• https://www.youtube.com/watch?v=qdo26SmvVAU

    Bir fırtına tuttu bizi, deryaya kardı...
    O bizim kavuşmalarımız a yârim, mahşere kaldı...

    Yeni cezve, yeni cezve kaynar, kaynamaz oldu.
    O benim nazlı yarimin dilleri söyler, söylemez oldu...

    Yeni cezve, yeni cezve kaynıyor ocakta,
    Kasatura belimizde a yârim, martinimiz kucakta...

    Mapushanede yata yata yanlarım çürüdü,
    Pencereden baka baka a yârim, elâ da gözler süzüldü...
  • “Bir fırtına tuttu bizi , deryaya kardı.
    O bizim kavuşmalarımız a yârim, mahşere kaldı ...”
  • 608 syf.
    ·28 günde·5/10
    Ne demiş Yıldız Tilbe "iki kadın bir adam, aşk çekilir aradan" peki aşk çekildi mi aradan diye soracak olursanız hayır derim aksine daha çok güçlendi. Peki nasıl? Öncelikle şunu söylemeliyim ki Kuma çok zor bir kitap son kitabı bitirene kadar kahroldum kitabı okumakla kalmayıp yaşadım resmen yazarların kalemi çok güçlüydü
    Kuma 3 serinin son kitabı yanılmıyorsam final kısmı okuyucuyu ikilemde bırakmış final gibi değilde yarım kalmış gibi ama yazarlar "bundan sonra hayatları hep böyle devam edecek" demek istemiş ve daha fazla uzatmamış gibi.
    Gelelim ana karakterlere
    Öncelikle Beritan'a Kuma olmanın zorluklarını yaşadığı için üzülsemde bir yanım hep kızgın kaldı sebebi ne olursa olsun bir kadın kendine bu hayatı secmemeliydi özellikle kendini deli gibi seven bir adamı saçma nedenler uğruna bırakıp kumalığı secmisse, üstelik kuma geldiği kocası sevdiği adamın dostuysa, üstelik kuma geldiği adamın karısına olan aşkı dillere destansa ve kuma kadın bunların hepsini bilipte geliyorsa kızmaya hakkım var bence.
    Serwan karakterini sevemedim çünkü dengesiz bir karakterdi ve öfkesine çok çabuk yenilip saçma sapan şeyler yapıyordu. Bana göre Ezo'ya olan aşkına sahip çıkamadı yazarcıklar her ne kadar öve öve bitiremesede Ezo'ya olan aşkını ben pek hissedemedim. özellikle Beritan'a karşı olan duygularını farkettikten sonra çok değişti bence Ezo'nun aşkını haketmiyordu. Dengeyi bir türlü saglayamamasının nedeni yanlış yerde ve zamanda yanlış hareketler yapmasiydi. Bir karısına gitti mi diğerini tamamen unutuyordu bir kadını mutlu etti mi diğerini yaraliyordu o yüzden Serwan'ı sevemedim.
    Gelelim Ezo'ya.. bir kadının çocuğu olmuyor diye böyle bir hayata mecbur bırakılması kabul edilebilir bir durum değil. Empati kurmaya korktum özellikle son kitapta Ezo için o kadar ağladım ki gözyaşlarım sel oldu aktı yüreğim parçalandı..
    Gerçekten yürekli kadın Ezo ben olsam kumam isterse melek olsun yinede kabullenmezdim böyle bir hayatı
    Kadın bu hayata mecbur bırakıldı, kocasını bırakıp gitme boşanma lüksü yok. Gelinlikle giren kefenle çıkar diyor töreler. Kocasını, hayatını paylaştı kadın, gözünün önünde kocasının kumasına kapılışını izledi, kendisinin veremediği çocuğu kumasının verişini izledi, kumasıyla kocasının çocuklarıyla aile olusunu izledi, çocuk veremiyor diye yetersiz hissetti kendini, hergün kocasının aşkını kaybetmekten korktu ne acı bir şey. Nasıl delirmedi nasıl katlandı diye sorup duruyorsunuz. Siz Ezo kadar güçlü olabilir miydiniz? Ben olamazdım
    Ezo tüm bunlara kocasına olan aşkı için katlandı. Keşke Serwan o aşkı hakedebilseydi..
    Son olarak yan karakterlerin yaşadıklarıda çok zordu yeri geldi kızdım yeri geldi ağladım yeri geldi haklı buldum kitapta en çok Kemal ve Ezo için üzülüyordum Kemal kısmı tam sonuclanmasada onun için çok mutlu oldum Beritan yüzünden çok yıprandı ama hakettigi mutluluğu buldu sonuna.
    Kurgu güzeldi kitabı okumaktan çok yaşadım ama bir daha okurmuyum??asla!! Kabullenemedigim çok şey vardı kitapta okurken beni kahretti. Doğuda bu tür olaylar çok yaşanıyor ama hiçbiri bu kitaptaki kadar romantik değil bunu bilin gerçek hayat daha acımasız
    [SPOILER]
    Kitabın sonunda bir seçim olmadı aşk bir kadında çocukta diğerinde kaldı ama Kuma Beritan'da çektiği acılardan sonra artık kocası tarafından değer görmeye ve ailesi tarafından saygı duyulmaya başladı. Serwan dile getirmese de bence Beritan'ıda seviyordu yazarlar sırf Ezoya haksızlık olmasın diye bu detayı atladılar bence.
    Yani Beritan çocuk getiren ama sevilmeyen kadın imajından sıyrıldı haa sorarsanız Serwan onu daha mı çok sevdi diye bu tartışılır ama Ezoyu başka Beritan'ıda başka sevdi bence. bir yarısı Ezoysa bir yarısı Beritan oldu artık
    Anlayacağınız yazarlar adaletli olmaya çalışmıştı. Yinede final beni tatmin etmedi. Sanırım kitabı okuyanlar ya Ezocu yada Beritancı oluyor yazarlar da her iki tarafı memnun etmek istemiş. Yinede emeklerine, kalemlerine sağlık.
  • AKLIN YOLU BİR KALP

