Theodor W. Adorno

Theodor W. Adorno

Yazar
8.7/10
201 Kişi
·
804
Okunma
·
235
Beğeni
·
10,8bin
Gösterim
Adı:
Theodor W. Adorno
Tam adı:
Theodor Ludwig Wiesengrund-Adorno
Unvan:
Alman Felsefeci, Toplumbilimci, Bestekâr ve Müzikbilimci
Doğum:
Almanya, 1903
Ölüm:
İsviçre, 1969
Theodor W. Adorno (Theodor Ludwig Wiesengrund-Adorno), 11 Eylül 1903 yılında Frankfurt am Main'de doğmuş ve 6 Ağustos 1969'da İsviçre Visp, Visp, Valais, İsviçre'de bir klinikte hayata gözlerini yummuş Alman felsefeci, toplumbilimci, bestekâr ve müzikbilimci.

Adorno, sosyoloji ve felsefe profesörüydü. Aynı zamanda kompozitörlük de yapan bir müzikolog ve eleştirmendi. Düşüncelerinin ağırlık noktası toplumsal kritiğin bütününü oluşturduğundan bir toplum bilimci olarak da anılır. Nesnel olanın özdeşleşmesindeki "düşüncenin ilk ortaya çıkış formu" onun ideoloji kritiğinin diyalektini temsil ederken aracı olmaya çalışarak paylaştığı görünen dolaysızlığın ki bütün aşamalarında yine kendine dağılan değişkenliği, doğru düzleminde aracısız olarak varlığını kabullenmeliydi. Sanki kendi içinde, mantık sınırlarını aşmadan gelinen felsefik bir kritik noktada istençle yoğrulmuş, geriye bakmadan objektif verilerle beslenerek sakinleştirici özellik taşıyan bir denemeyi, düşüncenin asıl çıktığı yerin dışına taşırmak gibi
Bir filozof ve toplum bilimci olarak Adorno'nun, Institut für Sozialforschung (Sosyal Araştırmalar Enstitüsü Frankfurt Okulu) 1950'lerdeki totaliter antisemitizm ve üniversite öğrenci hareketinin kültürel kimliği ve kritiği bağlamında bütün nesnelliğinde objektifleştrmeye çalıştığı "Vatandaşlığın körleşen birlikteliği"ndeki değerlendirmesi günümüzde önemini hâlâ yitirmemiş olması açısından önemlidir.
Diyalektik der Aufklärung (Aydınlanmanın Diyalektiği), Philosophische Fragmente (Felsefik Parçalar), 1947, Max Horkheimer ile beraber yapılmış, kültür endüstrisi üzerine başlık taşır, Minima Moralia Reflexionen aus dem beschädigten Leben 1951 (Asgari Etik, hasar görmüş yaşamdan yansımalar), Ästhetische Theorie (Estetik Teorisi) 1970 posthum, Modern Müziğin Felsefesi 1949, Otoriter Kişilik, (Adorno yönetiminde bir çalışma grubu tarafından 1950'de hazırlanmıştır), Negative Dialektik (Negatif Diyalektik) 1966'da yayınlanmış başlıca eserleridir.
"Şöyle dile geldi hüzne bulanmış sesiyle:
Talih yüzüme gülmedi şu dünyada dostum.
Nereye mi gidiyorum? Dağlara çıkıyorum,
Huzur gerek çünkü yapayalnız yüreğime."
Nasihat almaya yanaşmayana yardım da edilemez, diyordu burjuva, bedava öğütle kendini yardım yükümlülüğünden kurtarmayı ve aynı zamanda ona başvuran çaresiz kişi üzerinde iktidar kurmayı da umarak.
Yardım edemeyenlerin öğüt de vermemesi gerekir: Bütün fare deliklerinin tıkaçlarla kapatılmış olduğu bir düzende sadece nasihat vermek kişiyi mahkûm etmekle birdir.
Bir görüş bir kez dile getirildikten sonra, ne kadar saçma, rastlansal veya yanlış olursa olsun, sırf söylenmiş olduğu için, onu söyleyenin mülkü olarak kendi sahibini boyunduruk altına almakta ve artık ondan kurtulma olasılığı da ortadan kalkmaktadır.
Kurtarılmayı beklerken bize de bir ses umudun boş olduğunu söyler; ama sadece bu güçsüz umuttur tek bir soluk bile almamızı sağlayan.
278 syf.
Adorno, Naziler Almanyasını görmeseydi nasıl bir yöne evrilirdi fikirleri, merak etmişimdir. Diğer yandan, Almanya'dan sürgünü ve sonrasında SSCB'nin Nazilerin gönderilmesindeki rolüne sempatiyle bakmasına rağmen, oranın klasik Marksizm'den beslenen ideolojisine mesafeli ve eleştirel yaklaşması takdir edilir.

