Berlin, 27 Mart 1982
Sevgili Leylâ'cığım,
En sevgili arkadaşıma üç aydır mektup yazamadım. Bunun baş nedeni, bir "iç monolog" olarak sürekli seninle konuşmam. Bu denli çok konuşunca da oturup bir türlü yazamıyorum. Çünkü birçok olayda benimle birliktesin. Her şeyi sana duyururcasına yazıyor, yaşıyor, görüyorum. Hemen her anımı seninle bölüşüyor, içimden sana anlatıyorum.
"Yaaa ben sessiz ortamlar olmadan yazamıyorum, falanca manzaranın olduğu yere gideyim yoksa ilham gelmiyor ,diyen profilleri düşünsenize. Bu kişiler hayatta ne üretebilir ki? Kitap okumak için kafeye, yazmak için güzel bir ortama ihtiyacı olan birisi vaktinin ciddi bir bölümünü zaten bu ortamları sağlamaya harcayacaktır. Bu kişi çoğu branşta benim gibi her ortamda çalışabilen insanlarla yarışacaktır. Onun kafeye gidip, masasını süslediği ve Instagram'a "çalışma mekânım emoji emoji" gönderisi attığı zaman aralığında ben kızlarım sırtımda kitap okuyorum.
Kendimi dünyanın tam ortasında, küçücük bir kutunun içinde hissediyorum. Dünyanın bütün ağırlığı içinde bulunduğum bu küçük kutunun üzerine çöküyor. Kutu ufalıyor, ufalıyor, ufalıyor.Büzüştüğünü hissedebiliyorum.
Bazen haykırmak istiyorum. Sesim kısılıncaya kadar. Ölünceye kadar.
Yazamıyorum. Sözcükleri bulamıyorum. Tam umutsuzluk.
"Nedense artık sana hiçbir şey yazamıyorum; yalnızca bizi, kalabalık dünyanın ortasında bizi, yalnızca bizi ilgilendiren konular hariç. Yabancı olan her şey, yabancı kalıyor."