    Alarm'ın sesini hesaplıyorum. Yarım uyku, çeyrek kadının sıcaklığı, çeyrek de sinir bozucu sesin susma ihtimalinin hesapları.
    Günaydın ! Anlattığım uykumun tamamıydı, sizin aklınız çeyrek kadın da kaldı. Benim aklımdan o hiç ayrılmadı. Onun sayesinde yerini öğrendiğim kalbime sordu aklım; cevap verdi kalbim onu çok seviyorsun.. Akılsızdım işte hepimiz gibi, en rahat pozisyonu almış pamukların üstündeymiş gibi yatarken, bütün rahatını bozan ve seni yerinden eden kör olasıca, kopasıca, kırılasıca burnunun ucuna değen saçı. Yinede sesini çıkartma uyusun sen rahatını boz burnunu kaşı, yastığını düzelt tekrar rahat ettir kendini.
    Akıllı olsak tek mi yatardık ?
    Fazla zorlama bu konuları bırak biraz da o düşünsün bacak bir tarafda kol başka bir tarafda, savaşa gidiyor uyurken. Kalk hadi En güzeli çay suyu koy sonra git uyandır tanıştığın gün makarna yediğin kadını.
    'Onu uyandırmayışının değerini' savaşa giderken sana sarıldığında anlayacaksın.'
    * Sevket Can Başpınar
  • Söylenecek çok az şey kaldı.
    (Little is Left to Tell)

    D = Dinleyen

    O = Okuyan

    Mümkün olduğunca birbirlerine benzerler. Işık sahnenin ortasındaki masayı aydınlatır. Sahnenin geri kalanı karanlık.

    Düz, beyaz, basit bir masa, yaklaşık olarak 240 cm x 120 cm.
    İki kolsuz, beyaz, basit iskemle.

    D masada, uzun kenarın izleyiciye göre sağ ucuna yakın, cephesi izleyicilere dönük oturur.
    Başı öne eğik, sağ eline dayalı. Yüzü görünmez. Sol eli masada. Uzun siyah palto. Uzun beyaz saç.

