Üç aşağı beş yukarı, kitabı okumayı düşünenler ya da ismini duyanlar kitap hakkında az çok fikir sahibidir. Bunun için çok fazla ayrıntıya girmeyeceğim. Bundan ziyade, eserdeki kahramanlarımız Selim Işık ve Turgut Özben'i konuşmak daha yerinde olacak.
Hayatta herkesin tutunmak için çabaladığı, emek gösterdiği ya da kendine yol edindiği bir tutamak vardır. Bu hepimiz için, farklı nesnel ya da öznel kavramlar olabilir. Lakin edindiğimiz bu tutamaklar bizim için ne kadar önemli ne kadar anlam taşıyor ve ne kadar sahip çıkabiliyoruz. Yoksa en küçük bir şey de kestirip atıyor muyuz?
Selim Işık'ın hayatında ise, çevresindeki insanların dünyaya, olaylara bakış açılarının Selim Işık'tan farklı olması ve Selim'in bunu kabulenememesi yatıyor. Tamamıyla sahtelikten, gösterişten uzak gerçek bir insan profili aslında. Lakin etrafındaki kişilerde bunu göremediğinden ötürü, kendi iç dünyasına kapanan sorgulayan bir psikolojiyle baş başa kalıyor. Ve sonunda tutunamayıp aramızdan ayrılanlardan oluyor.
Turgut Özben ise aslında, Selim Işık'ın hayatını diğer insanlardan öğrendikçe, Selim'i yeteri kadar kimsenin anlamadığını, tutunmaya çalışan birisinin yaşadığı sıkıntıları öğreniyor, aslında bir nevi Turgut kendini buluyor.
Peki sizin gerçek tutamağınız ne?
Yoksa sizde mi tutunamayanlardansınız?
Herkese keyifli okumalar.