kendi serabını alkışladı. Kendi konforuna zırh ören cüceler, Adına sabır dediler bu kör teslimiyetin, oysa derin bir uyuşmaydı çoğu zaman. (Şükür, güzel bir erdemdi elbet, ama düşüncenin yerine konunca yaraya dönüştü.) Gözlerini yalnız kendi kapısına dikenler sokağın yangınını görmezden geldi yıllarca. “Bana dokunmayan yılan” masallarıyla büyüyüp zehir evlerine sızınca şaşırdılar. Merhamet vitrinlerde sergilenen bir süs oldu,
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Vitrindeki Vicdan
Ruhunu bir hırsa rehin bırakanlar, Gökkuşağını tek renge boyamak istedi. “Beterin beteri var” diye diye alıştırdı insanları karanlığa. Bir süre sonra alışmak denen o görünmez zehir, damar damar yayıldı hayatlara. Yaraya merhem aramak yerine yarıştılar acıyı normal saymakla. Herkes kendi kuyusunun dibinde başkasının ışığını söndürmeyi bekledi. Sesini çıkaranı meczup saydı kalabalık, sustukça büyüdü içimizdeki boşluk. Çölün ortasında, herkes kendi serabını alkışladı. Kendi konforuna zırh ören cüceler, Adına sabır dediler bu kör teslimiyetin, oysa derin bir uyuşmaydı çoğu zaman. (Şükür, güzel bir erdemdi elbet, ama düşüncenin yerine konunca yaraya dönüştü.) Gözlerini yalnız kendi kapısına dikenler sokağın yangınını görmezden geldi yıllarca. “Bana dokunmayan yılan” masallarıyla büyüyüp zehir evlerine sızınca şaşırdılar. Merhamet vitrinlerde sergilenen bir süs oldu,
İSTİKBÂL İSLÂM'INDIR...
Batı buhranını derinlemesine inceleyen İngiliz tarihçi Arnold Toynbee‘nin tesbiti: “İstikbâl İslâm'ındır. Denenmemiş bir o kaldı!” Bu sözün ışığında, Salih Mirzabeyoğlu‘nun 1983 tarihli eseri: “İstikbâl İslâmındır – Denenmemiş Tek Nizâm“Bu söz, açıkça, Müslüman olan Batılıları ve onların hayattan beklentilerini çağrıştırıyor, eser de zaten bu konuyu ele alıyor. Eserin hikâyesi, 1983 yılında Üstad Necib Fazıl‘ın Salih Mirzabeyoğlu‘ndan böyle bir eser istemesiyle başlıyor. Üstad o yıl Tercüman gazetesinde Ramazan sayfasını hazırlayacak… Tabiî, bugünküler gibi uyduruk kaydırık bir sayfa olmayacak. Fikir dolu, mesele dolu bir sayfa… İslâm denince, sadece basit insanın anladığı bazı dinî meseleleri anlar insanlar. O da vardır ama, İslâm “Çağlarüstü Mutlak Fikir“; o, en basit insan ile en derin insanı bir arada tutan, bütün insanlara hitab eden tek nizâm… Felsefe bunu yapamamıştır. O sadece yarım entellektüele hitab edebilmiş, büyük yığınları kucaklayamamıştır. Büyük yığınları harekete getiren ideolojiler de, hayatı kısmî gerçeklerde özetlemiş, onu bütünüyle anlamlandıramamıştır. Bugün görüyoruz, bazı kısmî gerçekler etrafında dolanan, bütün bir hayatı kuşatıcı olmayan, sadece belli bir dönemi veya belli bir alanı açıklamaya yarayan, bütünlükten haber vermeyen bir takım sistemler veya sistem girişimleri…
İSTİKBÂL İSLÂMINDIR -Denenmemiş Tek Nizâm-, 18 Aralık 2011, Çarpıcı Kitap·Kitabı okuyor
İslâm Dini
Ben tamamlanmadım. Eksik kaldım. Bir parçasını bir yerlerde kaybetmiş herkes kadar üzgün baktım dünyaya. Her şeyde gözüm kaldı. Çok konuşanlardan olmadım. Çok gülenlerden olmadım. Ağzımı açtığım anda içime o eski yara gelip oturdu hep. Dudağımın kıyısında yarım bir gülüş, öylece kalakaldım. Bir zamanlar Hasan Dağı'nı bile aşan deli bir şelale gibi akarken, donmuş bir suyum şimdi. Ne aktım ne kurudum senden sonra.
Göllerin ortasında gönül bağlarım susuz, Yarım kaldı besteler, gecelerim uykusuz, Bıraktım gözlerimi umutsuz yollarına, Bir bahar rüzgârı ol, Eylül yapraklarıma, Yar, al götür kalbimi, gönül topraklarına...
Alıntı