1000Kitap Logosu
Otto Rank

Otto Rank

Yazar
BEĞEN
TAKİP ET
8.0
70 Kişi
294
Okunma
70
Beğeni
2.187
Gösterim
Unvan
Avusturyalı Psikolog.
Doğum
Viyana, 1884
Ölüm
Abd, 1939
Yaşamı
Otto Rank, asıl adı Otto Rosenfeld (d. 22 Nisan 1884, Viyana, Avusturya-Macaristan İmparatorluğu - ö. 31 Ekim 1939, New York kenti, ABD), Avusturyalı psikolog. Psikanaliz kuramını efsane, mit, sanat ve yaratıcılığın incelenmesini kapsayacak biçimde genişletmiş, bunaltı (anksiyete) nevrozunun temelinde doğum sırasında yaşanan psikolojik travmanın bulunduğunu ileri sürmüştür. Yoksul bir ailenin oğluydu. Meslek okulunda öğrenimini sürdürürken geceleri yazmaya çalışıyordu. Sigmund Freud'un ilk yandaşlarından biriydi, onun Die Traumdeutung 'undan (1900; Düşlerin Yorumu, 2 cilt, 1991-92) esinlenerek yazdığı Der Künstler 'de (1907; Sanatçı) psikanaliz ilkelerinden yola çıkarak sanatı açıklamaya çalıştı. Bu çalışmayla ilgisini çektiği Freud'un yardımıyla Viyana Üniversitesi'ne girdi ve 1912'de Felsefe doktorasını tamamladı. Öğrenciliği sırasında resmen adını değiştirerek yazarlık adı olan Otto Rank adını aldı. Der Mythus von der Geburt des Helden (1909; Kahramanın Doğuşu Miti) ve Das Inzest-Motiv in Dichtung und Sage (1912; Şiirde ve Efsanede Ensest Motifi) adlı yapıtlarında, Oidipus karmaşasının sayısız şiir ve mite kaynak olduğunu gösterir. Viyana Psikanaliz Derneği'nin sekreterliğini yapan Rank 1912-24 arasında Internationale Zeitschrift für Psychoanalyse 'yi yayımladı. 1919'da kurduğu ve psikanaliz üzerine yapıtları yayımlamayı amaçlayan yayınevini 1924'e değin yönetti. Sándor Ferenczi ile sıkı bir ilişki kurarak, onunla birlikte psikozların da psikanaliz alanına alınmasına katkıda bulundu. 1924'te, Das Trauma der Geburt und seine Bedeutung für die Psychoanalyse (Doğum Travması ve Psikanalizdeki Anlamı), adlı yapıtını yayımlayarak, freudcu ortodoksluğa karşı ilk kez ayrıldıkları noktaları ortaya koydu. Kitap, Freud ve Viyana Psikanaliz Derneği'nin öbür üyeleriyle ilişkisinin bozulmasına ve dernekten atılmasına yol açtı. Dölyatağından dış dünyaya çıkışın, çocukta ergenlik döneminde bunaltı nevrozu yaratabilecek şiddetli bir korkuya neden olduğu ileri sürülen kitabın psikanalizin temel kavramlarıyla çeliştiği düşünüldü. 1920'lerin ortalarından başlayarak ABD ve Avrupa'nın birçok ülkesinde dersler veren Rank 1936'da New York kentine yerleşti. Yapıtları psikiyatri, psikoterapi, danışmanlık ve eğitim alanlarında, ayrıca günümüzde hümanist psikoloji ve güdümsüz psikoterapide etkili oldu. 1930'larda Rank kişilik gelişmesinde yönlendirici güç olarak istenç kavramını geliştirdi. İstenç, Freud'un insan davranışındaki yönlendirici etkenler olarak gördüğü sezgisel dürtülerin denetlenmesi ve kullanılmasında olumlu bir güç olabilirdi. Buna göre, hastanın psikanaliz sırasında gösterdiği direnç, içsel bir olumsuz etken değil, bu istencin bir dışavurumuydu. Freudcu analistlerin tersine, bu direnci yıkmak yerine, kişinin kendini bulması ve gelişmesini yönlendirmek için kullanmak gerekiyordu. Rank'a göre insanı bilinçli, amaçlı ve kendine yön verebilen bir varlık durumuna getiren istençtir. Kişilik özelliklerine göre insanlar ortalama, artistik ve nevrotik olarak üç ayrı kategoriye ayrılabilir. Toplumun kurallarına karşı çıkmadan uyan, yaratıcı olmayan, toplum için yararlı, öte yandan kendisine yararsız olan ortalama insan tipine karşılık artistik tip yaratıcı ve üretkendir. Nevrotik insan ise yaratıcılığı engellenmiş olan artistik tiptir. Rank, Freud'dan koptuktan sonra psikanalizden uzaklaşarak "yeniden doğuş" kuramı adını verdiği bir psikoterapi yöntemi geliştirdi. Temelde kuralsız ve kimilerince bilimsellikten uzak olan bu yöntemde, korku ve suçluluk duyguları azaltılarak yaratıcılğa varan bir varoluşun geliştirilmesi amaçlanır. Terapide yaşam tartışılmamalı, doğrudan yaşanmalıdır. Bu yaklaşım daha sonra güdümsüz ve varoluşçu psikoterapilerin temel ilkesini oluşturdu.
