Jack Goody

Jack Goody

7.0/10
15 Kişi
·
30
Okunma
·
3
Beğeni
·
705
Gösterim
Adı:
Jack Goody
Unvan:
İngiliz Sosyal Antropolog
Doğum:
27 Temmuz 1919
27 Temmuz 1919 tarihinde, Britanya’da, St Albans, Velwyn Garden City’de doğan sosyal antropolog Sir John (Jack) Rankine Goody, Cambridge Üniversitesi’nin önde gelen hocalarından biridir ve British Academy ve US National Academy of Sciences’ın üyesidir.

İkinci Dünya Savaşı’na katılmış, Kuzey Afrika cephesinde savaşmış, Almanlara esir düşmüş ve üç yıl esir kampında kalmıştır.

1954’ten 1984’e kadar Cambridge Üniversitesi’nde sosyal antropoloji dersleri vermiş; antropolojinin her alanında, özellikle aile, miras, çiçekler, yiyecek, okuryazarlık konularında kitaplar yazmış ve sayısız makale yayımlamıştır. Başlıca eserlerini şöyle sıralayabiliriz: Death, Property and the Ancestors (Stanford University Press, 1962); Literacy in Traditional Societies (Cambridge University Press, 1968); The Myth of the Bagre (Oxford University Pres,1972); The Character of Kinship (Cambridge University Press, 1973); Production and Reproduction: A Comparative Study of the Domestic Domain (Cambridge University Press, 1976); The Domestication of the Savage Mind (Cambridge University Press, 1977) [Yaban Aklın Evcilleştirilmesi, Dost Kitabevi Yayınları, 2001]; Cooking,Cuisine and Class: A Study in Comparative Sociology (Cambridge University Pres, 1982); The Development of the Family and Marriage in Europe (Cambridge University Pres,1983); The Logic of Writing and the Organisation of Society (Cambridge University Press, 1986); The Interface Between the Written and the Oral (Cambridge University Press, 1987); The Oriental, the Ancient and the Primitive: (Cambridge University Press, 1990); The Expansive Moment: The Rise of Social Anthropology in Britain and Africa, 1918-1970 (Cambridge University Press,1995); The East in the West (Cambridge, Cambridge University Press, 1996) [Batı’daki Doğu, Dost Kitabevi Yayınları, 2002]; Representations and Contradictions: Ambivalence towards Images, Theatre, Fictions, Relics and Sexuality (Blackwell Publishers, 1997); Food and Love: A Cultural History of East and West (Verso, 1998); The European Family: An Historico-anthropological Essay (Blackwell Publishers, 2000) [Avrupa’da Aile, Literatür Yayıncılık, 2004]; Islam in Europe (Polity Press, 2004) [Avrupa’da İslam Damgası, Etkileşim Yayınları, 2005]; The Theft of History Cambridge University Pres, 2007.
Doğa... Hepimize yüksek gayeler peşinde koşmamızı telkin eder.
Asla gevşemeyip daima tetikte olmamızı ister.
En olgun meyveye ulaşıncaya dek...
Hepimiz gündelik hayatlarımızda bu ideolojik-davranışsal çelişkileri yaşıyoruz; örneğin hem arabaların çevreye verdiği zararlardan şikâyet ederiz, hem de Nissan'imıza atlayıp (bakkalların yerini aldığından şikayet ettiğimiz) süpermarketlere gideriz.
"...kendisinin emsalsizliği hakkındaki tüm bu Batılı fikirler (hümanizma, bireycilik, eşitlikçilik,özgürlük ve rasyonellik), ciddi bir biçimde sınırlandırılmaya muhtaçtır."
Kentler gibi, üniversiteler de ancak güçlü bir teleolojinin etkisinde kalmış çok dar bir bakış açısıyla Avrupalı denilebilir.