Ve Adorno, Heidegger'siz düşünülebilir mi? Asla. Heidegger ile Adorno, sadece felsefi görüşleriyle değil, yaşamları ve ölümlerinden sonra ünlerinin seyriyle de birbirlerinin antitezi gibidirler. Biri, II. Dünya Savaşı öncesinde Almanya'da kalmış ve büyük bir haksızlıkla Nazi olmakla suçlanmış, diğeri Almanya'yı savaştan önce terk etmiş, döndüğünde de bir filozoftan ziyade bir din bilgini gibi, mantığın, diyalektiğin dış sınırlarını aramış. Biri var oluşa, gerçeğe en çok yaklaşan düşünür, diğeri idealizme/ okultizme en çok yaklaşan materyalist. Biri Yahudi soykırımı üzerinden altmışlarda kendine bir değer inşa etmiş, fakat günümüzde unutulup gidiyor, diğeri onca yasaklama, görmezden gelinme ve unutturulma çabasına karşın, çağ açan fikirleriyle ışıl ışıl parlıyor, giderek daha çok okunuyor.

Kim kimdir bu anlattığım cümlelerin içinde, bunu genç meraklılarına bırakıyorum.
390 syf.
·Beğendi·8/10
Durup dururken, sabahın köründe bir insan ne diye kitap şikayeti yazmak ister ki? Kitap incelemesi yazmak varken hem de. "Sabahın köründe" yazmışım, o da önemli bak. Yapısalcılar olsaydı kafayı buna takardılar. Neden "sabahın körü mesela?" Haksız sayılmazlar, güneş tepedeyken yazmadığım için art niyetli bile sayılabilirim. Zaten "durup dururken" diye de eklemişim cümle başına. O da yalan. Üzerinden yirmi iki gün geçti.

Yirmi iki gündür "yahu bu kitap ne anlatıyor" diye sorup duruyorum. Hayır yani, lisanstayken de okumuş olmasaydım hak verirdim de, iki oldu bu. Müstakil olarak sor, neyi dert ettiklerini, nelerden yana gamlanıp ellerinde olsaydı neleri tuzla buz edeceklerini anlatayım. Gerçi bu da herkes gibi bir sayfayı geçmeyecek, içerisinde de bolca "modernizm", "popüler kültür", "Frankfurt Okulu" olan cümleleri içerir ya neyse. Belki arada bir kültürel şizofreni deyip yakayı kurtarırım da yine yetmez. Zaten ne söylediğini de anlamıyorum kitabın. Sayfalarca ilerleyip bir şeylerin oturduğunu zannettiğim her an çok fiyakalı yanılıyorum ya Hu! Öyle böyle değil! Bereket ki kitabı Saussure okumamış. Her cümleye, her kavrama, her anlama kafayı takıp dururdu muhtemelen. Yok efendim şu kavramın sunduğu anlam keyfidirden tutun, konuşulan her şey bireyin seçerek konuştuğu soyut dil repertuarıdıra kadar... Derken, Saussure biterdi de kitap bitmezdi. Bitmiyor zaten. Anlaşılmıyor da. Anlaşılmayan çok şey var hem. Mesela Kızılderililer, Amerikalılara biz buralarda yaşamaktan sıkıldık, alın biraz da siz sefasını sürün mü dediler? Sanmam. Onlar da bir şekilde maruz kalan diğer herkes gibi kan kusa kusa maruz kaldılar. Ne diyorum?