    O masada, izleyiciye göre sağ taraftaki kısa kenarın ortasında oturur, yandan görünür. Başı öne eğik, sağ eline dayalı. Sol eli masada. Önündeki kitap son sayfalara doğru bir yerinden açıktır. Uzun siyah palto. Uzun beyaz saç.

    Masanın ortasında siyah, geniş kenarlı şapka.

    Işık yavaş yavaş aydınlanır.

    On saniye.

    O sayfa çevirir.

    Sessizlik.

    O (okur): Anlatacak az şey kaldı. Son bir kez–

    D sol eliyle masaya vurur.

    Anlatacak az şey kaldı.

    Sessizlik. D masaya vurur.

    Son bir kez ferahlamayı denedi, onca zaman birlikte oldukları yerden karşı kıyıda tek oda bir yere taşındı. Odanın tek penceresinden Kuğu Adası’nın akıntı aşağı uzanan ucunu görebiliyordu.

    Sessizlik.

    Alışılmadıktan ferahlık doğacağını ummuştu. Alışılmadık oda. Alışılmadık manzara. Hiçbir şeyin hiçbir zaman paylaşılmadığı yere gitmek. Hiçbir şeyin hiçbir zaman paylaşılmadığı yere dönmek. Bundan bir parça ferahlık doğacağını ummuştu bir zamanlar yarım yamalak.

    Sessizlik.

    Günbegün küçük adayı ağır ağır adımlarken görülüyordu. Saat be saat. Hava nasıl olursa olsun sırtında uzun paltosu, başında eski zaman Kartiye Laten şapkasıyla. Uca vardığında hep gözlerini çekilip giden akıntıya dikip duruyordu. Sular nasıl da iki koldan coşkulu burgaçlarla ayrılıp birleşerek akıp gidiyordu. Sonra geldiği yoldan dönüyordu ağır adımlarla.

    Sessizlik.

    Düşlerinde–

    D masaya vurur.

    Sonra geldiği yoldan dönüyordu ağır adımlarla.

    Sessizlik. D masaya vurur.

    Düşlerinde bu değişime karşı uyarılmıştı. Sevgili yüzü görmüş, söylenmeyen sözleri duymuştu: Kal bunca zaman yapayalnız birlikte olduğumuz yerde, gölgem ferahlatır seni.

    Sessizlik.

    Dönemez miydi–

    D masaya vurur.

    Sevgili yüzü görmüş, söylenmeyen sözleri duymuştu: Kal bunca zaman yapayalnız birlikte olduğumuz yerde, gölgem ferahlatır seni.

    Sessizlik. D masaya vurur.

    Dönemez miydi şimdi geriye? Yanlışını kabullenip eskiden onca zaman yapayalnız birlikte oldukları yere dönemez miydi? Yapayalnız birlikte onca şey paylaşıldı. Hayır. Yalnız başına yaptığı hiçbir şey geri döndürülemezdi. O güne kadar yalnız başına yaptığı hiçbir şey hiçbir zaman geri döndürülemezdi. Yalnız başına.

    Sessizlik.

    İşte bu uç noktada geceden korkusu eskiden olduğu gibi yine gelip çöktü üzerine. Sanki daha önce hiç olmamıştı denecek kadar uzun bir aradan sonra. (Sessizlik. Kitaba daha yakından bakar.) Evet, sanki daha önce hiç olmamıştı denecek kadar uzun bir aradan sonra.

    Bu kez iki katına çıkmıştı korku belirtileri, kırkıncı sayfanın dördüncü paragrafında ayrıntısıyla açıklandığı şekilde. (Sayfaları geri çevirmeye başlar. D’nin sol eli durdurur.

    Bıraktığı sayfaya geri döner.) Kaderi yine uykusuz geceler olmuştu. Zamanında yüreği gençken nasıldıysa. Uyku yok, uykuya cesaret yok – (sayfa çevirir)– gün ağarıncaya dek.