183 syf.
·
7 günde
·
Puan vermedi
Her Kafadan Bir Ses.... Kafayı yakmasak bari...
Merhabalar değerli okurlar. Öncelikle Doğum Travması'nı ilk kez ne zaman duyduğumu belirterek başlamak isterim. Doğum travması kavramıyla ilk kez Sigmund Freud ‘un Psikopatoloji Üzerine isimli kitabını okurken karşılaşmıştım. Bu kitabının 252. sayfasında Sayın Freud; “Doğum ilk kaygı deneyimidir ve bu nedenle kaygının kaynağı ve prototipidir.” demişti… (#104223082 ) zaten Otto RANK da Freud’un bu kısa cümlelerle değindiği tespitlerini daha detaylı bir şekilde ele alarak inceliyor ve şu an incelemesini okumakta olduğunuz kitabı yazıyor. Özür dilerim, baştan başlamam gerekirdi. Öncelikle Otto RANK’ın kim olduğu hakkında bazı bilgilere ihtiyacımız var. “Otto Rank ; 22 Nisan 1884 - 31 Ekim 1939) Avusturyalı psikanalist, yazar ve filozoftu. Viyana'da doğdu, 20 yıldır Sigmund Freud'un en yakın meslektaşlarından biriydi, psikanalitik temalar üzerine üretken bir yazar, dönemin önde gelen iki analitik dergisinin editörü, Freud'un yayınevinin genel müdürü ve yaratıcı bir teorisyen ve terapistti. 1926'da Rank Viyana'dan Paris'e gitti ve hayatının geri kalanında Fransa ve Amerika Birleşik Devletleri'nde öğretim görevlisi, yazar ve terapist olarak başarılı bir kariyer yaşadı…” (Kaynak:Wikipedia) 20 yıl boyunca Sigmund FREUD ile birlikte psikanalize katkı sunuyor sunmasına da, aralarındaki dostluğu –dostluktan öte baba oğul ilişkisi de diyebiliriz- bozan bir olay yaşanıyor. Freud’un; Artist Kişilik isimli makalesini okuduktan sonra, tıp kökenli olmamasına rağmen desteklediği ve çok kritik görevlerde vazifede bulunmasını sağladığı RANK, Freud’un yukarıda yer verdiğimiz İlk Travma ile ilgili cümlelerini geniş bir yelpazede inceler. RANK’ın ele aldığı bu konu, adı geçen kitapta, tüm travmaların ana kaynağı olarak gösterilmekte ve dolayısıyla Frud’un her şeyin kaynağı olarak gördüğü “Oedipus Kompleksi” isimli kavramın önüne geçmektedir. Bu kitabı yayınlaması ve psikanaliz yerine psikoterapi kavramını kullanması sebebiyle RANK, Freud dahil tüm psikanalistler tarafından acımasızca eleştirilir. Rank bu kitabında “döl yatağında geçen rahat bir dönemin ardından, çaba ve girişimi gerektiren doğum sonrası koşullara geçişin yeni doğan bebekte yarattığı dehşetin, en sağlıklı insanların bile sonraki yaşamında sürekli olarak var olan birincil kaygının kökeni olduğu görüşünü vurgulamıştı.”