Bu dönem büyük bir ihtimalle Aydınlanmanın Diyalektiği’ni ana kaynak olarak ele alacağız, okuyup anlamaya, üzerinde derli toplu tartışmalara başlayacağız. Ciddi anlamda dilinden, üslubundan yana mağdur olduğumu hissettiğim kitaplardan oldu. Bachelard’ın Bilimsel Zihnin Oluşumu da böyleydi de neyse ki o birkaç ısrardan sonra gardını indirdi. Bu mu? Hak getire! Sadece ben muzdarip olsam yine neyse, birkaç kişi bir araya gelip dernek kuracağız. Allah’tan lisans boyunca tuttuğum notlar olduğu gibi duruyor da meseleyi oralardan tamamlıyorum.

Neyse, Horkheimer ve Adorno beyler, bizi ancak ısrar paklar. Bir süre daha sizi anlamakta güçlük çeker, sonra belki yola gelirim. Ekonomi ve sınıfı yan yana görünce derhal Marksist izaha girişmek nasıl ki çiğnenmesi günah olan bir norma dönüştüyse muhtemelen sizin için de “okurken değil ama dinlerken haklılar adamlar” derim. Bir de hâlâ umudum var, bir gün imam sorarsa “insanlığa çok şey kattılar, iyi bilirdik” diyeceğim.
528 syf.
·Beğendi·10/10
Dünyaca ünlü filozof Theodor W. Adorno'nun okuduğum tek kitabı.
Adorno, Minima Moralia'da bir merkez oluşturmaktan kaçınıp birbirinden kopuk ve bağımsız bölümlerle meramını anlatıyor.
Bu güne kadar hayatıma giren kitaplar arasında kesinlikle ilk üçe girer.Anlatım oldukça ağır olsa da her bölümün sonunda yazara hayranlığım katlanarak arttı.
Adorno müthiş diliyle; bilim felsefesi, kültür, siyasal iktisat, faşizm, müzik, edebiyat, müzik, mitoloji ve daha sayılamayacak birçok alanı birbirine öyle güzel bağlıyor ki kitabı hazmedebilmiş olmak için bunların her birine az buçuk kafa yormuş olmak gerekir.
Kitapta yapılan tespitler o kadar güçlü ki hemen her satırın altını çizmek istiyor insan.Yorumumu yine Adorno ustadan bir alıntıyla bitirmemek kitaba haksızlık olurdu;
"Burjuvazi hoşgörülüdür. İnsanları olduğu gibi sever çünkü olabilecekleri şeyden nefret eder"
390 syf.
·
Adorno ve Horkheimer "Aydınlanmanın Diyalektiği" kitap, Batı Aydınlanmacılığı üzerine temelli değerlendirme ve eleştiriler içeriyor.
"Kesin bilgilerin ve allanıp pullanmış eğlencelerin selinde insanların bir yandan akıllanıp, diğer yandan aptallaştıkları"nı tutarlı örneklerle açıklıyor yazarlarımız. Mitolojik doğa ile aydınlanmış doğa bilimleri arasındaki ayrımı ortaya koyarak, aydınlanmanın da sırf bu görüşten sonra başladığını savunarak, dini anlayışların bu bağlamda mitolojik doğa algılayışından yana olduğunu vurguluyorlar.
"En geniş anlamda ilerici bir düşünme olarak aydınlanmanın öteden beri amacı, insanları korkudan arındırmak ve efendi konumuna getirmek olmuştur. Aydınlanma tasarısı dünyanın büyüsünü bozmuştur. Söylentileri ve söylenceleri dağıtmak, kuruntuları bilgi yoluyla yıkmakla olanaklı olmuştur."