    Sessizlik.

    Anlatacak az şey kaldı. Bir gece–

    D masaya vurur.

    Anlatacak az şey kaldı.

    Sessizlik.

    D masaya vurur.

    Bir gece başı avuçlarında oturmuş tepeden tırnağa tir tir titrerken bir adam göründü ve Beni, dedi –ve sevgili ismi andı– gönderdi, seni rahatlatmam için. Sonra yıpranmış bir kitap çıkardı uzun siyah paltosunun cebinden ve oturup gün ağarıncaya dek okudu. Sonra tek söz etmeden kayboldu.

    Sessizlik.

    Bir zaman sonra aynı saatte aynı kitapla yine belirdi, bu kez söze giriş yapmadı, oturdu, yine baştan sona okudu kitabı uzun gecenin sonuna dek. Sonra tek söz etmeden kayboldu.

    Sessizlik.

    İşte böyle zaman zaman teklifsiz habersiz beliriyor ve acıklı öyküyü baştan sona yeniden okuyordu, uzun gecenin sonuna dek. Sonra da tek söz etmeden kayboluyordu.

    Sessizlik.

    Tek kelime olsun konuşmadan gitgide tek kişi gibi oldular.

    Sessizlik.

    Ve sonunda o gece geldi, gün neredeyse ağaracakken kaybolmak yerine tek söz etmeden oturmaya devam ettiği gece.

    Sessizlik.

    Sonra, bana artık gelmememi söyledi dedi –ve sevgili ismi andı. Sevgili yüzü gördüm ve söylenmeyen sözleri duydum, Ona gitmene gerek yok artık, bu senin elinde olsa bile.

    Sessizlik.

    Ve bu acıklı öykü–

    D masaya vurur.

    Sevgili yüzü gördüm ve söylenmeyen sözleri duydum, Ona gitmene gerek yok artık, bu senin elinde olsa bile.

    Sessizlik.

    D masaya vurur.

    Ve bu acıklı öykü son bir kez anlatıldıktan sonra taş kesilmiş gibi oturmaya devam ettiler.

    Tek pencereden günün ışığı girmedi. Yeniden uyanışın sesleri yükselmedi sokaktan. Yoksa kim bilir hangi düşüncelere dalıp gittikleri için dikkat etmediler mi? Günün ışığına. Yeniden uyanışın seslerine. Kim bilir hangi düşünceler. Düşünceler, hayır, düşünceler değil. Aklın derinlikleri. Aklın kim bilir hangi derinliklerine dalıp gittikleri için. Aklın ötesine. Hiçbir ışığın erişemeyeceği yer. Hiçbir sesin. Ve taş kesilmiş gibi oturmaya devam ettiler. Acıklı öykü son bir kez anlatıldı.

    Sessizlik.

    Anlatacak bir şey kalmadı.

    Sessizlik.

    O kitabı kapatırken.

    D masaya vurur.

    Kitap yarı kapalı.

    Anlatacak bir şey kalmadı.

    Sessizlik. O kitabı kapatır.

    D masaya vurur.

    Sessizlik. Beş saniye.

    İkisi aynı anda sağ ellerini indirip masaya koyar, başlarını doğrulturlar ve birbirlerine bakarlar. Gözlerini kırpmadan. İfadesiz.

    On saniye.

    Işık yavaşça söner.


    Not: Oyununu da mutlaka seyredin;

    https://www.youtube.com/watch?v=P0Ik6-kIJeE
  • Hala yazıp çizecek
    Birkaç satırım kaldı
    Ömrümün sonbaharında

    Hala bitirmediğim
    Bir yarım şarkım kaldı
    Ömrümün sonbaharında

    https://youtu.be/knxuLQNReFI
  • Farketmem çok ile azı, Bozulmaz yazılan yazı
    Arayup sende Ayvazı, Şol Köroğlu buldu dağlar

    Kul Muslu der yarım küsdü, Badu saba gibi esdi
    Güz eyyamı kadem bastı, Gör nice ıssız kaldı dağlar