( Engin Geçtan S.8) Yani daha basit ifadelerle açıklamak gerekirse, RANK’a göre, her insan anne karnındaki huzurlu karanlıkta yan gelip yatıyorken, birden sancılı bir sıkışmadan sonra parlak bir ışık ile beliren yeni dünyaya adım atar. Ve bu sancılı geçiş, insanın ilk travmasını oluşturur. İnsanlar bu huzurlu karanlıktan kopmanın sonucunda, tüm hayatı boyunca aynı huzurlu karanlığı arar ve anne ile tekrar birleşme arzusu ile yanıp kavrulur. Buna bağlı olarak da aşk, ölüm korkusu, din, tanrı, cinsiyet hasedi, eşcinsellik, küçük ve çoğunlukla sürüngen hayvan fobisi, mazoşist ve sadist eğilimler, örtünme arzusu (hayvansal kürk) gibi tepkiler gerçekleştirir. Yazarımız bunların nasıl gerçekleştiğini kitabında uzun uzadıya açıklıyor. Bunları teker teker açıklamam demek; kitabın tümünü buraya yazmam demek ki, o zaman da kitabı okumanıza gerek kalmaz. Psikoloji; perspektifi çok geniş olan bir konu. Her gelen ortaya kendi fikrini atmış ve “ her şey bundan kaynaklanıyor” demiş. Sigmund Freud 'u ayrı telden çalıyor, Carl Gustav Jung 'u ayrı telden, Otto Rank 'ı ayrı telden... Kime hak vereceğimizi, hangi kuram hakkında “ gerçekten çok mantıklı” diyeceğimizi şaşırmış durumdayız. Ama işin aslına bakarsak hepsi de haklı. Kolektif bilinç var ve bazı travmalarımız gerçekten de bizimle başlamadı, anamızın karnında huzurluyduk ve içimizin bir yanı o huzurlu karanlıktan koptuğu için halen yasta, libidolar var ve bunları düşürmekte başarısız olduğumuz zaman bize adeta küfürler yağdıran bir yanımız da var. Ve daha bilmediğimiz, hakim olmadığımız bir sürü kombinasyonun birer ürünüyüz hepimiz. İyi bir yazar ve güzel bir konu, kesinlikle tavsiye ederim… Keyifli okumalar dilerim…
Doğum Travması
8.2/10
· 110 okunma
Okuyacaklarıma Ekle
14
183 syf.
Kitap gerçekten şaheser. Bu kitaptan dolayı psikanaliz camiasından ve freud'un ekibinden ihraç ediliyor. Yazar Freud'dan 40 gün sonra ölüyor. yaratıcı ve sanatçı bir yana olan bir insan anladığım kadarıyla o açıdan Freud'a benziyor. Kendisi Freud un kuramını bir adım daha ileriye götürerek her şeyin temelinden doğum travması ile başladığını ve bu travmadan kaçmanın aynı zamanda travma öncesi ideal Cennet hayatına ulaşmanın çelişkisi içerisinde kalan insanın aslında dramını anlatıyor diyebiliriz. Doğum travmasının tarihsel döngü içerisinde mitolojiden başlayarak simgesel olarak nasıl tekrarlandığını ve tarihte sembolleştirilmesi nasıl anlatıldığını daha önce görmediğimiz bir tabloyu gözler önüne sararmış gibi çok güçlü bir şekilde ortaya koymuş. Yazarın diğer kitaplarını da okumayı düşünüyorum.10 üzerinden 10
Doğum Travması
8.2/10
· 110 okunma
Okuyacaklarıma Ekle
77
183 syf.