Adorno aydınlanmayı nominalist bir tavır olarak niteler. Varlığı sözlendirme ve adlandırma ile aydınlanma daha da derinlere iner. Yine de Adorno´ya göre aydınlanma düşünme ile matematiği bir tutar. "Aslında aydınlanma matematiğe büyük eğilimle başlamıştır. Çünkü doğayı büyülerin dışında anlama ve açıklamanın biricik yolu matematiksel olarak düşünmek ve varlığa matematik ölçümlerle yaklaşmaktır."
Aydınlama üzerine Kant´ın "İnsanın kendi suçuyla düşmüş olduğu bir ergin olmama durumundan kurtulmasıdır. Bu ergin olmama durumu ise, insanın kendi anlama yetisini bir başkasının klavuzluğuna baş vurmadan kullanmasıdır. Us tikeli genelden çıkarma yetisidir" gibi görüşlerine de aydınlık getiriliyor. Aydınlanmanın dinsel ve mitolojik büyülerden arınma başarısını anlatıyor. "Batıl inançlardan kaynaklanan doğa korkusunu aşmak için aydınlanma istisnasız tüm nesnel etki birimlerini ve şekillerini kaotik malzemelerden oluşan bir perde olarak göstermiştir." Adorno'ya göre bütün iyi şeyler bir zamanlar kötüydü, her ilk günah bir ilk erdeme dönüşmüştür.
Son olarak aydınlanmanın, özellikle tüketici kültürel alanda yozlaşması da eleştiriliyor.
390 syf.
·Puan vermedi
Postmodernizm moda haline gelmeden çok önce, Adorno ve Horkheimer Avrupalı ​​entelektüeller arasında ortaya çıkan en modern araştırma eleştirilerinden birini yazdılar. Aydınlanma’nın Diyalektiği savaş sürgünlerinin bir ürünüdür.
Horkheimer ve Adorno, toplum ve kültürün tarihsel bir bütünlük oluşturduğuna inanıyor, öyle ki toplumda özgürlük arayışı, kültürde aydınlanma arayışından ayrılamaz. Bunun bir ters tarafı vardır: içinde yaşadığımız politik, ekonomik ve yasal yapılarda toplumda özgürlük eksikliği veya kaybı kültürel aydınlanmada felsefede, sanatta, dinde ve benzerlerinde eşlik eden bir başarısızlığa işaret eder.
Aydınlanma’nın Diyalektiği Karl Marx'a ait eleştirel bir sosyal teoriyi varsayar. Adorno, Marx'ı kapitalizm eleştirisi kaçınılmaz olarak kapitalizmin sürdürdüğü ve gerektirdiği ideolojilerin eleştirisini içeren Hegelci bir materyalist olarak okur.
Aydınlanma, radikalleştirilmiş efsanevi korkudur. Maliyeti ne olursa olsun, ilerlemesi peşinde koşan özgür olmayan bir toplumda, insan ya da insan olmayan, “öteki” olan bir kenara itilir, sömürülür ya da yok edilir.
278 syf.
·Beğendi·8/10
Minima Moralia epey bir süre elimde sürünen, yer yer okumakta çok zorlandığım bir kitap oldu. Elime alıp da bir solukta biterebileceğim bir kitap değildi, asla. Hattâ kimi zaman bir cümle bile uzuuun uzuuun düşünmeme sebebiyet veriyor, Adorno’nun tam olarak ne ifade etmeye çalıştığını anlamaya çalışarak zamanım geçiyordu. Adeta mücadele etmeniz isteniyor.

Felsefenin geçmiş dönemleri hakkında bilgi sahibi olunması gerektiği gibi birtakım yazarları da tanımak şarttı. Kierkegaard, Nietzsche, Proust, Kafka, Freud gibi. Büyük isimler.

