Otto Rank

Otto Rank

Yazar
7.9/10
51 Kişi
·
204
Okunma
·
55
Beğeni
·
1.811
Gösterim
Adı:
Otto Rank
Unvan:
Avusturyalı Psikolog.
Doğum:
Viyana, 1884
Ölüm:
Abd, 1939
Otto Rank, asıl adı Otto Rosenfeld (d. 22 Nisan 1884, Viyana, Avusturya-Macaristan İmparatorluğu - ö. 31 Ekim 1939, New York kenti, ABD), Avusturyalı psikolog.
Psikanaliz kuramını efsane, mit, sanat ve yaratıcılığın incelenmesini kapsayacak biçimde genişletmiş, bunaltı (anksiyete) nevrozunun temelinde doğum sırasında yaşanan psikolojik travmanın bulunduğunu ileri sürmüştür.

Yoksul bir ailenin oğluydu. Meslek okulunda öğrenimini sürdürürken geceleri yazmaya çalışıyordu. Sigmund Freud'un ilk yandaşlarından biriydi, onun Die Traumdeutung 'undan (1900; Düşlerin Yorumu, 2 cilt, 1991-92) esinlenerek yazdığı Der Künstler 'de (1907; Sanatçı) psikanaliz ilkelerinden yola çıkarak sanatı açıklamaya çalıştı. Bu çalışmayla ilgisini çektiği Freud'un yardımıyla Viyana Üniversitesi'ne girdi ve 1912'de Felsefe doktorasını tamamladı. Öğrenciliği sırasında resmen adını değiştirerek yazarlık adı olan Otto Rank adını aldı. Der Mythus von der Geburt des Helden (1909; Kahramanın Doğuşu Miti) ve Das Inzest-Motiv in Dichtung und Sage (1912; Şiirde ve Efsanede Ensest Motifi) adlı yapıtlarında, Oidipus karmaşasının sayısız şiir ve mite kaynak olduğunu gösterir.
Viyana Psikanaliz Derneği'nin sekreterliğini yapan Rank 1912-24 arasında Internationale Zeitschrift für Psychoanalyse 'yi yayımladı. 1919'da kurduğu ve psikanaliz üzerine yapıtları yayımlamayı amaçlayan yayınevini 1924'e değin yönetti. Sándor Ferenczi ile sıkı bir ilişki kurarak, onunla birlikte psikozların da psikanaliz alanına alınmasına katkıda bulundu.
1924'te, Das Trauma der Geburt und seine Bedeutung für die Psychoanalyse (Doğum Travması ve Psikanalizdeki Anlamı), adlı yapıtını yayımlayarak, freudcu ortodoksluğa karşı ilk kez ayrıldıkları noktaları ortaya koydu. Kitap, Freud ve Viyana Psikanaliz Derneği'nin öbür üyeleriyle ilişkisinin bozulmasına ve dernekten atılmasına yol açtı. Dölyatağından dış dünyaya çıkışın, çocukta ergenlik döneminde bunaltı nevrozu yaratabilecek şiddetli bir korkuya neden olduğu ileri sürülen kitabın psikanalizin temel kavramlarıyla çeliştiği düşünüldü. 1920'lerin ortalarından başlayarak ABD ve Avrupa'nın birçok ülkesinde dersler veren Rank 1936'da New York kentine yerleşti. Yapıtları psikiyatri, psikoterapi, danışmanlık ve eğitim alanlarında, ayrıca günümüzde hümanist psikoloji ve güdümsüz psikoterapide etkili oldu.
1930'larda Rank kişilik gelişmesinde yönlendirici güç olarak istenç kavramını geliştirdi. İstenç, Freud'un insan davranışındaki yönlendirici etkenler olarak gördüğü sezgisel dürtülerin denetlenmesi ve kullanılmasında olumlu bir güç olabilirdi. Buna göre, hastanın psikanaliz sırasında gösterdiği direnç, içsel bir olumsuz etken değil, bu istencin bir dışavurumuydu. Freudcu analistlerin tersine, bu direnci yıkmak yerine, kişinin kendini bulması ve gelişmesini yönlendirmek için kullanmak gerekiyordu.
Rank'a göre insanı bilinçli, amaçlı ve kendine yön verebilen bir varlık durumuna getiren istençtir. Kişilik özelliklerine göre insanlar ortalama, artistik ve nevrotik olarak üç ayrı kategoriye ayrılabilir. Toplumun kurallarına karşı çıkmadan uyan, yaratıcı olmayan, toplum için yararlı, öte yandan kendisine yararsız olan ortalama insan tipine karşılık artistik tip yaratıcı ve üretkendir. Nevrotik insan ise yaratıcılığı engellenmiş olan artistik tiptir.
