Hilmi Ziya Ülken

Hilmi Ziya Ülken

YazarÇevirmen
8.8/10
201 Kişi
·
914
Okunma
·
124
Beğeni
·
5bin
Gösterim
Adı:
Hilmi Ziya Ülken
Unvan:
Felsefeci ve Sosyolog
Doğum:
İstanbul, 3 Ekim 1901
Ölüm:
İstanbul, 5 Haziran 1974
Türk düşünce yaşamında ve Türkiye'de bir felsefe geleneğinin oluşmasında büyük etkisi olmuş felsefeci ve sosyolog.

Hilmi Ziya Ülken İstanbul Sultanisi'ni (İstanbul Lisesi) (1918) ve Mekteb-i Mülkiye'yi (A.Ü. Siyasal Bilgiler Fakültesi) bitirdi (1921). Aynı yıl Darülfünun-ı Osmani (bugün İstanbul Üniversitesi) Edebiyat Fakültesi Beşeri Coğrafya Kürsüsü'ne asistan oldu. Aynı fakültede felsefe tarihi ve sosyoloji öğrenimi gördü. 1933'e değin sosyoloji, felsefe, tarih ve coğrafya öğretmenliği yaptı. Umumi İçtimaiyat (1931), Türk Tefekkürü Tarihi (1932-33, 2 cilt) adlı kitapları yayımlandıktan sonra uzmanlık eğitimi için Almanya'ya gitti (1934). Türkiye'ye döndükten sonra İ. Ü. Edebiyat Fakültesi'nde Türk Tefekkür Tarihi Kürsüsü'ne doçent olarak atandı (1935). 1944 yılında profesör, 1957 yılında ordinaryüs profesör oldu. 1973'te A. Ü. İlahiyat Fakültesi'nden emekli oldu. Hilmi Ziya Ülken, 1938-1943 yılları arasında İnsan dergisini yayımladı ve Edebiyat Fakültesi Sosyoloji Dergisi'ni yönetti. Türk düşünce tarihi üzerine yaptığı çalışmalarla sosyal bilimlere önemli katkılar sağlamış olan Ülken 5 Haziran 1974'te İstanbul'da öldü.
kör kuvvete hükmetmek için dev-makine şoförlüğü yerine, "BİLGİYLE FİİLİ BİRLEŞTİRMİŞ İHTİSAS ADAMLARI" na danışırsa işler yoluna girecektir.
.
Hilmi Ziya Ülken
Sayfa 180 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları
Türk kozmogonisinde dikkat edilecek bir nokta da kadının yaradılışıdır.

Sami kozmogonilerinde Havva, Âdem' in kaburga kemiğinden yaratılmıştır.
Yani ayrı bir varlık, başlı başına bir yaratılış olmayıp ondan ayrılmış bir parçadır.

Halbuki Türk kozmogonisinde kadın (hatun) kişinin bir parçası değildir.
O Karahan tarafından ayrıca yaratılmış olup Yer Hatun ismiyle Yerlik Han' a muadil bir kuvvet teşkil eder.

Düşündürücü, eleştirel bir alıntı
Türkler âlemi birbirinin zıddı olan, fakat birbirini tamamlayan iki prensip ile izah ediyorlardı. Bunlar da 'Gök Tanrı' ve 'Asra Yer' idi.

Öze Kök Tengri, asra yağız yer kılındıkta, ekin ara(sı) kişioğlu kılınmıştır.
Gök Tanrı bütün mevcudatın yaratıcısıdır. Lâkin "Asra yağız yer" onun yaratıklarını mahveder.

Birisi yaratıcı, öteki yok edicidir.
Âdeta birisi Siva diğeri Vişnu'dur.

Dipnot: ✍
Brahmanlara göre, Brahma, dünyayı ve her şeyi yaratandır. Bütün yaratma işlerini o yapar, alameti güneştir. Vişnu akıldır. Her şeyi koruyan, yani koruyucu bir ilahtır. İçinde bulunan zamana hükmeder. Alameti sudur. Siva ise, hayat ve ölüm tanrısıdır. İçinde bulunulan zamana ve istikbale hükmeder. Adalet ve intikam bunun işidir. Alameti ise, ateştir.
Bizim, boyun eğen, gözlerini kapayan, götürüldüğü yere giden, kendiliğinden hiçbir şey yapmasını bilmeyen insana ihtiyacımız yok. Bize fikirlerin arkasından körü körüne sürüklenecek insan değil, kendi içinden fikirler ve idealler doğuracak insan lazım! Biz, insanlara tapanların zümresini değil, hürriyeti içinde duyanların dostluğunu kurmak istiyoruz.
İbni Haldun, İslâm felsefesini etrafile hazmetmiş, tetkik edilmedik bir eser bırakmamış­tır. Mütefekkirimiz, Eflâtun ve Aristo sistemlerine ya­kından vâkıftır.
342 syf.
·16 günde·Puan vermedi
Spinoza'dan önermeler ve bunlara bağlı kanıtlamalarla dolu, hatta dolu dolu bir felsefi kitap.
Spinoza'nın da belirttiği gibi, eserin tarz ve sistemi "geometrik" bir şekilde düzenlenmiş. Geometri, Spinoza'nın düşünce yapısında bir düşünce biçiminin kusursuz bir şekilde ortaya konulmasının yolu olarak anlaşılır. Tıpkı Öklid geometrisinde olduğu gibi Spinoza da Ethica'sında temel aksiyomları önce ortaya koyar ve daha sonra sistemini bunun üzerinde inşa eder. Yani aksiyomların kesinlenmesinden sonra her şey tümdengelimli bir şekilde ortaya konulur. 
Öncelikle Tanrı'nın varlığı ve sıfatları ile başlıyor. 'Tanrı bir mi, sonsuz mu, tanrı yaratılması gereken mi?' tarzında soruları, kendi önermeleri ve bunlara verdiği kanıt niteliğindeki cevaplarla incelemiş Spinoza. Bu bölümden sonra ise ruhun varlığı ve yokluğuna, duygulara, yani biraz daha ahlâk ve varlık felsefelerine yönelmiş. Kıskançlık, şehvet, hırs, zalimlik, cüretkarlık gibi birçok duygunun tanımını yapmış kendince. Örneğin ödlekliği şöyle tanımlıyor: 'Emsallerinin üstlenmekten kaçınmadıkları bir tehlikeden korktuğu için arzusuna gem vuran bir insanın yaşadığı durum'. Bu gibi öznel tanımlardan, insanın duygu dünyasından oluşan bir bölüm. Hatta okurken en zevk aldığım bölüm diyebilirim. Çünkü bu tanımlarla bir yerde insana kendini sorgulatıyor aslında.

Biraz uzun sürdü okumam. Çünkü her ortamda her istediğinizde okuyabileceğiniz bir kitap değil bence. Bunun nedeni ise kitabın çok derin konular içermesi ve yoğun dikkat gerektirmesi. Alfa yayınları da kitabı gerçekten daha anlaşılır kılan bir sürü dipnot koymuş, bu yayından okumanızı öneririm.
Bol düşünmeler :)
322 syf.
Eser sevdiğim ve takip ettiğim bir yazarın tavsiye ettiği bir eserdi. Adını ilk duyduğumda, çok ilgimi çekmişti, 'Aşk Ahlakı'... Aşk'ında riayet edilmesi gereken kuralları mı vardı? Peki aşk itaat ettiğinde, geriye ne kalırdı. Çok geçmeden anladım ki Aşk'a hiç bir şey dayatmıyor bu eser. Aşk'ın muazzam doğasından söz ediyor, varolan yüksekliğinden dem vuruyordu. Olması gerekenden değil, olmaması gerekenden, bilinmesi gerekenden değil, unutulması gerekenden bahsediyordu.

Hilmi Ziya Ülken müthiş bir usluba ve birikime sahip, ilk andan itibaren o kadar şaşırttı ki bu beni, şimdiye dek duymamış olmanın üzüntüsünü hissettim. Kendisi ordinaryüs profesörmüş fakât ilmi ezberden ve bilineni daha bi bilmekten ötede... Düşüncelerinin ilk ağızdan çıktığı o kadar bariz ki, onları tutuşturan binlerce uykusuz gecenin ve ciddi bir emeğin varlığını seziyorsunuz.

Ülken evvela, arzularınızı, duygularınızı ne diye yok sayacakmışsınız ki diyor. Burada bir duraksıyorum, nasıl yani diyorum, devam ediyor. Ne diye ihtiraslarınızı görmezden gelesiniz, onlar sizin tek dayanağınız... Yok artık diyecekken, yazar dağılan okurun bütün önyargısını darmadağın ediyor. Ve diyor ki, ey okur, sana sen lazımsın! Evet ruhun var amenna ama ona sahip olabilmen için, onu yönetebilmen için, önce ihtiraslarını aşkın değirmeninde öğüt. Bunun için de ihtiraslarını tanı, sev, dinle...Kendine bir ceset muamelesi yapma, isteklerinle anlaşmadan, onlardan kurtulmanın hayalini kurma. Kirlilik dereceni ölçmeden arınmanın vaazını etme. Vazgeç kendine zulmetmekten. Çünkü sen bir cevhersin, nelerin üstesinden gelebileceğini, nasıl büyük düşünebileceğini farket ve küçük savaşların enerjinden çalmasına izin verme...

Küçük sevgileri feda et, küçük hazları, küçük elemleri feda et... Özetle patikaları değil dağ yolunu düşle, tepelerde kanat çırpmayı bırak, zirvenin rüzgarını, bilgeliğini özümse...

Aşk Ahlak'ı nedir?
Aşk'ın derinliğini aşka bırakmaktır. Ruhun sonsuzluğu değil, sonsuzluğa aşık bir ruhun varlığı...

Aşkın felsefesini bırak ey okur! Aşkı tanımak istiyorsan, onu bütün kılıflarından azad et...

Yazar felsefi olarak o kadar donanımlı ki, sık sık fikirlerini diğer düşünürlerin sorularıyla harmanlıyor.Sokrates Descartes ve Kant'ın ahlak görüşlerine yer veriyor.

"Cehennem yoksa, cennet de yoktur." diyor. Burada bir kez daha en büyük dertlerin sahibi olanların en büyük mertebelere erişmiş olduklarını hatırlıyoruz. Ve bir kere daha kuvvetle anlıyoruz ki;
Derdini seven ilahi dermanı bulmuştur.

Anlıyoruz ki bizim ihtiras dediğimiz şey, onun ihtiras tabiriyle uyuşmuyor. O manevi bir katalizörden söz ediyor 'ihtiras' denince, bir yürek işçiliğinden...

Nietzsche 'nin, 'kudret iradesi' diye tanımladığı üstüninsan'ından yola çıkarak, kendisinin yüce insan tanımına varıyor ki bu kısım çok değerliydi benim için.

Halkın gözünü kaldır aradan ey okur diyor, bizim sağduyu dediğimiz şeyin toplumun kabulleriyle ilgisi yoktur. Onlar sadece sizdeki postu tekmelerler ya da size üç beden büyük kaftanlar giydirirler. Siz ruhunuza kulluk edin, içinizdeki ejderi bir başkasının beslemesine izin vermeyin. Onunla baş etmenin ateşini taşıyın, onun nefesiyle küle dönmeyin...

Pasajlar arasında nefes alamıyorsunuz, o kadar çok konu, o kadar hızlı ve yoğun anlatılıyor ki, bir durup dinlenmekte fayda var :)

Fakat şundan emin oldum ki Ülken, insanı çok iyi tanıyor, psikolojisini ve kuruntusunu sırtlanıyor ve ruhsal sıkıntılarını dert ediniyor.

"Ukbâ ümidini kalbinden silen ukbâya zaten erişmiştir."

Şu cümle dahi kendisinin ilmi düsturu hakkında bizlere bir ufuk açacaktır diye düşünüyorum.Bambaşka bir ahlak anlayışıyla karşı karşıyasınız.

Eserin son kısmında, daha evvel hiçbir kitapta denk gelmediğim bir açıklamalar kısmı var ki, eserin şerhi diyebiliriz. Bize sunulan bütün o yoğunluğu bir anda çözüme kavuşturan bir yardım eli. Öyle duru bir dille odaklanamadığınız yerlerin altını çizmiş ki, Allah razı olsun dedirtiyor insana :)

Pdf'den okumak isteyen arkadaşlar için;

https://mega.nz/...ImBGBNm1W_MZkyYMrxps

Son olarak kitabın -bence- kalbi olan cümleyi paylaşmak isterim;

"İnsan zincirler içinde uyanır. Fakat kendi çabalarıyla birer birer bu zincirleri kırarak hürriyetini kazanır."

Derin saygımla...
342 syf.
Beş ana bölümden oluşan müthiş bir Spinoza eseri. Kropotkin ve Spinoza lafı hiç eğip bükmeden, başladığı paragrafın başında ne diyorsa sonunda da dediğini çok sağlam bir şekilde bağlamaları çok hoşuma gidiyor. Bir şey söylüyor ama onu da temellendirerek, kanıtlayarak ve daha önemlisi düşündürerek söylüyorlar. Okuyanı ya sorgulayarak muhalif olur yazara ya da sorgulayarak yazarı benimsemeye başlar. Ancak sorgulayarak... İşte bütün mesele burada. Spinoza'nın zaten hemfikir olunsun diye yazmadığı alenen ortada olduğu için insanı düşünmeye sevk eden felsefi eserlere bayılıyorum. Laf aramızda haz duyuyorum.

İçeriğine derinlemesine girip çok şey yazmak isterim ama okumayanlar vardır. Merak uyandırması açısından ana başlıkları şöyle bir sıralayayım ilgisini çeken alıp okusun.

- Tanrı hakkında
- Ruhun tabiatı ve kökü üzerine
- Duygulanışların kökü ve tabiatı üzerine
- İnsanın köleliği üzerine
- Zihin gücü ve insan hörgücü üzerine
354 syf.
·Beğendi·10/10 puan
Payen Türk Tefekkürü
İslâmî Türk Tefekkürü
Modern Türk Tefekkürü hakkında harika bilgiler sunulmuş muazzam bir eser.

Bazı bölümlerini okurken hayrete diyebileceğimiz ama yine de okumaktan çok zevk alacağımız bir kitap, özellikle ilgi alanı olanlar için vazgeçilmez bir eser.

Mütefekkirler hakkında çok kıymetli bilgilere rastlanmaktadır..
342 syf.
·49 günde·Beğendi·8/10 puan
Ethica'yı okumak isteyenlere bu çeviridense, Kabalcı Yayınları'ndan çıkan Çiğdem Dürüşken'e ait olan çeviriyi tavsiye ederim, çünkü eserin ana dili olan Latince'den direk çeviridir. Hilmi Ziya Ülken'in bu çevirisi ise Fransızca kaynaktandır. Ayrıca Ethica'yı okumadan önce Spinoza'yı tanımanızı şiddetle tavsiye ederim.
342 syf.
·Puan vermedi
Benedictus Spinoza(1632-1677) Ulus Bakerin anlata anlata bitiremediği Amsterdam Yahudi cematinden ailenin çocuğuydu. Dinbilgidi eğitimi ile yetişmesine rağmen erken yaşlarda cemat zihniyetine eleştiriler geliştirdi ve 24 yaşında kendini cematten attırdı. Spinoza'nın basılan ilk kitabı "Descartes Felsefesinin Ilkeleri ve Metafizik Düşünceler" dir. Bu bilgiden yola çıkarak Spinoza okumaları yapmadan önce Descartes felsefesini anlamaya yönelik okuma ve incelemeler yapmayı faydali ve gerekli görüyorum. Benim size bahsedeceğim Etika, Spinoza'nin ölümünden sonra yayimlanmıştir. Okumak isteyenlere özellikle Hilmi Ziya Ülken çevirisini öneririm. Etika, beş bölümden oluşan teori, önerme ve açıklama, kanıtları ile ilerleyen bir kitaptır. Kitabın ele aldığı başlıklar:
1.Tanrı hakkında
2. Ruhun tabiatı ve kökü üzerine
3. Duygulanışların kökü ve tabiatı üzerine
4. Insanin köleliği veya duygulanışlarının kuvvetleri üzetine
5. Zihin gücü veya insanın hürlüğü üzerine
Birinci bölümde cevher ve sıfat(yüklem) tanımları ve zorunlulukları üzerine düşünceler yer alır. Cevher ise Tanrı tanımı ile birleştirilir. Tanımlamalar ardından Tanrının sonsuz varoluşu ve zorunluluğu üzetine önermeler, scolieler dizilir. Tanri sorgulamasında Descartesin Meditasyonlar kitabını okumuş olmaniz zihninizi rahatlatabilir ya da zorlayabilir...bilemedim. Mevzu derin.
Ikinci bölümde ise insan ruhuna dair tanimlama ve önermeler yer alıyor. Açıkçası bu kısım bende ezber bozan uyanışlara sebep oldu. Insan ruhu gerçekten tanrisal bir ruh degil de tanrisal bilgi olabilir mi? Bu kısımda da yine Descartes okumaları yapmış olmanız iyi olacaktır. Aynı zamanda Spinoza'nın "zihin reformu" nu okuma istegine gebe kalacaksınız.
Üçüncü bölum ise Affectus kelimesi ile tanımlanan duygulanışlarla işlenmiş. Bütün duygulanışların sevinç, keder ve arzunun varyasyonlari olduğuna dair kanıtlamalar yapılır. Ulus Baker, Arzu ve Sanat kitabında bu konunun ayrintisina yer vermiştir.
Dördüncü bölümde yetkin ve eksik(yetkinsiz) , iyi ve kötü kavramlarına odaklanılmıştır. Insanın kendiliğinin ve kendisini bilmenin altı çizilir. Kendin bilmeyi Tanriyi bilmek ve kendini sevmeyi tanrisal sevgi olarak tanimlar."Ilim, ilim bilmektir. Ilim, kendin bilmektir...." aynen boyle iste. Ulus Baker yine bu konuya da kitabında yer vererek "insan, bildiğini sever" sözüyle belagatli bir özet yapmış oldu.
Son bölümde ise ruh ve akıl mekanizmalarının çalışması üzerine teori ve kanıtlamalar bulunur.
Genel anlamda felsefi bir alt yapı isteyen bir kitaptır: Etika. Kitabin son kısmında bölümlerin genel başliklari toparlanıyor ve size klavuzluk edebilecek tüyolar içeriyor. Okuyalım, akledelim ve kendimizi tanıyalim. Aristo özgürlüğü kendilik bilincine varmak olarak tanımlamıyor mu? E o zaman kır zincirlerini. "Sapere aude" ✌ Baruch Spinoza Baruch Spinoza Etika
342 syf.
·5 günde·Beğendi
"Geometrik Düzene Göre Kanıtlanmış ve Beş Bölüme Ayrılmış olan ahlâk "
Spinoza kitabının başlığı ile düşüncelerini nasıl anlatmak istediğini bize sunmuş.
İlk bölümde Tanrı kavramını soruştururken geometrik temellendirme yöntemini kullanmış. Felsefesini oluştururken etkilendiği Platon da antik çağ da Akademisinin kapısına "Geometri bilmeyen giremez" yazmıştı.
Kitap beş bölümden oluşmaktadır:
-Tanrı Hakkında
- Ruhun tabiatı ve kökü üzerine
- Duygulanışların kökü ve tabiatı üzerine
- İnsanın köleliği veya duygulanışların
kuvvetleri üzerine
- Zihin gücü veya insanın günlüğü üzerine.

Her bölümde tanım, aksiyom, önerme şeklinde soyut bir dil kullandığından okuyucuyu düşünmeye ve sorgulamaya yönlendiren bir eser.
Spinoza'nın hayatı, teolojik ve politik felsefesi incelendikten sonra Etika okuması çok daha kolay olur diye düşünüyorum.
İyi okumalar dilerim.
342 syf.
·Beğendi·9/10 puan
Einstein'ın fizikte yerçekimi yasalarının keşfine eşdeğer fikirler barındırdığını söylediği kitap. Nihayetinde Einstein : "Ben Tanrı'ya Spinoza'nın anlattığı şekilde inanıyorum" diyecekti. Ayrıca kitapta maddenin hareketine dair anlatılan önermelerin, kitap yayımlandıktan 10 yıl sonra ortaya atılan Newton'un hareket yasalarıyla paralellik arz etdiği de kişisel gözlemimdir. Panteizm görüşünün -kaideler açısından- en önemli kaynağıdır. Oldukça beğendiğim bir eserdir. Felsefeyle ilgilenenlerin mutlaka günün birinde okuyacağını umut ediyorum.

Yazarın biyografisi

Adı:
Hilmi Ziya Ülken
Unvan:
Felsefeci ve Sosyolog
Doğum:
İstanbul, 3 Ekim 1901
Ölüm:
İstanbul, 5 Haziran 1974
Türk düşünce yaşamında ve Türkiye'de bir felsefe geleneğinin oluşmasında büyük etkisi olmuş felsefeci ve sosyolog.

Hilmi Ziya Ülken İstanbul Sultanisi'ni (İstanbul Lisesi) (1918) ve Mekteb-i Mülkiye'yi (A.Ü. Siyasal Bilgiler Fakültesi) bitirdi (1921). Aynı yıl Darülfünun-ı Osmani (bugün İstanbul Üniversitesi) Edebiyat Fakültesi Beşeri Coğrafya Kürsüsü'ne asistan oldu. Aynı fakültede felsefe tarihi ve sosyoloji öğrenimi gördü. 1933'e değin sosyoloji, felsefe, tarih ve coğrafya öğretmenliği yaptı. Umumi İçtimaiyat (1931), Türk Tefekkürü Tarihi (1932-33, 2 cilt) adlı kitapları yayımlandıktan sonra uzmanlık eğitimi için Almanya'ya gitti (1934). Türkiye'ye döndükten sonra İ. Ü. Edebiyat Fakültesi'nde Türk Tefekkür Tarihi Kürsüsü'ne doçent olarak atandı (1935). 1944 yılında profesör, 1957 yılında ordinaryüs profesör oldu. 1973'te A. Ü. İlahiyat Fakültesi'nden emekli oldu. Hilmi Ziya Ülken, 1938-1943 yılları arasında İnsan dergisini yayımladı ve Edebiyat Fakültesi Sosyoloji Dergisi'ni yönetti. Türk düşünce tarihi üzerine yaptığı çalışmalarla sosyal bilimlere önemli katkılar sağlamış olan Ülken 5 Haziran 1974'te İstanbul'da öldü.

Yazar istatistikleri

  • 124 okur beğendi.
  • 914 okur okudu.
  • 109 okur okuyor.
  • 1.719 okur okuyacak.
  • 47 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları