O. Henry

O. Henry

7.9/10
88 Kişi
·
219
Okunma
·
31
Beğeni
·
2.322
Gösterim
Adı:
O. Henry
Tam adı:
William Sydney Porter
Unvan:
Amerikalı yazar
Doğum:
Greensboro, Kuzey Carolina, ABD, 11 Eylül 1862
Ölüm:
Asheville, Kuzey Carolina, ABD, 5 Haziran 1910
O. Henry, (d. 11 Eylül 1862, Kuzey Carolina – ö. 5 Haziran 1910, New York) ABD'li yazar William Sydney Porter'ın takma adıdır. Yazar özellikle yazdığı öykülerin şaşırtıcı sonları ile ünlüdür.

Yazar, Kuzey Carolina'da Greensboro kasabasında doğdu. Doğduğunda aldığı ikinci ismi Sidney'in yazım şeklini 1898 yılında Sydney olarak değiştirdi. Fizikçi olan babası Dr. Algernon Sidney Porter (1825-1888); annesi ise Mary Jane Virginia Swaim Porter (1833–1865) idi. Babası ve annesi 20 Nisan 1858 yılında evlenmişlerdir. William üç yaşındayken annesini veremden kaybetmiş ve ardından babasıyla birlikte babaannesinin yanına taşınmıştır. Çocukluk yıllarında Porter, klasiklerden ucuz romanlara kadar herşeyi okuyordu.

1876 yılında Porter, halası Evelina Maria Porter'nın ilköğretim okulundan mezun oldu. Daha sonra Lindsey Street Lisesi'ne kaydını yaptırdı. Halası ona on beş yaşına kadar vasilik etti. 1879'da, amcasına ait bir eczanede çalışmaya başladı. 1881'de on dokuz yaşında eczacılık ruhsatı aldı.

1882 yılının Mart ayında Porter, Dr. James K. Hall ile birlikte Texas'a taşındı. Bir mandırada toplam yedi yıl çalıştıktan sonra emlakçılık ve proje ressamlığı yaptı. Evlendikten sonra hesaplarında bulunan bir yolsuzluk nedeniyle işine son verildi. Evlendiği eşini de annesi gibi verem nedeniyle yitirdi. Yerleşmek üzere gittiği Houston'da Houston Post gazetesinde çalışmaya başlayan Henry, hakkında açılan davaya girmeyerek Honduras'a gitti. Eşinin rahatsızlanması üzerine iki yıl sonra dönerek yargıç karşısına çıktı. Kaçması nedeniyle üç yıl fazla ceza alarak Colombus cezaevinde hapsedildi. Buradaki bir gardiyanın isminden edindiği takma adıyla öyküler yazmaya başlayan O. Henry, cezaevinden çıkınca Pittsburg'a gitti.

1902 yılında bir yayınevinin çağrısı üzerine New York'a yerleşti. Orada bulunduğu süre içerisinde 381 adet kısa hikâye yazdı. New York World Sunday Dergisi için haftada bir hikâye yazmaya başladı. Hikayelerindeki ilginç sonlar okurları tarafından beğeniyle karşılandı. Porter 1907 yılında North Carolina'yı ziyaret ettiğinde karşılaştığı çocukluk arkadaşı Sarah (Sallie) Lindsey Coleman ile evlendi. Yazar, dergilerde yayınlanan öyküleriyle gösterdiği başarıya rağmen aşırı alkol alıyordu. Bu nedenle 1908 yılında sağlığı kötüye gitmeye başladı. Bu durum yazdığı öykülerde de etkisini göstermiştir. Eşi Sarah onu 1909 yılında terk etti. 1910 yılında yazar, kalp büyümesi ve şeker hastalığının da etkisiyle karaciğer sirozundan hayatını kaybetmiştir.

Yalın dili, yayımlandığı çağı yansıtması, özentisiz kalemi ve doğal anlatımı nedenleriyle Amerikan edebiyatının en güçlü öykü yazarlarından biri olarak bilinen O. Henry'nin yapıtları, 1901 yılından sonra 10 cilt olarak yayımlanmıştır.
"Beklemekten yoruldum. Düşünmekten yoruldum. Her şeyi bırakıp o zavallı yorgun yapraklardan biri gibi süzüle süzüle gitmek istiyorum."
Bir insan ne istediğini biliyorsa ve istediği bu şeyi elde edebiliyorsa,
kırk milyon doları olan bir adamdan ne farkı var?
Yapraklar,sarmaşığn üzerindeki yapraklar.Sonuncusu gittiğinde ben de gitmeliyim.
Gayet yavan bir hayatın sonuna geldiğimizde aşk hayatımızdan geriye bir iki evlilik, kiralık kasada duran gül şeklinde saten bir broş ve kaloriferle bir ömür sürmüş kavgalar kalmış olur.
O. Henry
Sayfa 49 - Aylak Adam Yayınları
"Bir gün, insanoğlunun şehrine, eyaletine, mahallesi ya da ülkesine duyduğu bu kof ortadan kalkacak ve bizler hepimiz dünyanın birer vatandaşı olacağız; olmamız gerektiği gibi."
"İnsana sadece insan olarak bakın sırtına herhangi bir bölgenin yaftasını yapıştırmayın."
"Kendini eskimiş küçük kanepeye atıp feryat figan ağlamaktan başka yapacak bir şey yoktu. Della da öyle yaptı. Buradan da hayatın, ağlama, iç çekme ve gülümseme aşamaları arasında gidip geldiği ve bunlardan iç çekişlerin ağırlıkta olduğu dersi çıkacaktır."
Demek 2016'ya bu kitapla veda etmek nasipmiş. Çehov 'u darbe girişiminden bir gün önce okumuştum ilk kez. O'Henry'yi de çok soğuk bir yılbaşı günü, rahmanlar sahilinde, günlerdir aç kalmış gibi ağlayan kedilerin, martı seslerinin arasında, Yalova ve diğer bütün karşı kıyı, her yer kar kaplı ama tertemiz bir gökyüzünün altında uzanmış yatarken okudum. İlk kez okuyacağım için bir anlamda zar atmak gibiydi, elbette adını duymuştum yazarın ama bana Çehov gibi sevgi hissettirecek, anlatımından karakterlerine dek Çehov izleri bulunan, insana tebessüm eden bir yazar okuyacağımı kimse söylememişti, ben de durup düşünmemiştim bir an için. Daha ilk hikâyede ağladım. Bir sonraki hikâyede güldüm. Bir diğerinde etraftakiler adam delirdi diyecekler diye korkmadım değil ama kahkaha atıyordum. Korkunç olaylarla geçen 2016'nın son güzelliği olsun bu bana. Dünya cehennem gibi bütün kötülerin savaş alanıyken; insan, hayvan ya da ağaç biz bütün masum ve mazlumların ah edişleri göklere ulaştı...ölen ölene..giden gidene. Bütün bir seneyi düşündüğümde kitap yapraklarının güzel kokuları ve bana hatırlattıkları, anılarımdan kopup gelen nice güzellikler bir kenarda boynu bükük bekliyor, çünkü Sefer'in öldüğünü ya da Selçuk 'un toprak altında kaybolup giden bedenini düşününce, ya da nice güzel masum canın sokakta yok olduğunu gördükçe, şu hayat denen keşmekeşin içerisinde debelenen bizler bir vatan-i aslî hayali ya da ümidiyle bir an önce gitmeyi dilerken içimizden sessiz, kitaplar ve yine edebiyat işte, bir teselli gibi önümüzde uzanıyor ve kitap yaprakları çevrildikçe, bizi kötülükten koruyan bir şefkat kucaklaması gibi o rüyanın içine savruluveriyoruz. Bu sitenin en önemli özelliklerinden birisi, benim için, aklıma gelmeyen bir şeyin gerçekleşmesini sağlamak oldu..çünkü ben burada yaşadığımı düşünüyorum. Sadece okumak değil; konuşmak ve söylemek, hayatımın akıp gidişini, çok meçhul de olmayan bir gelecekte bitişine dek bekleyişimi de anlatmak için de buradayım ve anlattıkça hayat boyu biriktirdiğim her ne ise onu anlatabildiğimi ve bunu yapabildiğimi, burada kendim gibi olabildiğimi görüyorum ve bu bana büyük bir keyif veriyor. Dışarda, dünyada olduğu kadar burada da yaşadığımı düşünüyorum. Tek başıma okuduğumu düşünmüyorum çünkü, bu kalabalık hissi bana çok iyi geliyor..Faruk Duman'ın büyülü ormanını burada arşınladım kitaptan kitaba, burada tanıdım Çehov'u, Conrad'ı bir kez daha burada okudum. Okuma geçmişim kendi tarihime karıştı, aldığım edebi lezzetin arttığını hissettim. Burada yüzünü görmeden, sesini duymadan sevdiğim kitap dostlarım oldu. Belki de burası Duman'ın anlattığı o büyülü ormanın bir parçasıdır bir yandan da...ormana girip kaybolanlara yol gösteren o parsın gölgesi buralarda da vardır belki...olamaz mı? Her yeni yazar bir olasılık gibi seriliyor önümüze. Bunca kötülüğe, bunca insan olamamışın dünyaya duyduğu şehvete karşı ille de edebiyat diyen bizler, burada yaşayanlar, edebiyatla büyüyen bizler, biz yalnızlar onlar kadar güçlü değilsek de zayıflığımızla hayattayız ve kitaplarımızla, hüsn-ü sabırla sabrediyoruz. Dışarıdaki korkunç soğuğun, artık geceleri gelmemeye başlayan elektriğin, otuz beş sene öncesi hatırası mumların ve karanlığın arasında, herkes ve herşey artık savaşırken ümitle yaşamaya çalışıp, birbirimize ve bizim gibi olabilecek nice diğerlerine "iyiki edebiyat var" diye fısıldıyoruz, "iyiki edebiyat var". İyiki edebiyat var...
İlk olarak, kesinlikle herkesin okumasının gerektiğini düşündüğüm bir kitap. İçinde kesit kesit, kısa kısa hikayelerden oluşmuş. İlk başta kitabın klasik bir 100 Temel Eser olduğunu düşünmüştüm. Ama okuduğum zaman farklı dünyalar, farklı kapılara giriş yaptım. Olayların başlangıçları, ve tabii ki bitişleri insanı hayrete düşürecek kadar şaşırtıcı. Sadece hikayelerin sonunda "keşke gerisinde ne olduğunu da öğrenebilseydik" diyorsunuz. Olayların nasıl bittiğini öğrendikten sonra -genellikle ailelerin- yaşamlarının nasıl olduğunu merak ettim. Sizinle etkilendiğim hikayeden kısa bir kesit paylaşarak, incelemeyi bitireceğim; Uzun sarı saçlı kadın, eşinin parasının az olduğunu bildiğinden, düşünüp taşındı. Ve binanın yanındaki kuaföre gitti. Saçlarını kestirdi, ve sattı. Kasabanın altını üstüne getirdi, ve sonunda aradığı hediyeyi aldı. Bir saat askılığı. O akşam eşi eve girdiğinde çok şaşırdı. Uzun bir sessizlikten sonra birbirlerine hediyelerini uzattılar. Adam, kadının uzun zamandır çok istediği mücevherli tokaları almıştı. "Olsun, saçım çabuk uzar canım" dedi, kadın. Kadının aldığı hediyeye eşinin karşılığı ise şu oldu: "Ben bu tokaları almak için ne yazık ki saatimi sattım." İkisi arasında kısa bir tebessüm oldu. "Birbirleri için en iyi hediyeyi almak isteyen harika bir çift"...
Çok kısa ama çokça anlamlı ve düşündürücü bir öykü. "Noel hediyesi" aslında hayatım boyunca çok önem verdiğim ve her zaman heyecanla beklediğim bir durum.

Bugün tamamen tesadüfen elime geçen bu kitap hatırlattı ki, Hristiyan Katolik kardeşlerim bugün Noel bayrami kutluyorlar...
Burdan onlara mutlu Noeller diliyorum. Sizlere de keyifli, huzur dolu pazar günü diliyorum.
Kız saçlarını satar ve sevgilisi için saat hediye alır.sevgilisi de onun için saatini satar ve kenarları taşlarla süslü tarak alır.. hikayelerin sonları şaşırtıcı ve çok güzel...
Kısa kısa öykülerden oluşan ve bu öykülerin sonunu tahmin edemeyeceğiniz bir kitap. Klasiklere girmişse okunması gerektiğini düşünüyorum. En güzel hikayelerinin son yaprak ve müneccimler armağanı olduğunu düşünüyorum. Toplumsal konular ele alınmış ve aile hayatlarından kesitler sunulmuş. Tavsiye ederim.
Bu hikayeyi ilk VI. sınıfta dinlemiştim, çok sevdiğim, sevgili edebiyat hocamdan, daha sonra  hikayeyi iki-üç kere tekrar okudum bazen sadece kendime bazen kardeşime elbette aynı duygularla, eserin içindeki fedakarlık ve aşkın gücü beni etkilemiş olan büyük bir öğe aynı zamanda da ironik bir eser çıkarmış O. Henry, oldukça da kısa bir hikaye ki bu benim açımdan hiç iyi bir şey değildi..

Küçüklerimize okuyabileceğimiz nadide kitaplardan çünkü sevgi ve fedakarlık paylaşılması gereken çok değerli duygulardır..
Güzel bir saat zinciri ve güzel bir tarak seti... İlk hikayede fedakarlığı hissedeceksiniz. Ve ilk hikaye tanıdık. Güzel başlıyor ve bitiyor. Hikaye severler bu kitabıda severler.
Yazarın okumuş olduğum ilk kitabı. Hikayelerinin hayatın içinden ve ders verici nitelikte olması hoşuma gitti. Sayfa sayısının az ama içeriğinin fazla olduğunu belirtmek isterim. Okumadıysanız eğer listenizde bulunması ve okunulması gereken bir kitap.
Keyifli okumalar.. :)
( MK- Mâverâ )
"Hayret ! Bütün gece devam eden yağmur ve şiddetli rüzgara rağmen, dalda bir tek yaprak kalmış. Yerden 5,6 metre yükseklikte, bir dala mucizevi olarak asılı kalmış..."




Evet bu hikaye çoğunuza tanıdık gelecek, bu hikayede çok ciddi hasta olan ve pencerenin önündeki sarmaşık yapraklarının tamamının döküldüğünde öleceğine inanan ,genç bir bayan ve bir de aşağı katta yaşayan , yaşlı yetenekli bir ressam var. Yağmurlu ve fırtınalı bir gün sonrası o ressam , zatüreden ölür ve kız sabah o kalan tek yaprağı görünce birden canlanır, iyileşeceğine inanmaya başlar ve gerçekten de durumu iyileşir ... Evet nasıl oldu da o son yaprak orada kaldı? Evet anladınız sebebini...

Sonra bir bildik hikaye daha size, birbirine delice aşık , ama çok yoksul bir karı koca. Evlilik yıldönümleri için kadın, o ipek gibi uzun güzel saçlarını keser satar , kocasının çok sevdiği saatine zincir almak için; kocası da karısına gümüş tarak, toka seti almak için ne yapar? Tabi ki tahmin ettiniz...

İşte okuduğum bu güzel kitapta bulunan tanıdık hikayelerin sahibi O. Henry.Gerçek adı William Sydney Porte ve genelde şaşırtan sonların adamı olarak biliniyormuş. Gerçekten her hikayesinin sonunda bir şaşkınlık yarattı bana da Çok akıcı, unutulmaz tasvir gücüne sahip bir anlatımı vardı hikayelerin...
O. Henry'nin farklı finalleriyle şaşırtan hikayelerinden oluşan "Son Yaprak," hemen hemen her yaştan okurun okuyabileceği keyifli bir eser. Her öykü, farklı sonu ile dikkat çekerken; ilerleyen hikayeler için bu durum, olumsuz etki doğurabiliyor. Hikayelerin giriş ve sonuç bölümüne odaklanıp; gelişme bölümünde sıkılabiliyorsunuz.
Yaşama sevincini anlatan "Son Yaprak",
gerçek sevgiyi hatırlatan "Müneccimler Armağanı",
değişmeyen huylarımızı aktaran "Harlem'de Bir Trajedi",
hayatın ve insanların mekanikliğini anlatan "Sarkaç",
en değişik finali ve dostluk üzerine olan "Yirmi Yıl Sonra",
zamane çocuklarının komedisini ta o dönemde yansıtan "Kızıl Reisin Fidyesi",
son olarak keyifli bir komedi öyküsü olan "El Falı"; kitapta beğendiğim öyküler...

Yazarın biyografisi

Adı:
O. Henry
Tam adı:
William Sydney Porter
Unvan:
Amerikalı yazar
Doğum:
Greensboro, Kuzey Carolina, ABD, 11 Eylül 1862
Ölüm:
Asheville, Kuzey Carolina, ABD, 5 Haziran 1910
O. Henry, (d. 11 Eylül 1862, Kuzey Carolina – ö. 5 Haziran 1910, New York) ABD'li yazar William Sydney Porter'ın takma adıdır. Yazar özellikle yazdığı öykülerin şaşırtıcı sonları ile ünlüdür.

Yazar, Kuzey Carolina'da Greensboro kasabasında doğdu. Doğduğunda aldığı ikinci ismi Sidney'in yazım şeklini 1898 yılında Sydney olarak değiştirdi. Fizikçi olan babası Dr. Algernon Sidney Porter (1825-1888); annesi ise Mary Jane Virginia Swaim Porter (1833–1865) idi. Babası ve annesi 20 Nisan 1858 yılında evlenmişlerdir. William üç yaşındayken annesini veremden kaybetmiş ve ardından babasıyla birlikte babaannesinin yanına taşınmıştır. Çocukluk yıllarında Porter, klasiklerden ucuz romanlara kadar herşeyi okuyordu.

1876 yılında Porter, halası Evelina Maria Porter'nın ilköğretim okulundan mezun oldu. Daha sonra Lindsey Street Lisesi'ne kaydını yaptırdı. Halası ona on beş yaşına kadar vasilik etti. 1879'da, amcasına ait bir eczanede çalışmaya başladı. 1881'de on dokuz yaşında eczacılık ruhsatı aldı.

1882 yılının Mart ayında Porter, Dr. James K. Hall ile birlikte Texas'a taşındı. Bir mandırada toplam yedi yıl çalıştıktan sonra emlakçılık ve proje ressamlığı yaptı. Evlendikten sonra hesaplarında bulunan bir yolsuzluk nedeniyle işine son verildi. Evlendiği eşini de annesi gibi verem nedeniyle yitirdi. Yerleşmek üzere gittiği Houston'da Houston Post gazetesinde çalışmaya başlayan Henry, hakkında açılan davaya girmeyerek Honduras'a gitti. Eşinin rahatsızlanması üzerine iki yıl sonra dönerek yargıç karşısına çıktı. Kaçması nedeniyle üç yıl fazla ceza alarak Colombus cezaevinde hapsedildi. Buradaki bir gardiyanın isminden edindiği takma adıyla öyküler yazmaya başlayan O. Henry, cezaevinden çıkınca Pittsburg'a gitti.

1902 yılında bir yayınevinin çağrısı üzerine New York'a yerleşti. Orada bulunduğu süre içerisinde 381 adet kısa hikâye yazdı. New York World Sunday Dergisi için haftada bir hikâye yazmaya başladı. Hikayelerindeki ilginç sonlar okurları tarafından beğeniyle karşılandı. Porter 1907 yılında North Carolina'yı ziyaret ettiğinde karşılaştığı çocukluk arkadaşı Sarah (Sallie) Lindsey Coleman ile evlendi. Yazar, dergilerde yayınlanan öyküleriyle gösterdiği başarıya rağmen aşırı alkol alıyordu. Bu nedenle 1908 yılında sağlığı kötüye gitmeye başladı. Bu durum yazdığı öykülerde de etkisini göstermiştir. Eşi Sarah onu 1909 yılında terk etti. 1910 yılında yazar, kalp büyümesi ve şeker hastalığının da etkisiyle karaciğer sirozundan hayatını kaybetmiştir.

Yalın dili, yayımlandığı çağı yansıtması, özentisiz kalemi ve doğal anlatımı nedenleriyle Amerikan edebiyatının en güçlü öykü yazarlarından biri olarak bilinen O. Henry'nin yapıtları, 1901 yılından sonra 10 cilt olarak yayımlanmıştır.

Yazar istatistikleri

  • 31 okur beğendi.
  • 219 okur okudu.
  • 5 okur okuyor.
  • 101 okur okuyacak.
  • 3 okur yarım bıraktı.