"Avrupa İslam'a tepki gösterdiği için, Müslümanların etkisini küçümsedi ve Grek ve Roma mirasına bağlılığını abarttı. Bu yüzden bugün tek dünya çağına doğru giderken, biz Batı Avrupalılara düşen önemli bir görev bu yanlış vurguyu düzeltmek, Arap ve İslam dünyasına olan borcumuzu tam olarak tanımaktır."
Avrupa'nın kültürünü dünyanın geri kalanından ayırt etmek genelde bir Batı icadıdır.
Türklerin Avrupa Birliği'ne alınması, kahir ekseriyeti Hristiyan olan Avrupa'ya büyük bir İslâm gücü kazandıracaktır.
Batılı bir düşünürün, Batı'yı Batı yaptığı düşünülen değerleri, süreçleri, zihniyet değişimi iddialarını incelediği ve 19. yüzyıla kadar bunların diğerlerinden bugüne kadar anlatıldığı gibi aşırı farklı olmadığını incelediği bir eser. Adaletli yaklaşım için elinden gelen çabayı gösterdiğini söyleyebiliriz. Önceki düşünürleri ve Batı'yı veya Doğu'yu istisnai olarak gören dünya tarihi literatürünü göz önüne alırsak Jack Goody bu eserde göreli olarak adaletli davranmıştır diyebiliriz. Düzeltilmesi gereken birçok nokta var. Özellikle Batı'nın teleolojik tarih yazımını kendisinin de incelemeye ihtiyacı var. Dünyaya sunulan modelin geldiği çıkmaz bunun neden gerekli olduğunu gözler önüne seriyor. Batı kendini özgün/üstün görüşünü değiştirmedikçe yaymaya çalıştığı hümanist değerler hangi insan, hangi eşitlik vb. sorular üzerinden kendi çelişkilerini sorgulatmaya devam edecektir.
Evet şubat sonundan beri elim de olup da bir türlü okumadığım bir kitap kendileri. Müslümanların avrupa ile ilk buluşması sonradan yapılan savaşlar. Terörizin tanımı. Filistin israil ilişkisi, terör yaratırken devlet sahibi olmak devlet sahibi iken terörist olarak anılmanin hikayesi. Çinden müslümanlara, müslümanlar dan avrupa ya avrupa dan müslüman coğrafya sına oradan hindistana uzanan kültür medeniyet ve bilimsel malzeme yolu üzerinde yazılmış bir eser. Biraz kültür bilgi ve Avrupa islam tarihi kitaplarını seviyorsanız hoşunuza gidecektir.
Kitabı günlük periyotlar şeklinde okudum çünkü akıcı gelmedi sırf bilgi eksenli olduğu için sanırım. Kitap ilk başta Avrupanin Müslümanlık ile tanışmasıni anlatıyor kuzeyde Moğollarin orta ve doğuda Türklerin ve güneyde ise arapların buyum etkisi olduğunu açıklıyor. Özellikle ispanya da Endülüs emevi devletinin varlığı ve ondan sonra ki durum gür bir şekilde anlatılmış.
Daha sonra kültür anlamında Avrupanin doğudan etkilenisi şeklinde ayrılarak yapılmış gerek müzik anlamında gerek temizlik anlamında Avrupanin etkilenisine açıklık getirmiş.
Ekonomik anlamında etkilesimi de yine başlık altında anlatılmış buna istinaden Avrupanin şuan ki bilim alanındaki temenini şüphesiz doğu ve müslüman aleminin etkisini anlatmış. Ünlü islam bilim adamlarının kitaplarının hala orda okutuldugunu ve Arap ve Türklerin Avrupa üzerinde imar ve iskan çalışmaları ve müslümanlığin yayılış alanının gelişmesi bunun sonucu Avrupalı Hristiyan aleminin bit erimede yer alışı rönesans faaliyetlerini hizlandirmasina ve Yunan bilime yani eskiye dönüşü sağlamıştır.
Diğer bölümlerinde kitabın, etnik temizlik islam ve terörizm ve islami örgütler gibi kavramlar üzerinde açıklama yapılıp anlatılmaktadır.
Kitap dediğim gibi güzel ama biraz zaman alan bilgi eksenli bir kitap tavsiye ederim.
Selametle
‘’Kapitalizm ve Modernlik’’ ve ‘’Tarih Hırsızlığı’’ gibi kitapların yazarı Jack Goody Avrasya mucizesi adlı bu çalışmasıyla öteden beri tartışılagelen Avrupa’nın mutlak üstünlüğü teorisine eleştirel bir bakış açısı getirmektedir. Jean Baechler, John Hall, ve Michael Mann’ın aralarında yer aldığı bir grup Avrupalı entelektüel 1980lerde bir konferans düzenlemiş ve daha sonra bildirilerini bir kitap olarak yayınlamışlardır. Bu kitaba cevap mahiyetinde Avrasya Mucizesi’ni kaleme almış olan yazar batı perspektifiyle, batı dışı toplumlarda kapitalizm, modernlik ve sanayileşmeye ilişkin benzer gelişmelerin görmezden gelinerek batının elde ettiği gelişmeyi bu coğrafyaya özgü bir nitelik olarak gören anlayışa adeta bir savaş ilan etmiştir.
Goody, dünyaya Avrupa hâkimiyeti penceresinden bakan ve Avrupa’nın her daim üstün olduğunu kabul eden Weber gibi erken dönem sosyologlar ile Braudel Laslett Joseph Needham gibi tarihçilerin de benimsediği 19.yy teorisi olan “Avrupa’nın her daim üstün olduğu” inancının yanlış olduğu ön kabulü ile başlıyor.
Yazar Avrupa’nın gelişimine ilişkin gerçek nedenin ne olduğunu sorgular ve kitabın özüne ilişkin bir soru sorar. Bu soru Avrupa’nın (Avrupa içinde Batı Avrupa, Batı Avrupa içinde Kuzey Batı Avrupa ve hatta bazı durumlarda İngiltere’ye özgü faktörlerin peşine düşer) bir sıçrayış gerçekleştirerek moderniteye, sanayileşmeye ve kapitalizme neden dünyanın geri kalan kısımlarından önce ulaştığı meselesidir.
Avrupa’nın Sanayi Devrimi’nde ve Rönesans döneminde ortaya koyduğu başarılar göz ardı edilemez. Ancak bu başarıların kökeninde de Avrasya’nın payı göz ardı edilemez. Bu durum üstünlük yerine münavebeyi (sırası ile öne geçme) doğurmuştur. En başında iddia edilen bu görüşle ilerleyen bölümlerde bu görüşe kaynaklık eden unsurların doğu batı bağlamında karşılaştırmaya tabi tutulmuş, Avrupacı görüşün yanılgılarına vurgu yapılmıştır. Bu görüş bağlamında da modern dünyanın oluşumu atfedildiği gibi sadece batının eseri midir? Diğer kültür ve uygarlıkların bu şekillenmedeki katkısı nedir? sorularına farklı perspektiften bakılarak yanıt aranmıştır.
Yazara göre batı ile doğu arasındaki farkı yaratan şey Sanayi Devrimidir. Kapitalizmi geliştiren –özellikle geliştiren kavramı kullanılmış çünkü yazar kapitalizmin İngiltere’de değil farklı coğrafyalarda doğduğuna inanmaktadır- 19.yy a ait bir İngiliz kavramı olan kapitalizm kavramını kullanmadan da kent ortamlarında ve kırsal toplumlarda imalat ve ticaret faaliyetlerinin kesintisiz tekâmülü meselesini anlayabilmemiz mümkündür anlayışını ileri süren yazar ; şu an hakim düzen olan kapitalizmin gelişmesinden çok kökenine odaklanmıştır. Ancak önemli olan gelişmesine uygun ortam olan batının özellikleridir.
Avrupalılar’’ Doğu medeniyetleri kapitalizmi ortaya koymada neden başarısız oldu? Batı medeniyetinin yükselişine zemin hazırlayan benzersiz nitelikler nelerdir? sorularına yoğunlaştılar. Sorular doğuya ve batıya bakış açısını göstermek için önemli örnek teşkil etmektedir. Doğunun başarısızlığı sorgulanırken batının mucizeye kaynaklık eden nitelikleri sorgulanmaktadır. Çünkü Avrupacılar çoğunlukla kendilerini övünmeye değer diğer bir ifadeyle mucizenin meyvelerini yiyen hatta mucizeyi bizzat ortaya koyan kişiler olarak görürler. Söz konusu edilen mucize kavramıyla da birden o topraklarda zuhur eden, hiçbir etkileşimde bulunulmadan sanki kapalı coğrafyada bir fanus içinde yaşıyormuşçasına bir meydana geliş kast edilir.
Bazı tarihçilere göre batı Rönesans’tan itibaren üstünlüğü ele geçirmiştir. Rönesans (yeniden doğuş) bir zorunluluktu. Avrupa çökmek üzereyken yeniden doğuşa ihtiyaç duydu. Yazar Uzak Doğu ile Avrupa arasında Yakın Doğu aracılı ticaret faaliyetlerinin çok erken dönemlerden itibaren gelişmesiyle birlikte başladığı ve hatta Avrupa’nın Rönesans ve bilimsel bir devrimi yaşamasında etkili olan birçok yeniliği bu sayede özellikle Çin’den aldığı yönünde kanıtlar sunmaktadır. Ancak batı tüm gelişmeleri yine kendinden bilmiş ve doğu etkisini görmezden gelmiştir. Batı kurnazca istifade ettiği bu yenilikleri sanki kendisininmiş gibi benimsemiş ve özümsemiştir. Ancak batının da çabalarını görmezden gelemeyiz. Batı durağanlığı seçmemiş öğrendiklerini uygulamaya geçirmiş, faydalanmayı bırakmamış, bir adım daha öteye taşıyabilmek için çalışmıştır. Kitapta doğu-batı benzerliğine odaklı bir yaklaşım benimsendiğinden batının bu çabası görmezden gelinmiştir.
Rönesans sekülerleşme sağlamış ve bilimsel devrime zemin hazırlamıştır. Tacir sınıfının oluşmasıyla bu sınıf aristokratlarla rekabet etmede kullanabilecekleri kazanca sahip olmuş, kendi kültürlerini kendi tiyatro eserlerini ve kendi eğitim kurumlarını tesis etmişlerdir. Çünkü genç kuşakların ticaretle alakalı meseleleri bilmesi , hesapların tutulmasında yazıyı ve matematiği öğrenmeleri gerekmekteydi. Kilisenin kontrolünde ruhban sınıfı yetiştiren bir eğitim tacirlerin çıkarına hizmet etmemekteydi. Tacirler artan prestijleri sayesinde okul ve üniversitelerin müfredatlarını belirlemiş, en azından etkileyebilmişlerdir. Bu durum da sekülerliğin kurumsallaşmasının batıda gerçekleşmesinin nedenlerindendir.
Rönesans yeni bir zihniyet ve söylem oluşturmamasına rağmen bilgi teknolojilerinin kullanımını hakim kılmıştır. Ancak yazar kitapta Rönesansa sanki yeni bir söylemle gökten inmiş gibi yaklaşmış ve bütün bu üstünlüğün Rönesans kaynaklı olduğunu ileri sürmüştür.
Yazara göre Asya’nın hiçbir yerinde doğunun yeniden doğuşuna ihtiyaç olmadı. Çünkü Avrupa’nın çöküşü gibi bir çöküşü doğu hiçbir zaman yaşamadı. Avrupa’nın çöküşünde feodalitenin rolü yadsınamaz. Avrupa’yı modernizme ulaştıran bu dönemde toplumsal yaşamda durağan bir aşamaya geçilmesi nedeniyle karanlık çağ olarak nitelenen bu dönemin sonunda Avrupa bir canlanma yaşamış ve bir sonraki aşamaya geçmiştir. Yazarın bu görüşünün aksine Cengiz Han ve Timurleng’in batı seferleri sonucu Anadolu’nun istilaya uğraması şehirlerin yıkılması, kütüphanelerin yakılması sonucu Anadolu Medeniyeti bir çöküş dönemi yaşamıştır ve toparlanması da uzun yıllar almıştır. Rönesans gibi bir tamamen çöküşten ,kurtarıcı bir yenilikten bahsedilemese de tutukluk döneminden kurtulmaktan bahsedilebilir.
Asya istisnacılığı ve doğu despotizmi gibi doktrinler kitapta sorgulanmıştır. Bu doktrin savunucularına göre doğuda kentli yaşamdan tamamen soyutlanmış bir tablo çizilir ancak yazara göre doğuda bir kent kültürü hâkimdir ve bu kültür sayesinde şehre özgü zevkler gelişmiştir. Marco Polo Çin’in güneydeki başkentini ziyaretinde, tarihe tanıklık etmiş ve her açıdan dönemin Avrupa ‘sını geride bırakan ekonomisi ve sosyal yaşamıyla gelişmiş bir kentle karşılaştığını ifade etmiştir.
Yazar temel olarak doğu ve batının farklılıklarına değil benzerliklerine odaklanmıştır. Ona göre doğu batının tamamen ayrışması hiçbir dönemde gerçekleşmemiş, birbirlerini her dönemde etkilemişlerdir. Asya ve Avrupa ne birbiri ile uyumsuz ve kıyaslanamazdır ne de Marx ve Weber gibi diğer birçoklarının öne sürdüğü farklı gelişme yollarını takip etmişlerdir. İki bölge aslında oldukça paralel bir seyir izlemiştir. Ancak Avrupalılar her daim farklılıklara, doğuda sözde aşk mefhumunun olmayışına, erken evliliklere ve yine sözde çok çocuk yapılarak aile planlamasının olmamasına dikkat çekmeye çalışmışlardır.
Goody, modernleşme, kapitalizm ve sanayileşmeyi neden doğu değil de batının başardığı (ya da en azından bu süreçlerin doğu ve batıda neden aynı anda vuku bulmadığı yönünde tartışmalara tarihsel bağlamda yaklaşmış; Babürler döneminde tarihçi Raychaudhuri saray için üretim yapan atölyelerin yani karkhanaların İngiliz hâkimiyetiyle ortadan kaldırılmasıyla Hindistan’da modern anlamda sanayileşmeye temel olacak model fabrikaların yok olduğu görüşünü aktararak aslında kaynağı doğuda aramak gerektiği fikrini yinelemiştir. Akdeniz çevresindeki İstanbul, Şam, Bağdat ve İskenderiye gibi şehirlerde bilhassa da limanlarda hareketli bir ticari yaşamın olması bu kentlerin mübadele, imalat ,eğitim ve diğer ihtisas gerektiren faaliyetlerin merkezi haline gelmesi de kapitalizmin ilk ortaya çıkış sürecini sadece batıya özgüymüş gibi değerlendiren görüşe karşılık çok güçlü bir kanıt teşkil eder. Ancak yazar özellikle makinalaşma alanında neden teknik anlmda doğunun geri kaldığına tatmin edici cevaplar verememiştir.
Yazar modern bilimin ve teknolojinin batı kaynaklı olduğu fikrine karşı çıkmıştır. Ona göre matbaa ve kâğıt ilk olarak doğuda ortaya çıkmıştır. Dolayısıyla Avrupa’nın eşsiz olduğu varsayılan teknik yaratıcılığına mal edilen bu ürünlerin birçoğunun icadı doğuda gerçekleştirilmiş ya da itici gücü doğu oluşturmuştur. Doğudan yapılan ipek ithalatıyla rekabet etmeye çalışan batıda pamuk endüstrisi bu itici güçle gelişmiştir. Erken dönemlerde kâğıdın kullanımıyla ileri bir toplum haline gelmiş olan İslam dünyası bilgi toplumunun oluşturulmasında geride kalmıştır. Bunda dini kitapların matbaada basılmasının dine aykırı olduğu yönündeki görüş etkili olmuştur. Aslında kitapta da dile getirilen böyle bir yasaktan bahsedilemez. Dönemin hattatlarının geçim kapılarının yok olmaması için uyguladıkları baskı ve radikallerin gavur icadı olarak gördükleri matbaayı benimseyememeleri bu tavırda etkili olmuştur.

Yazara göre batıyı taklit etmek basitlik olarak görülmüştür. Batı modernitede günümüze dek belirli aşamalardan geçmiştir. Batıyı saf taklitten öte, gelişmeleri örnek alarak daha ilerisine taşıma amacı güdülmelidir. Bu amaçtan sapılırsa Batının geldiği noktaya ulaşmak için verilecek uğraşla, ancak zamanın boşa harcanması yönünde doğunun aleyhine sonuç doğuracaktır.
Doğu her ne kadar tarihte bazı dönemlerde üstün konumda olmuş olsa da günümüzde uyuklayan bir dev değildir. Gelişmelere açık ve günün koşullarına uyabildiği sürece üstünlüğü ele geçirme şansını elinde tutabilecektir. Yoksa goody’nin bahsettiği münavebe dönemine ulaşmak hayal olmaktan öteye geçemeyecektir. Yazar iddialarını güçlendirmek adına sık sık tekrara düşmüştür ancak bu durum akademik değerine zarar verecek düzeyde değildir. Kitap değindiği konularda hatırı sayılır bir kaynakça sunmaktadır. Üslubu anlaşılması kolay ve akıcı dili de kitabı bir başucu kitabı haline getirmektedir.

Yazarın biyografisi

Adı:
Jack Goody
Unvan:
İngiliz Sosyal Antropolog
Doğum:
27 Temmuz 1919
27 Temmuz 1919 tarihinde, Britanya’da, St Albans, Velwyn Garden City’de doğan sosyal antropolog Sir John (Jack) Rankine Goody, Cambridge Üniversitesi’nin önde gelen hocalarından biridir ve British Academy ve US National Academy of Sciences’ın üyesidir.

İkinci Dünya Savaşı’na katılmış, Kuzey Afrika cephesinde savaşmış, Almanlara esir düşmüş ve üç yıl esir kampında kalmıştır.

1954’ten 1984’e kadar Cambridge Üniversitesi’nde sosyal antropoloji dersleri vermiş; antropolojinin her alanında, özellikle aile, miras, çiçekler, yiyecek, okuryazarlık konularında kitaplar yazmış ve sayısız makale yayımlamıştır. Başlıca eserlerini şöyle sıralayabiliriz: Death, Property and the Ancestors (Stanford University Press, 1962); Literacy in Traditional Societies (Cambridge University Press, 1968); The Myth of the Bagre (Oxford University Pres,1972); The Character of Kinship (Cambridge University Press, 1973); Production and Reproduction: A Comparative Study of the Domestic Domain (Cambridge University Press, 1976); The Domestication of the Savage Mind (Cambridge University Press, 1977) [Yaban Aklın Evcilleştirilmesi, Dost Kitabevi Yayınları, 2001]; Cooking,Cuisine and Class: A Study in Comparative Sociology (Cambridge University Pres, 1982); The Development of the Family and Marriage in Europe (Cambridge University Pres,1983); The Logic of Writing and the Organisation of Society (Cambridge University Press, 1986); The Interface Between the Written and the Oral (Cambridge University Press, 1987); The Oriental, the Ancient and the Primitive: (Cambridge University Press, 1990); The Expansive Moment: The Rise of Social Anthropology in Britain and Africa, 1918-1970 (Cambridge University Press,1995); The East in the West (Cambridge, Cambridge University Press, 1996) [Batı’daki Doğu, Dost Kitabevi Yayınları, 2002]; Representations and Contradictions: Ambivalence towards Images, Theatre, Fictions, Relics and Sexuality (Blackwell Publishers, 1997); Food and Love: A Cultural History of East and West (Verso, 1998); The European Family: An Historico-anthropological Essay (Blackwell Publishers, 2000) [Avrupa’da Aile, Literatür Yayıncılık, 2004]; Islam in Europe (Polity Press, 2004) [Avrupa’da İslam Damgası, Etkileşim Yayınları, 2005]; The Theft of History Cambridge University Pres, 2007.

Yazar istatistikleri

  • 3 okur beğendi.
  • 30 okur okudu.
  • 6 okur okuyor.
  • 41 okur okuyacak.
  • 2 okur yarım bıraktı.