Rank, Freud'dan koptuktan sonra psikanalizden uzaklaşarak "yeniden doğuş" kuramı adını verdiği bir psikoterapi yöntemi geliştirdi. Temelde kuralsız ve kimilerince bilimsellikten uzak olan bu yöntemde, korku ve suçluluk duyguları azaltılarak yaratıcılğa varan bir varoluşun geliştirilmesi amaçlanır. Terapide yaşam tartışılmamalı, doğrudan yaşanmalıdır. Bu yaklaşım daha sonra güdümsüz ve varoluşçu psikoterapilerin temel ilkesini oluşturdu.
Biz hepimiz, hala "çok teorik" insanlarız ve bilmenin "erdemli" yapmaya yettiğini sanıyoruz.
Psikanaliz bunun böyle olmadığını ispatlamaya çalışmıştır.
Bilgi başka şeydir, iyileştirici etken başka.
Sadistler, kan ve iç organlarla oynayan çocuk katilleri ya da kadın katilleri bedenin içinin nasıl göründüğünü soran çocuksu merakla meşguldür.
Hepimiz ölmeye mahkum günahkarlar değil miyiz? Doğmuş olmamızın bedelini önce yaşamla sonra da ölümle ödüyoruz.
“Kimse hakikat ile yaşayamaz. İnsan yaşayabilmek için, hem sanat, din, felsefe, bilim ve sevgi gibi dışsal yanılsamalara, hem de dışsal olanı belirleyen içsel yanılsamalara ihtiyaç duyar.”
183 syf.
·5 günde·10/10 puan
Metis Ötekini Dinlemek serisinin 11. kitabı olan bu çalışmanın(ki 20. yy. ın çığır açan çalışmaları arasındadır) savı şudur; insan yaşamı, birincil kaygısının kökenini "doğmuş olmak" tan alır. Bizim "anne karnı huzuru" olarak da andığımız o sıcak, rahat, denge halinden, cennetten, dış dünyanın vahşetine, denge arayışına sürülen insanın yani kitabın başında Rank'ın, Nietzsche'den alıntılamış olduğu gibi "tesadüfün ve zahmetin çocukları" olan insanın, hikayesinin başına yerleştirir doğum travmasındaki "ayrılık kaygısını" Rank. Rank'ın bu argümanı Freud'un "fizyolojik doğum kaygısı" üzerine olan görüşünden temel alsa da o, Freud'dan farklı olarak yoğun, derin bir analize tabi tutar bu olguyu. Freud'daki ödipal kompleks Rank'da önceliğini doğum travmasına bırakmıştır. Öyle ki insanın bireysel gelişim sürecinde anksiyete için şu sıralamayı oluşturabiliriz;
Doğum >> Memeden kesilme >> Hadım edilme
Ona göre "Ruhsal yapının ortaya çıkması doğum travmasıyla başetme girişiminin bir sonucuydu..." (s. 12). Ve bu nedenle sağlıklı insan derken aslında "sağlıklı nevrotik" i kastederiz.
Rank'a göre kişi mutluluk ve özgürlük eğilimlerinin çatışmasıyla dünyada bulur kendini. Mahler'in İnsan Yavrusunun Psikolojik Doğumu adlı çalışmasında, insan yavrusunun ilk 36 ayındaki gelişiminin psikolojik seyri göz önüne alındığında, bu 36 aylık evreye "ayrılma-bireyleşme süreci" denilivermiştir. Buradaki haklılık gibi insan yaşamı da ölüme tekabül eden ayrılık ve keza yaşama tekabül eden birleşme ile tarif edilir Rank'da. Elbette durum, Engin Gençtan'nın girişte belirttiği üzere her halükarda suçluluktur; "Her iki durumda da eşlik eden duygu suçluluktur. Kendimize ya da çevremize ihanet etmenin suçluluğu." (s. 9). Varoluşçu psikoterapistleri etkilemiş olan Rank'ın bu suçluluğu da "varoluşsal suçluluk" adına tekabül eder bu ekolde; kişinin varolmasından öte gelen suçluluğu.

"Sonuç itibariyle analiz, tam olarak baş edilmemiş doğum travmasını sonradan alt etme faaliyeti olarak karşımıza çıkmaktadır." (s. 27-28) diyor Rank, başarılı analizlerin ortak görüngüsü olan "doğum sembollerine" dikkat çekerek. "Yeniden doğmuş gibi olmak" deyimiyle tanımlanabilecek olan nekahet döneminde olduğu üzere. Peki öyleyse analitik açıdan durumu ele aldığımızda terapistin(analizanın) konumu nereye düşmektedir? Rank'a göre "direnç olgusu" zamanında, anneden, babaya ya da babanın ikâmesine doğru gerçekleştirilen terkin yansımasıdır ve böylece baba "ilk ve ebedi düşman" tahtına oturtulmuş olur. Analiz süresince hem anneyi hem babayı temsil eden terapistin görevi "anneye yönelik ilksel saplantıdan kendi başına kurtulamamış hastanın bunu başarmasını sağlamak ve bu saplantıyı - hastanın cinsiyetine göre anne ya da baba resmine- aktarılabilir kılmaktır." (s. 30). Öyleyse denilebilir mi ki, yaşam/tarih/uygarlık /kültür, enikonu umutsuz bir telafi girişimidir. Dövüşler, sövüşler, sevişler,... tüm o solumalar, anne karnı fantezisinin geçiş noktaları, durakları, başarısızlıkları mıdır tüm bu keşmekeş?

"... şüphe götürmez bir olguya işaret edelim: Her kaygı ya da korkunun temelinde doğum kaygısının yatması gibi, her haz da son kertede rahim içindeki ilksel hazzı yeniden oluşturmaya yöneliktir." (s. 36)


İÇİNDEKİLER
Türkçe'de Otto Rank, Engin Geçtan
Sunuş, Peter Orban

DOĞUM TRAVMASI
Önsöz 
Analitik Açıdan Durum
Çocuksu Kaygı
Cinsel Tatmin
Nevrotik Yeniden Üretim
Sembolik Uyum
Kahramanca Telafi
Dinsel Yüceltme
Sanatsal İdealleştirme
Felsefi Spekülasyon
Psikanalitik Bilgi
Tedavi Etkisi

Kaynakça
183 syf.
·9/10 puan
Rank’ın bu kitapta ayrıntılarıyla anlattığı görüşünü şöyle özetleyebiliriz aslında: Anne karnının huzurlu, dengeli, sıcak ortamını bırakmak zorunda kalan ve dış dünyada bir denge bulmaya, mücadele etmeye atılan insanın yaşadığı ilksel kaygı, sonraki hayatındaki tüm problemlerin kaynağıdır. Ona göre bu kaygı kökenini doğmuş olmaktan alır. Ve hayatı boyunca insan, annenin rahmine geri dönüşü simgeleyen davranışlarda bulunur. Her zaman için temel amaç annenin rahmine dönüp onunla bir bütün olmaktır. Her kaygının temelinde doğum esnasındaki ayrılıktan dolayı yaşanan kaygı olduğu gibi her hazzın temelinde de anne karnındaki ilksel hazzı arama çabası bulunacaktır.

Aslında Rank’ın bu görüşü Freud’un fizyolojik doğum kaygısından temel almaktadır. Fakat onun için doğum travması her şeyin temelinde yatar ve her şeyi açıklayabilir. (Freud için ödipal kompleks gibi) Analiz de kişinin doğum travmasına dair sembolleri bulması ve onun yeniden (travmasız olarak) doğuşunu sağlaması açısından önemlidir. Bu yüzden analiz seanslarında çoğu zaman “yeniden doğmuş gibi” ifadesine rastlandığını savunur Rank.

Rank’a göre her insan bağımlılık ve bağımsızlık ya da boyun eğme ve kendi yönünü belirleme eğilimlerinin yarattığı çatışma ile dünyaya gelir. Yani insanın özü bağımsız bir varlık olmaya dayanır, bunu tersi ise hiçbir çaba harcamadan var olmaya duyulan istek( anne karnına dönüş) olarak karşımıza çıkar. Biri yaşamı biri ölümü temsil eder.

Rank’ın temel görüşlerini anlama açısından çok yararlı bir kitap. Psikanalitik terimlere hakimseniz kendinizi anlamak için, alanda çalışıyorsanız danışanlarınızı anlamak için bir ışık yakacağını düşünüyorum. Bu tarz kitapların çevirileri ne kadar iyi olsa da, ilk anlamları kaçırmamak için orjinalini okumayı çok isterdim. Beni Almanca öğrenmeye teşvik ediyorlar
.
.
.
144 syf.
Uçup giden üzgün kuş,
Neden bir tek bana görünürsün?
Benim bu aynanın içinde görünen suretim
Boş bir rüya mı?
(Alfred de Musset)
Korkunç bir görüntü geldi, görüyorum
Dehşet içinde
Benliğim, masamın yanında
Duruyorum (Shelley)
Bir yazar hastalığı: "EŞ BENLİK." Yazarları ve şairleri anlamak için onların kaotik dünyasına atılmış bir adımdır bu kitap da. Evet, " bu kitap da " ifadesini kullanıyorum. Çünkü , şairlerin ve yazarların dünyası normal insanın sıradan dünyasından çok ama çok farklıdır. Onlar, insanlık adına bizden daha fazla bedel öderler hayata karşı. Onların dünyasını anlamak için yazılmış onlarca hatta binlerce eser, onların dünyasına girmeye ve o dünyayı anlamaya yazılmış bir ön sözden ibaret kalır. Ama onların yazdığı tek bir eser " ödenmiş bir bedelin armağanı" olduğu için bize bir dünya sunar.
İşte yukarıda Alfred de Musset'ten ve Shelley'den alınan satırlar " eş benlik" ile karşı karşıya kalan şairin-yazarın ruhundaki azaptan küçük bir parça sunuyor. Bu kitap o , acılar içinde yanan ruhu anlamaya çalışan okurların elinden tutan çok ama çok değerli bir eser.
112 syf.
·6 günde·6/10 puan
Kitabın en sonda yarattığı his çok sağlam bir mit-psikoloji yorumunun güme gitmesi gibi oldu bende. Oldukça sağlam bir analizi çok boğucu bir okuma deneyimine dönüştürmüş. Akademik bir dil-yapı desem tam o da değil karşılığı, bilgileri peş peşe yığmış gibi daha çok. Anlatı tadında değil kuru ansiklopedik bilgi aktarımı tarzında ve sanki bu da müthiş bir çıkarımı sıkıcı ders çalışmasına çevirmiş. İçeriği on numara, ona ulaşmak ise bir o kadar -okuma deneyimi anlamında- yorucu, tıpkı kapak resmi gibi.
183 syf.
·Puan vermedi
Otto Rank'e göre çocuğun ölüm tasavvuru anne karnına dönmek ile ilgilidir. Rank bu noktadan yola çıkarak çocuksu ölüm dileklerini çocuğun "hiçbir şeyin onu rahatsız edemeyeceği yere (anne karnına) dönme isteği" ile ilişkilendirir.
Size bir öykü anlatacağım;
Aileden birisi bir rüya yorumunun etkisiyle veyahut başka sebeplerle yeni doğan bebeği öldürmeye çalışır fakat birileri çocuğu bir sepetin içerisinde nehre bırakır çocuk dişi bir hayvan tarafından kurtarılır ardından çocuğu olmayan bir aile çocuğu kendi oğlu olarak yetiştirir. Çocuk büyür ve onu bebekken öldürmeye çalışan kişilerle karşılaşır onları öldürüp kral olur.

Tanıdık geldi mi? Otto Rank, mitolojiden, kutsal kaynaklara, Odypus’tan Musa’ya bütün bu benzer öykülerin ortaya çıkışını araştırıp, psikanalizini yapıyor. Kesinlikle okunması gereken bir eser.
112 syf.
·Beğendi·8/10 puan
Mitolojilerdeki kahramanların doğuş sürecindeki ortak motifleri tespit ederek bunların psikolojik analizini yapıyor. Analizi yaparken doğuş mitleriyle çocuğun ebeveynle ilişkisi arasında paralellik kuruyor ve analizini bu paralelliğe dayandırıyor. Mit incelemelerinin yanında edebi eserlerin incelenmesinde de model olabilecek parlak bir eser..
128 syf.
·Beğendi·8/10 puan
Felsefe kitabı resmen... hakikat ve gerçeklik konusunda bilinç kazanmanıza yardımcı.. altı çizime çizime dikkat kesilerek okunması gerek...hakikat ve gerçeğin ayrım çizgisi belirginlestirilmis..ağır bir kitap

Yazarın biyografisi

Adı:
Otto Rank
Unvan:
Avusturyalı Psikolog.
Doğum:
Viyana, 1884
Ölüm:
Abd, 1939
Otto Rank, asıl adı Otto Rosenfeld (d. 22 Nisan 1884, Viyana, Avusturya-Macaristan İmparatorluğu - ö. 31 Ekim 1939, New York kenti, ABD), Avusturyalı psikolog.
Psikanaliz kuramını efsane, mit, sanat ve yaratıcılığın incelenmesini kapsayacak biçimde genişletmiş, bunaltı (anksiyete) nevrozunun temelinde doğum sırasında yaşanan psikolojik travmanın bulunduğunu ileri sürmüştür.

Yoksul bir ailenin oğluydu. Meslek okulunda öğrenimini sürdürürken geceleri yazmaya çalışıyordu. Sigmund Freud'un ilk yandaşlarından biriydi, onun Die Traumdeutung 'undan (1900; Düşlerin Yorumu, 2 cilt, 1991-92) esinlenerek yazdığı Der Künstler 'de (1907; Sanatçı) psikanaliz ilkelerinden yola çıkarak sanatı açıklamaya çalıştı. Bu çalışmayla ilgisini çektiği Freud'un yardımıyla Viyana Üniversitesi'ne girdi ve 1912'de Felsefe doktorasını tamamladı. Öğrenciliği sırasında resmen adını değiştirerek yazarlık adı olan Otto Rank adını aldı. Der Mythus von der Geburt des Helden (1909; Kahramanın Doğuşu Miti) ve Das Inzest-Motiv in Dichtung und Sage (1912; Şiirde ve Efsanede Ensest Motifi) adlı yapıtlarında, Oidipus karmaşasının sayısız şiir ve mite kaynak olduğunu gösterir.
Viyana Psikanaliz Derneği'nin sekreterliğini yapan Rank 1912-24 arasında Internationale Zeitschrift für Psychoanalyse 'yi yayımladı. 1919'da kurduğu ve psikanaliz üzerine yapıtları yayımlamayı amaçlayan yayınevini 1924'e değin yönetti. Sándor Ferenczi ile sıkı bir ilişki kurarak, onunla birlikte psikozların da psikanaliz alanına alınmasına katkıda bulundu.
1924'te, Das Trauma der Geburt und seine Bedeutung für die Psychoanalyse (Doğum Travması ve Psikanalizdeki Anlamı), adlı yapıtını yayımlayarak, freudcu ortodoksluğa karşı ilk kez ayrıldıkları noktaları ortaya koydu. Kitap, Freud ve Viyana Psikanaliz Derneği'nin öbür üyeleriyle ilişkisinin bozulmasına ve dernekten atılmasına yol açtı. Dölyatağından dış dünyaya çıkışın, çocukta ergenlik döneminde bunaltı nevrozu yaratabilecek şiddetli bir korkuya neden olduğu ileri sürülen kitabın psikanalizin temel kavramlarıyla çeliştiği düşünüldü. 1920'lerin ortalarından başlayarak ABD ve Avrupa'nın birçok ülkesinde dersler veren Rank 1936'da New York kentine yerleşti. Yapıtları psikiyatri, psikoterapi, danışmanlık ve eğitim alanlarında, ayrıca günümüzde hümanist psikoloji ve güdümsüz psikoterapide etkili oldu.
1930'larda Rank kişilik gelişmesinde yönlendirici güç olarak istenç kavramını geliştirdi. İstenç, Freud'un insan davranışındaki yönlendirici etkenler olarak gördüğü sezgisel dürtülerin denetlenmesi ve kullanılmasında olumlu bir güç olabilirdi. Buna göre, hastanın psikanaliz sırasında gösterdiği direnç, içsel bir olumsuz etken değil, bu istencin bir dışavurumuydu. Freudcu analistlerin tersine, bu direnci yıkmak yerine, kişinin kendini bulması ve gelişmesini yönlendirmek için kullanmak gerekiyordu.
Rank'a göre insanı bilinçli, amaçlı ve kendine yön verebilen bir varlık durumuna getiren istençtir. Kişilik özelliklerine göre insanlar ortalama, artistik ve nevrotik olarak üç ayrı kategoriye ayrılabilir. Toplumun kurallarına karşı çıkmadan uyan, yaratıcı olmayan, toplum için yararlı, öte yandan kendisine yararsız olan ortalama insan tipine karşılık artistik tip yaratıcı ve üretkendir. Nevrotik insan ise yaratıcılığı engellenmiş olan artistik tiptir.
Rank, Freud'dan koptuktan sonra psikanalizden uzaklaşarak "yeniden doğuş" kuramı adını verdiği bir psikoterapi yöntemi geliştirdi. Temelde kuralsız ve kimilerince bilimsellikten uzak olan bu yöntemde, korku ve suçluluk duyguları azaltılarak yaratıcılğa varan bir varoluşun geliştirilmesi amaçlanır. Terapide yaşam tartışılmamalı, doğrudan yaşanmalıdır. Bu yaklaşım daha sonra güdümsüz ve varoluşçu psikoterapilerin temel ilkesini oluşturdu.

Yazar istatistikleri

  • 55 okur beğendi.
  • 204 okur okudu.
  • 16 okur okuyor.
  • 330 okur okuyacak.
  • 3 okur yarım bıraktı.