·
8/10 puan
Anladığım kadarıyla buradaki fikrinden sonra dönmekte lakin buradaki fikri de olağanca kıymetli. Jung'la zirveye ulaşan ve Freud'un da rüyalar ile fark ettiği insanın sembolleri olduğu gerçeği ve bunun zihnin mekaniğini yansıttığını biliyoruz. Normalde insan zihninde uyarılmayı bekleyen yapılar vardır ve her uyarılma ile farklı bir şekilde gözükür. İnsanın bir algısı kimisinde Thoth, kimisinde Hermes olmuştur. Kimisinde de roman figürlerden bilmem kim. Hegel'in iddia ettiği gibi Mutlak Tin kendini sürekli gösterir ve birikimli bir Nesnel Tin ele kalır. Çözmek lazım bunu. Umberto Eco'nun editörlük yaptığı tarih kitaplarını tavsiye ederim. Biz konuya dönelim. Otto burada zihinsel yapı ve uyarandan iç içe bahseder. Ayrık olarak değil. Zihinsel yapıyı da olgusal uyarana indirger. Amacı en nihayetinde Freud'a yaranmaktır. Eh, sonra kendi olmayı başarıyor Freud ve "çocukları" onu dışlayınca ve paslayınca. Normalde insanda nesne ilişkileri çok önemlidir. Özellikle zihinsel yapılarımızı ilk uyaran, zihinsel yapının bir parçası, özelliğini ilk uyaran nesne kritiktir. Her şey değildir ama kritiktir. Otto burada tüm mitolojileri (varlığa dair anlatılar, açıklamalar), dinleri, bilimin bile spekülatif kaldığı alanları (deneysele etkiyen ama onu aşkın, Einstein fiziği gibi) etkilediğini yorumluyor. Mesela çok mitolojide her şeyden önce su, sonsuz okyanus vesaire vardır ve her şey ondan başlar. Bunu anne karnında suda olduğumuzu söyleyerek açıklıyor. Esasında evrim teorisine bakarsak da canlıların ortak atasının izini sürünce suya çıkar kapı - ki anne karnında da embriyo tüm evrimsel süreçleri hızlıca tekrar ettiğinden bir ara balıkvari bir duruma da bürünür. Aynı zamanda her şey karanlıktır. Yani her şey oradan gelmiştir. Sonra bam aydınlık vs. Böyle bakar ve der ki, bu ilk deneyimler baskılanır. Bu deneyimlere dönmek isteyen ve onlardan kaçmak isteyenler vardır der. Bu Jung'un içe dönük ve dışa dönük tiplerine ilk bakışlardan birisidir aslında. Aslında kim bilir bundan 8000 yıl önce ya da 3000 yıl önce nasıl bir anlatıda hangi kılıf altında kendini gösterdi insanları bu şekilde ayırma. Çünkü Jung bile psikolojide tipler kitabında bunu tam olarak fark edemeyen ama sezinleyerek kendince açıklamalar geliştiren çok kişiye değinir. Edebi örnekler falan fistan. Bu bastırılandan uzaklaşmak, dışa dönük tiptir. Kaçtığı şeyin kendisini dışarıda arar. Uzaklaştıkça yakınlaşır aslında. Böylece dış dünyayı manipüle eder, anlar, uğraşır çünkü ona ya uyarak ahenk içinde anne karnını huzurunu taşımak ya da değiştirerek istediği hale sokmak ister. Bir de ilk bastırılana doğru giden vardır, içe dönük. O çok dışarıyla uğraşmaz. İçeriden uzaklaşmaz. O yüzden olabildiğinde ilk deneyime yaklaşır ve simgesel, sembolik olarak yanılarak aşağı yukarı onu bulur. Mesela kendim örnek vermem gerekirse doğu dinleri tüm nesneden kurtularak bilgeliğe ulaşmak ister, içe dönük bir din anlayışı diyebiliriz. Kimisi de yoğun olarak nesneye nüfuz eder, Hristiyanlık, İslam gibi. Kimisi de nesneye uyumu öğütler tanrı Pan gibi. Biliyorsunuz, Hristiyanlık'ta İsa gelmeden evvel Pan öldürülür. Doğaya uymak yoktur, ona hükmetmek vardır. Sonuçta Rank 12'den vuruyor. Sadece bu ilk deneyimlerin çok önemli ve zihni tamamen etkileyen bir uyaran olduğunu dile getirmek yerine, hayır her şey bu deneyimler kadardır diyerek hata yapıyor. Ne güzel ki sonra bunu telafi ediyor tabii. Freud'tan kopunca. Herkese çok tavsiye ederim.
Doğum Travması
8.2/10
· 110 okunma
Okuyacaklarıma Ekle
3