Kitap fragman denilebilecek kısa bölümlerden oluşuyor. İçerik olarak farklı konular olsa da Adorno’nun deyimiyle “her noktası merkez uzaklıkta olan bir yazı.” Felsefeden edebiyata, sinemadan sanata, siyasetten psikolojiye, birçok konuda fikir belirtiliyor. Tabii ki bu yazılar II. Dünya Savaşı’nın en yoğun yaşandığı dönemlerin ve bu savaşın ardından oluşan yeni dünyanın izlerini taşıyor.

Adorno Nazi hakimiyeti altındaki Almanya’ya ve Nasyonal Sosyalizm’e oldukça yer veriyor. Hatta ön sözünde şöyle diyor: “Sözü edilemeyecek kadar korkunç kolektif olaylar karşısında bireysel konulardan hâlâ söz açabilmenin de bir suç ortaklığı içerdiğini kendime itiraf edememiştim henüz.” Adorno’nun deyimini kullanacak olursam oldukça iyi bir “suç ortağı” olduğunu söylemeliyim. Kitap, kolektif olaylara yoğunluk verse de bireysel konular da hatrı sayılacak derecede yoğun bir şekilde işlenmiştir. Psikanaliz ve varoluşçuluk üzerine düşüncelerini belirtmeye kadar varıyor. Ayrıca bu iki düşüncenin etrafında şekillenecek bir şekilde aşk, evlilik, cinsellik gibi insan ilişkilerine de değiniyor.

Ayrıca Adorno Frankfurt Okulu isminde kurulan düşünce topluluğunun en önemli üyelerinden birisiydi. Bu toplulukta Walter Benjamin, Erich Fromm, Wilhelm Reich gibi önemli isimler de bulunmaktaydı.

Adorno’nun kendisi Marksist görüşlere yakın olsa da kendi içerisinde Marksizm eleştirisi de yapıyordu. Sovyet tipi, Stalin ile birlikte yükselen Ortodoks Marksizm anlayışını kabul etmemek konusunda oldukça ısrarcı davranıyordu. İşçilerin ve devrimcilerin yöntemleri ve düşünceleri ile ilgili görüşlerini bu kitapta da aktarmıştır.

Hepimiz çevremizde gördüğümüz nesnelerden etkilenerek kişiliğimizde birtakım değişimler yaşıyoruz. Televizyon, internet, reklam tabelaları gibi düşüncelerimizi şekillendirebilecek güçlü nesneler yeni çağın insanını da oluşturuyor. Sözü Adorno’ya bırakıyorum: “Yeni insan tipini anlamak istiyorsak, onu çevresindeki nesneler dünyasının sürekli etkisine maruz kalan, sisteminin en derin noktalarında bile oradan izler taşıyan bir varlık olarak düşünmemiz gerekir.”

Keyifli okumalar diliyorum.
278 syf.
Kimisi diğerlerinden bağımsız kimisi birbiriyle bağlantılı 153 parçadan oluşan bir aforizmalar kitabı.

Evrensel değerler ve kurallar olarak toplumun temelinde yer alan yapıların ekonomik ve kişisel çıkarlarla çatıştığında nasıl kolayca yozlaştırıldığı , modern dünyanın olmazsa olmazları diye pazarlanan , ihtiyaç olmadığı halde zorunlu ihtiyaç olarak sunulan vahşi üretimin çıktılarının insan özerkliğinin ve öznelliğinin tahrip edilerek, insanı kurgulanan bir düzende nasıl nesneye dönüştürdüğünün tespitleri ve eleştirileri derin analizlerle kelimelere dökülmüş.

Kitabın sonundaki açıklamalar kısmı okumayı bir noktaya kadar kolaylaştırsa da , okuduklarınızı düşünme süzgecinizden geçirirken , anlamlandırma süreci fazlasıyla zorlayıcı.Bu zorlayıcılığın sonunda da gördüklerimize ve bildiğimizi düşündüklerimize farklı bakış açıları kazandırması harcanan zamana değebilir.

Keyifli okumalar.
390 syf.
·3 günde·Beğendi·10/10
Çok akıcı yazılmış , rahat ve seri okunabile bir kitap.
bugün de güncelliğini koruyan olgu aydınlanmanın bizzat karşısında durduğu batıl inanç sisteminin ya da mitlerin ta kendisine dönüşmesidir anlatılan , anlatılmak istenen.
Kendimce güçlü hatta acımasız akıl eleştirilerinden biri olarak kabul ediyorum.
Şöyle ki; Aydınlanmanın  ileri sürdüğü gibi akıl sadece özgürleşme ve ilerleme değildir. Akıl aynı zamanda iktidar ve egemenliktir.

Yazarın biyografisi

Adı:
Theodor W. Adorno
Tam adı:
Theodor Ludwig Wiesengrund-Adorno
Unvan:
Alman Felsefeci, Toplumbilimci, Bestekâr ve Müzikbilimci
Doğum:
Almanya, 1903
Ölüm:
İsviçre, 1969
Theodor W. Adorno (Theodor Ludwig Wiesengrund-Adorno), 11 Eylül 1903 yılında Frankfurt am Main'de doğmuş ve 6 Ağustos 1969'da İsviçre Visp, Visp, Valais, İsviçre'de bir klinikte hayata gözlerini yummuş Alman felsefeci, toplumbilimci, bestekâr ve müzikbilimci.

Adorno, sosyoloji ve felsefe profesörüydü. Aynı zamanda kompozitörlük de yapan bir müzikolog ve eleştirmendi. Düşüncelerinin ağırlık noktası toplumsal kritiğin bütününü oluşturduğundan bir toplum bilimci olarak da anılır. Nesnel olanın özdeşleşmesindeki "düşüncenin ilk ortaya çıkış formu" onun ideoloji kritiğinin diyalektini temsil ederken aracı olmaya çalışarak paylaştığı görünen dolaysızlığın ki bütün aşamalarında yine kendine dağılan değişkenliği, doğru düzleminde aracısız olarak varlığını kabullenmeliydi. Sanki kendi içinde, mantık sınırlarını aşmadan gelinen felsefik bir kritik noktada istençle yoğrulmuş, geriye bakmadan objektif verilerle beslenerek sakinleştirici özellik taşıyan bir denemeyi, düşüncenin asıl çıktığı yerin dışına taşırmak gibi
Bir filozof ve toplum bilimci olarak Adorno'nun, Institut für Sozialforschung (Sosyal Araştırmalar Enstitüsü Frankfurt Okulu) 1950'lerdeki totaliter antisemitizm ve üniversite öğrenci hareketinin kültürel kimliği ve kritiği bağlamında bütün nesnelliğinde objektifleştrmeye çalıştığı "Vatandaşlığın körleşen birlikteliği"ndeki değerlendirmesi günümüzde önemini hâlâ yitirmemiş olması açısından önemlidir.
Diyalektik der Aufklärung (Aydınlanmanın Diyalektiği), Philosophische Fragmente (Felsefik Parçalar), 1947, Max Horkheimer ile beraber yapılmış, kültür endüstrisi üzerine başlık taşır, Minima Moralia Reflexionen aus dem beschädigten Leben 1951 (Asgari Etik, hasar görmüş yaşamdan yansımalar), Ästhetische Theorie (Estetik Teorisi) 1970 posthum, Modern Müziğin Felsefesi 1949, Otoriter Kişilik, (Adorno yönetiminde bir çalışma grubu tarafından 1950'de hazırlanmıştır), Negative Dialektik (Negatif Diyalektik) 1966'da yayınlanmış başlıca eserleridir.

Yazar istatistikleri

  • 235 okur beğendi.
  • 804 okur okudu.
  • 46 okur okuyor.
  • 1.454 okur okuyacak.
  • 30 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları