Adonis

Adonis

Yazar
7.5/10
181 Kişi
·
489
Okunma
·
72
Beğeni
·
3.715
Gösterim
Adı:
Adonis
Tam adı:
Ali Ahmet Sait Eşber
Unvan:
Suriyeli Şair ve Denemeci
Doğum:
1930
Ali Ahmet Sait Eşber, (1930) Adonis adıyla da bilinen Suriyeli şair ve denemeci.

Lazkiye yakınlarındaki bir dağ köyünde doğdu. Küçük yaşlarda tarlalarda çalışmaya başladı. Aynı dönemde babası kendisine şiirler ezberletmeye başladı. Çok geçmeden kendi şiirlerini yazmaya başladı. 1947 yılında dönemin Suriye cumhurbaşkanı Şükrü el Kuvvetli'nin önünde şiir okuma fırsatını yakaladı ve bu vesileyle burslu olarak Lazkiye'de liseyi bitirdi, ardından da Şam'da Suriye Üniversitesi'ne gitti. 1954 yılında felsefe ve edebiyat bölümlerinden mezun oldu.

1956 yılında Beyrut'a yerleşti. 1960 yılında Lübnan uyruğuna geçen sanatçı, Lübnan İç Savaşı yüzünden ülkeyi terk ederk Paris'e yerleşti. Hâlen Paris'te yaşamaktadır. 1995'de İstanbul'da Nazım Hikmet Uluslararası Şiir Ödülü'nü almıştır. 2005 ve 2006 yıllarında Nobel Edebiyat Ödülü için adı geçenlerden biriydi.
136 syf.
ADIM YOK!
Kadınım ben..
Boğazımda öfkem düğümlenmiş.

Kadınım..
Ellerim zincirli,
Ölümle hayat arasında gidip geliyorum.
Kadınım ; yaralıyım.
Bir sığınağa ihtiyacım var.
Ama farkında değilim, sığındıkça tükeniyorum.

Kadınım, güçsüzüm (!)..
"Hayatını veren ölmez." demişler bana.
En kıymetli hazinemi almışlar elimden.
Ölümü öldürmeyi deniyorum.
Kandırılmışım..

Soyutlanmışım.
Akrabalarıma bile kapatmışım gökyüzümün kapısını.
Anahtar efendimde..

Kadınım,
Durduğum yerde eğretiyim. Gördüğüm rüyaya yabancıyım.
Cismimin dışında bir ben taşıyorum ;
Bütün yanıtsız sorularımı saklayan.
Bütün vaatlerin boşa çıktığını anladım.
Bir yaralı güvercinim, uçamayan..

Karanlıkta,
İsyanda,
Kuşatılan bir şehirde,
Biri için içimdeki güzelliği söndüren.
Biri için yaşamı güzelleştiren.
Biri için yalnızlaşan.
Biri için katlanan.
Ama hep başka biri için yaşayan..

Kadınım,
Şeklimle, tenimle, bedenimle,
Ellerimle, ensemle, saçlarımla,
Aşkımla, hüznümle, çocuklarımla..
Efendime yatağımı hazırlayacağım,
Vatanım olsun diye..

Kadınım,
İsyanım boşuna!
Bir yanım eksik uyanıyorum.
İçimde ormanlar yitiyor, mevsimler yitiyor..
Ben yitiyorum!

"Tenim günah mıdır?"
Özgürlüğüm müdür söylediğim şarkılar?
Yoksa serap mı bu gördüğüm?

Kadınım,
Melek gibiyim.
Yıldız gibiyim.
Yeryüzü gibiyim.
Cehennem gibiyim..

Dünya, gözyaşımdan ibaret sanıyorum.
Yolun sonuna geldim, galiba ölüyorum..
Korkumun sütüyle emziriyorum çocuklarımı.
Anneyim.
Kadınım.
Kayıpım.

Bedenim fitnem mi?
Nimetim mi?
Söyleyin bana, bedenim neden benden değil?
"Hepinizi biz doğurmadık mı?"

Kadınım ben..
ADIM YOK!..
124 syf.
·2 günde·5/10 puan
Şair Adonis 'in ününe dair edindiğim bilgilerden sonra okumaya karar verdiğim kitabın;çeviri azizliğine uğraması sebebiyle tam olarak şiirlerin epik mi yoksa pastoral şiir mi veyahut ikili ilişkiye mi dair olduğuna çok da hakim olamadım. Paylaştığım alıntılar dışında anlamlandıramadığım mısralar okudum.Genel de okuduğum kitapların yanında muhakkak ki bir şiir kitabı da okurum dinlendirici etkisinden dolayı, fakat bu kitap beni yordu biraz. Daha detaylı konuya vakıf olmuş olan bir okur arkadaşımızın incelemesini paylaşarak konuya ilgi duyanlar için faydalı olacağını düşünüyorum.

Okur kalın.

#89690054
124 syf.
·2 günde
Asıl adı ali ahmet sait eşber olan adonis günümüz arap şiirinin en büyük ustalarındandır. İstanbulda ilk nazım hikmet uluslararası şiir ödülünü almış bence güzel değil şiirleri ne okuduğumu anlamadım.
124 syf.
·3 günde·5/10 puan
Çeviri şiirin ruhunu öldürmüş. Aynı şiirleri Arapça düşündüğümde daha anlamlı şiirler oluşurken, Türkçe çeviri halinde maalesef çok karmaşık ve anlamsız şiirler çıkıyor ortaya. Şairin tarzına hakim değilim lâkin tarzı böyleyse bile bu şiiri çevirenlere fazlaca iş düşüyor. Sevmedim.
124 syf.
Şiir, yalnız duymakla, parlak imgeler bulmakla değil, kullanılan dilin bütün kurallarını iyi bilmek, hangi sözcüğün nerede ve nasıl kullanıldığına dikkat ederek yazılabilir.
Çeviri şiirlerde en çok sıkıntılı olan nokta budur. Bazı şiirlerini aslından okuyunca anlam kazanacağını düşünüyorum. Her ne kadar anlam bütünlüğü olmayan şiirleri barındırsa da çok güzel şiirlere de rastladım vaktiniz varken bir şans tanımalısınız.
#83931081
85 syf.
Adonis'in 1991 yılına kadar şiirlerinden az sayıda aforizma içeren bir kitap olup, bütün olmadığı için şiir diyemeyeceğim tam yargı içermediği için aforizma da diyemediğim kesitler içeren kitap.
1991 yılında 1001 adet olarak tek basılmış ve numaralandırılmış bir kitap -önemliyse kitabı edinebilirsiniz-
Çoğu yer alan kesitler Belli Belirsiz Şeyler Anısına bu linkteki kitapta yer alıyor. Hatta linkteki kitap daha sonra basıldığı için daha kapsamlı.
Bu kitapta sevdiğim diğerinde olmadığını hatırladığım alıntıları paylaşıyorum.
İyi okumalar dilerim.
144 syf.
·Beğendi·7/10 puan
Asıl aldı Ali Ahmet Said Eşber olan ve Adonis mahlasıyla ününü bulan şair Modern Arap şiiri için çok önemli bir mihenk taşı görevi taşır.Ortadoğudan Fas’a kadar tüm Arap şiirini etkilemiştir.Beyrutta yaşanan iç savaştan dolayı Paris’e yerleşmiştir.Bu şiir kitabı ise Doğu ve Arap dünyasında dışlanan hor görülen, sosyal yaşamdan itilen veya itilmeye çalışan kadınlara duyduğu mücadele aşkının şiirlerdir.
124 syf.
·2 günde·Puan vermedi
Ne toprakta insanlar Kaldı.



Şairler ve de yazarlar, bir ülkenin tarihini edebi bir dil ile tutarlar. Bazen acıları yansıtırlar, bazen aşkları, bazen naturelize tutumuyla doğayı/ya olan aşklarını dile getirirler.

Rüzgarda Yapraklar ` şiir kitabıyla, Adonis ülkesinde olan-biter olayları, şiir diliyle getirmiştir.

1960 yılına kadar giden çatışmanın dökülen, yok olan, yitirilen, kaybedilen; canların, malların, geleceğin-umudunu, bir sonraki şiirinde de hiç değistirmeden devam etmiştir şair, şiirlerinde. 1960 yılında gelen bir darbe, geçmiş yılların zulümlerini unutturmamış, aksine daha da hararetlendirmiştir, okuduğumuz şiirlerde.

Ɓ ̲a̲a̲s̲ ̲P̲a̲r̲t̲i̲s̲i̲ ülkeyi daha yoneteceği zannemiş olacakki, Mişel Eflak`ı bu konuda tebrik etmek gerekir(!) Ardında yıkıntı bir insan molozu bırakmıştır. Destek veren birkaç ismi de yazmak isterdim amma, ne gerek var..

Adonis Toprağın Söylediği şiirinin 37. Bölümünde
"Bu şehrim zorla Şam oldu
Bağdat, Lübnan battı
Bizim dünyamızda bu leke güzel ve gerçek
Oysa insanı insan olarak yaratmıştık." Serzenişinde, şehirlerin hatta ülkelerin düşüşünü gözler önüne seriyor. Ve ardından bölümün sonunda; doğurulan insanların, yok etme arzusuna dem vurduğunu görüyoruz, acı bir tablo çarpıyor gözlerimize.

Ve 38. Bölümde
Kim gördü güneşin halkla birlikte savaştığını
Özleyerek kayıp uzaklığı?
Kim gördü döküldüğünü karanlığın toprağa
Şehrim: kayalık, gölge ve su?
Onunla ey güneş onunla garipleşiriz toprakta Karşılaşırız koynunda
Tanır bizi üzerinde bindiğimiz dalgada
Giysileri yırtıp yaratır yeşili
Bize gösterir nesirdeki dizeleri
Ve yaşarız kalbinde peygamberlerin.

Bir taraftan güneşin açmasını umut ederken -ki bu topraklarda hiçbir zaman açmayacağını da dile getirir.- sehrin de bir taştan moloz yığınından başka bir şeye benzemediğini, şehilerin ve de ülkenin ve dahi insanlarının bu kaderi yaşamaya devam ettiğini, sızlana sızlana, canı yanarak anlatır şiirlerinde. Sene 1949 1950lerdir. On yıl sonraki vatanının halinide bir taraftan da görmektedir. Ölümler, acılar, yalnızlıklar adım adım gelir.

Bizde tarihi hızlandırarak,
Ey tanrım, yalnızlıktan kurtarırsın
Bütün bu insanların arasından ve evrenden?
Nerede karşılayacaksın bizi,
toprağındaki o ahirette.
Önceki vatanımızda
Ölümün yapraklarında ve hayatın rüzgarında?
Ey tanrı bizde, benzerimizde
Sesleri yükselmeye başlar. Bir kurtuluş arar Tanrı`sından. Yeni Ağıt şiirinden. Ve şiirin ilk bölümünün sonuna doğru

Ey inen çamur ben olsaydım
Veya inen yıldızların arasına arasına
Ki görmesin bu alem görmememiz için diye feryat eder, şair daha ağır darbeyi indirmemiştir son satıra kadar ve der ki;
İki kadının bacak aralarındaki ateşi" #89660816 kayıp giden kadınların acılarımı ağır basar şair de, yoksa bir diğer kadın olarak ağladığı vatana düşen ateş mi?
Neler oldu ?
Savaşın kazananı olmadığı gibi, bu tür sahneleri İspanya iç savaşın şahitlerinden Pablo Neruda `nın Şiirler kitabında da yer yer verilen acı tabloyu, okurun içine bastıra bastıra, inleterek vermştir, acılarını, gamını, insan-yokoluşunu.

Neruda şiirinde acısını bastırmak içinde
"Gelin görün sokaklar kan 
Gelin görün  Sokaklar kan 
Gelin görün kanı 
Sokaklar boyunca akan" ... defalarca aynı satırları tekrarlamış, kadınların ve çocukların düştüğü vaziyeti,
"Öğle yemeklerinden sonraki o saatler, ergen öğrencilerin
Ve kızların ve oğlanların ve papazların kendilerini tatmin ettikleri.
Hayvanların apaçık çiftleştiği. " ile susarak, dönüyorum Adonis şiirlerine.

Acaba şiirleri okurken, sairlerin ne anlattığını düşündük mü? Hayal kurduk mu? Onlarla yaşadık, yaşlandık mı? Diyor ki; Adonis:

Atmaca şiirinde Adios bir şeylere şahit oluyor, ben kaçamadım şiirden, buyrun siz kaçıverin gerçeklerden, sevgili okurlar.

ATMACA
"Atlılar yaklaşıp ve bize kıyıdan seslendiler:
Zararımız dokunmaz,
dönün giysileriniz üstünüzde! yüzeye devam
ettim, erkek kardeşim
çocukca bir korkuyla yüzüyordu, gözgöze gelip,
cesaret dedim.
Beni duymadı. Ben Fırat'ı geçerken, o
söylediklerine kanıp,
onlara yöneldi.

<<< kestik.. ne oldu peki Adonis, sen karşıdasın, kardeşin beride, geri dönmek mi isterdin, koşup kardeşini kıyının karşısına cekmek mi?>>>> devam...
Sonra gözlerimin önünde başını gövdesinden ayırdılar...
Sadece onüç yaşında bir çocuktu o.
Sonra uçuyormuşum gibi geldi bana,
oysa ayaklarım önümdeydi."

Yani?... <susuyorum, sonra, susuyorum, şiire değil insanlığa su`suyor-um.

Atmaca şiirinin bir de devamında "Atmaca Günleri" şiir başlığı var, epeyce bi` uzun, bir- iki paragraf sonra daha fazla konuşmaya da gerek kalmayacak aslında.

Sizi hiç akrep soktu mu ? Beni daha evvel bir akrep sokmadı. Eğer soksa ölmez miydim? O zaman şair burada bir akrebin sokmasını nasıl duyumsar? En kötü ihtimal felç olmaz mı insan?

*..
"Sönen yangının bıraktığı yarıklarda dakikaları yoklardım
Susuz sınırlı toprakların
Geçip giden oldum geçip giden payıma düşenden
Çakıl taşlarını aşındırdım ve toz toprağı
Mızrağımın gölgesinde daralır yeryüzü- ölürken Akreplerin nasıl soktuğunu duyumsarım, meçhulde sürüklerim kıtayı
Ölürken arzuyla yeryüzünün üstünde yeryüzünden daha sabırlı-ölürken
Döküldüm omuzlarına rüzgârın dua ettim taşlara bile fısıldadım
Yıldızları okudum, adreslerini yazdım ve yokoluşlarını
Tutkumu çizdim harita gibi
Ve mürekkebi kanım derinliği basitliğim Köklerin ve dalların arasında uyanık çekilir Sular,
Toplanır doğanın alnına
Kuru çiçekler ve veda ettiğimiz mezarlar
burçların küresine yükseliyorum, trajediye dönüşür oysa
Oysa savrulur külleri"*.. dizeleriyle başbaşa bıraktım sizi. Akrep aramaya ne hacettir ki, insan varken bu topraklarda (topraktan kasıt, biz dünya insanlarının basmayı hak etmediği yer den bahsediyorum) eee bu durumda kedi mi nankör insan mı? " Hadi ama ! Hak ettiğimiz sloganı bir hayvana yakıştirarakta işin içinden çıkıvermişiz," "yersen.."

"Bir şair gibi ben de mevsimleri değiştirmeyi bilseydim" diye devam eden şiirde, bir şair olsam diye devam eden o kadar satır var ki..

"Şair gibi bilseydim eceli değiştirmeyi
Bilseydim şimdi olsaydım
Peygamberin adağı veya bir işareti
Haykırdım: Ey bulut
Çoğal ve yağ

Adımla Fırat’ın ve Şam'ın üstüne."
Amma evvelki şiirinde ise, yağmur yağmış, yağan yağmurda da çamurdan başka bir şey kalmamıştı. Yağmuru, şair bir arınma, temizlenme, yenilenmeyi umut ederek istemiş olsa gerek -ki buna kendide inanmamıştır. O da biliyordu ki, ilerleyen tarih sahnesi tekrarlanacak, ve bu şiirler bir daha, bir daha yazılacak, bu metruk şehirlerde (dünya...).

Şiirler atlıyor, mevsimler biriyor, ömür geçiyor derken, bi şiirin son mısraları çarpıveriyor gözlerime, gözüm seyiriyor.

Gözyaşı Mevsimi, şair şehrine olan aşkı ile başlayan hasreti, sona dogru başka bir hal alıyor. Tıpkı bugünün Suriye`sine kuşanıyor tarih

"Ey süslenmeden dökülen kadınlar
Ey güzelliğin yeli kadınlar
ey gecenin bir saatinde ışık saçan kadınlar
Ey saklı köklerin ve çamurların maliki kadınlar
Sonunda kayıp çıplaklıklarını alırsın
Ey Şam...
ey sevgi, yok..
Bağışla Ey Şam
Eğer senin mağaralarınla korkutsam
Yıksam surları,
Ateşi tamsam beni böyle sallayan
Tarihimizdeki feryat, kaybolan
Gemiler geri dönse; Bağışla Ey Şam
Sonunda kutsanmış adımlarla yürüyeceksin...  


~İnsan Hüsran~
Ne bağdat kaldı,
Ne şam.
Ne Lübnan kaldı
Ne bir müslüman
Ne insan kaldı
Dünya da.
Ne uyku uyuyacak bebek ,
Karabağ da ölü öldü
Dünya insanları, ŞEYTAN Mİ Şeytan. #89689084

Sevgiyle, dostca kalın.
165 syf.
Kitabımız Adonis' in seçilen şiirlerinden oluşuyor. Diğer kitaplarında yer alan ve olmayan şiirler burada mevcut. Rüzgarda Yapraklar linkteki kitap neredeyse aynen bu kitapta yer alıyor. Tabi bu kitap daha kapsamlı diğerine göre. Adonis' e diğer incelemelerimden bakabilirsiniz. Bu incelemeye aynı kitaplar olduğundan ekledim. Benim gibi iki şiir olsa bile farklı bir şeyle karşılaşmak isteyen iki kitabı da alabilir.

İyi okumalar...

Yazarın biyografisi

Adı:
Adonis
Tam adı:
Ali Ahmet Sait Eşber
Unvan:
Suriyeli Şair ve Denemeci
Doğum:
1930
Ali Ahmet Sait Eşber, (1930) Adonis adıyla da bilinen Suriyeli şair ve denemeci.

Lazkiye yakınlarındaki bir dağ köyünde doğdu. Küçük yaşlarda tarlalarda çalışmaya başladı. Aynı dönemde babası kendisine şiirler ezberletmeye başladı. Çok geçmeden kendi şiirlerini yazmaya başladı. 1947 yılında dönemin Suriye cumhurbaşkanı Şükrü el Kuvvetli'nin önünde şiir okuma fırsatını yakaladı ve bu vesileyle burslu olarak Lazkiye'de liseyi bitirdi, ardından da Şam'da Suriye Üniversitesi'ne gitti. 1954 yılında felsefe ve edebiyat bölümlerinden mezun oldu.

1956 yılında Beyrut'a yerleşti. 1960 yılında Lübnan uyruğuna geçen sanatçı, Lübnan İç Savaşı yüzünden ülkeyi terk ederk Paris'e yerleşti. Hâlen Paris'te yaşamaktadır. 1995'de İstanbul'da Nazım Hikmet Uluslararası Şiir Ödülü'nü almıştır. 2005 ve 2006 yıllarında Nobel Edebiyat Ödülü için adı geçenlerden biriydi.

Yazar istatistikleri

  • 72 okur beğendi.
  • 489 okur okudu.
  • 11 okur okuyor.
  • 185 okur okuyacak.
  • 6 okur yarım bıraktı.