Cumhur Mısırlıoğlu

Cumhur Mısırlıoğlu

ÇevirmenEditör
8.5/10
8.694 Kişi
·
30.915
Okunma
·
6
Beğeni
·
1389
Gösterim
Adı:
Cumhur Mısırlıoğlu
Yazara henüz alıntı eklenmedi.
400 syf.
·4 günde·4/10
▪ Daha önce Sherlock okumamış biri olarak Sherlock Holmes kitaplarına başlamak için öncelikle bir liste oluşturdum. Onlarca kitap arasından başlangıç için en iyi tercih Martı Yayınları'nın Sherlock kitapları serisi gibi görünüyordu çünkü kitapların hangi sırada okunacağı diğer yayınevlerine göre daha net ayrıca kapak tasarımları da son derece iyi. Ancak çok yüksek beklentiyle mi başladığımdandır bilemiyorum kitabı beğenmedim. Kitap gizemli olayları içinde barındıran 12 hikayeden oluşuyor ve her hikaye genel olarak 25-30 sayfa civarında. Tam olaylar rayına oturmaya başlıyor diyorsunuz bir bakmışsınız bölüm bitmiş. Sherlock karakterini bu kitapta sevemedim. Holmes, polisiye romanlar tarihinin belki de en ünlü ve en sevilen dedektifi ama bu kitaptaki hikayeleri artık bitsin diyerek okudum ve bir sonraki hikayeyi merak bile etmedim.

▪ Kitaptaki olaylar Sherlock Holmes'un yakın arkadaşı ve olayları birlikte aydınlattığı Doktor Watson'un ağzından anlatılıyor. Her bölümün başında bir kişi geliyor ve içinde bulunduğu karmaşık durumu anlatarak o konuda Sherlock'tan yardım istiyor. Bu kişilerin yaşadığı gizemli olayların yer aldığı 12 ayrı hikayenin neredeyse tamamı bende heyecan ya da merak duygusu uyandırmadı. Kitapla ilgili söyleyebileceğim olumlu tek şey olayların aydınlatılması sürecinde Sherlock'un ağzından duyduğumuz anlamlı cümleler. Yaptığım alıntıların neredeyse tamamı da diyaloglar sırasında Sherlock'un ağzından çıkan bu sözler. Serinin diğer kitaplarının da bu şekilde kısa hikayelerden oluştuğunu düşünürsek bu seri için beklenti yüksek tutulmamalı. Akıl Oyunlarının Gölgesinde benim için hayal kırıklığıydı.
528 syf.
·Beğendi·9/10
'Ruh yazarı' diye bir tabir olsaydı hiç düşünmeden benim için onlardan biri de Harlan Coben derdim. İsmi görür görmez tereddütsüz aldım ve yine müthiş bir kitapla karşılaştım. Konu Coben olunca beklentim de büyük oluyor ki hiç bir zaman boşa çıkmadı. Aksiyonun hiç hız kesmediği, durağanlık yaşanmayan, olay örgüsünün ustaca oluşturulduğu çok güzel bir polisiye Şantaj. Geçmiş hatalarının hala cezasını çeken Matt ve onun güzel eşi Olivia'nın nasıl bir oyunun içinde olduklarını, bundan kurtulma çabalarını okuyacağınız ve aslında her karakterin baş karakter gibi kendi öyküsünün olduğu kitapta , intikam duygusunun insana neler yaptırabileceği çarpıcı bir şekilde işleniyor.
432 syf.
·3 günde·Beğendi·9/10
- Çırak, Rizzoli & Isles serisinin ikinci kitabı. Seriye ismini veren karakterlerden biri olan ve ilk kitapta görmediğimiz Dr. Isles karakteri de bu kitapla birlikte sahneye çıkıyor. Serinin ilk kitabı olan Cerrah, yüksek gerilimi ve heyecanıyla beni oldukça etkilemişti. Çırak'a başlarken "Ya beğenmezsem" şeklinde bir düşüncem olmadı zira bana göre Tess Gerritsen hiçbir kitabında ortalamanın altına düşmeyecek bir yazar. Çırak beklediğim gibi bir kitaptı tıbbi terimler, dehşet verici olaylar ve çok sevdiğim bir karakter olan Jane Rizzoli. İlk kitapta tanıştığım karakterlere Çırak'la birlikte iyiden iyiye yakınlık duymaya başladım.

- İlk kitapta, işlediği cinayetlerle tüm şehri dehşete düşüren ve "Cerrah" olarak bilinen katilin elinden kurtulan Dedektif Rizzoli olayların ağırlığını üstünden atamamışken Boston'da yeni bir cinayetler zinciri meydana gelmiştir. Evlerinde öldürülen erkekler, kaçırılan ve sonrasında vücutları parçalanmış halde bulunan kadınlar... Şehir yeni bir seri katille karşı karşıyadır ve bu yeni katil cinayetlerini bir taklitçi gibi Cerrah'ın yöntemlerine bağlı kalarak işlemektedir.

- Çırak beklentilerimi karşılayan, sürükleyen, heyecanlı ve gerilim dolu bir kitaptı. Tess Gerritsen aldığı tıp eğitimini ve yazarlık yeteneğini bir araya getirerek harika bir kitap daha ortaya çıkarmış. Yazarın ve serinin diğer kitaplarını okumak için sabırsızlanıyorum.
384 syf.
·9 günde
Gece saat 23:39... Muhtemelen bu inceleme ile bir günü daha geride bırakacağız ve muhtemelen siz okuduğunuzda bir hafta, bir ay, bir yıl ve çok daha fazlası geçmiş olacak. Bu arada saat 23:40...

İnsanlar neden bir seri katile ilgi duyar? Neden farklı bir ölüm arzusu olan ve kurbanın çığlıklarıyla mastürbasyon yapan, haz duyan biriyle konuşmak ister? Düşünüyor musun hâlâ? Cevabı basit aslında. İnsan, kendi özünü, asıl olan kendini gördüğünde hayranlık duyar da ondan. Olmak istediği ama olamadığı(duygular, paronaya, korku vs) için, suçluluk duyduğu biri olduğu için. Her insan doğuştan sadist ve biraz mazoşisttir. Sadist birine hayran duymakta mazoşistliğin bizzahiti belgesidir. Seri bir katille birlikte olmak, onunla konuşmak ya da onu izlemek bir nevi onun yaptıklarını arzulamaktır... Her neyse kitaba dönelim.


Kitap kapağıyla başlayalım.

Cerrah kitabında da değindiğim gibi bir tıbbi polisiye gerilim kitabından öncelik kapaktır. Burada kapağı bozan canlı silütler olmuş. Yazar isminin üstünde bulunan iki canlı resim. Her ne olursa olsun ciddiyeti bozduğu için yüzümü ekşitmeme sebebiyet verdi diyebilirim. Cerrah'a nazaran bu kapak tasarımı vasat geldi bana. Tamam; belki katilimizin fantezisi ne uygun seçilmiş ama bir şey eksik gibi geldi bana.

Kitapta daha önce birçok savaşa katılmış ve her türlü insandışı davranışları, bir insanın başka bir insana neler yapabileceğini görmüş buz gibi karakter olan Dean'ı sevdiğimi açıkça söyleyebilirim. Eminim soğukkanlı ve davranışlarıyla bir etki bırakacaktır. Kendi ağzından bir söz:

"Kolay kolay anlatamayacağımız şeyler gördük biz. İnsanoğlunun kendini neden hayvandan üstün tuttuğunu anlatmakta zorlanmamıza sebep olan şeyler."

Aklıma telefonu kulübesi filminden bir replik geldi:" Vietnam'da bize el bombası sallayan çocuklara Naplm bombası atardık." Afganistan, Irak, Vietnam... Bu dünyanın cehennemini gördüler. Bir diğer deyişle insanın başka bir insana neler yapabileceğini...

Katilimiz Ted Bundy gibi öldürdüğü kadınlarla cinsel ilişkiye girmeyi seven ve çeşitli fantezilerle kurguladığı öldürme şekliyle tanınıyor. Cerrah'ta da Rizzoli'yi elinden kaçırmış olduğu öfkeyle kendisi üzerinde çeşitli fanteziler ve istem dahilinde arzularıyla peşinden gidecektir...

Rizzoli'nin karakter yapısını bu kitapta da beğendim. Cerrah'ta tek odak nokta onun üzerinde olduğu için diğer karakterler ön plana çıkamıyordu. Bu yüzden Dean ile ikili diyalogları düşündürücü ve zevkliydi.

Kitaptan birkaç şey dikkatimi çekti.

"Dünya, gerçek bir katille tanışmaya can atan bir sürü beyinsizle dolu."

Bu tespite mest oldum açıkçası. Şimdi düşünelim: Ted Bundy, Ed Glein, Richard Chase, Jeffrey Dahmer, Ed Kemper gibi dünyaca ünlü seri katillerin cinayetlerinden sonrasını. Ted Bundy onlarca kadını öldürdükten sonra ne olmuştu? Kendisine yüzlerce kadından evlilik teklifi gelmemiş miydi? Hatta bunlardan biri kendisini yargılayan jüri üyelerinden biri değil miydi? Peki Dahmer? Peki ya diğerleri?

Yukarı bakmakta, tekrar okumakta fayda var.

Kıssadan hisse tıbbi terimleri hoşuma gidiyor, ki Cerrah kitabını bu yüzden okumuştum. Polisiye severseniz okuyun, öte yandan orta düzeyli ve vasat bir kitap gibi geldi bana. 3 kitap arasında hâlâ Cerrah kitabı ideal diyebilirim.

Keyifli okumalar.
464 syf.
·6 günde·9/10
Leon Gott'un, evinin garajında ölü bulunmasıyla başlar her şey. Altı yıl önce bir safari gezisindeki cinayetinde bağlanmasıyla, kitabı daha bir heyecanlı okumaya daldım. Her sayfası ayrı bir güzel ve merak dolu..Sanki ben yaşıyorum olayları.. :) Biraz maceraya ne dersiniz? :)
304 syf.
·3 günde·9/10
Julia, Roma'da çıkmaz bir sokakta yer alan, kitapların dökülmeye yüz tutmuş sayfalarının kokusunu duyduğunda, vitrinden ona bakan müzik kitabını ve içinde bulunan, Incendio adlı beste ayaklarının ucuna düştüğünde, kendine bu değerli hediyeyi almaya karar verir. Girdiği antikacı ise onun dilini anlamasa da müzisyen olduğunu anlayıp kendi dilinde bir şeyler söyleyip eseri Julia'nın ellerine teslim eder...

Boston'a dönen Julia, eşi Rob ve kızı Lily'e aldığı hediyeler ile kendi özlemini de sunduktan sonra, Incendio adlı besteyi kemanın tellerine teslim eder. Bu parçanın hüznü ve bestecisinin bu duygu dolu eseri ne zaman notaya döktüğünü ise merak etmeye başlamıştır. Eser sonlara doğru onu zorlamaya başlamış, hüznünü onun ruhuna da ulaştırmıştır. Kemanını kılıfına koyacağı sırada kızı Lilly ona kanlı elleri ile dokununca kapıldığı korku, kendi aile geçmişine gitmesi için onu mazinin derin sularına daldırmak için kapısının aralık olmasının dehşeti ile yüz yüze getireceğini ve aile geçmişinde yer alan psikolojik sorunların kızının geninde de yer aldığı endişesi ile korkuyu iliklerine kadar hissettirmişti...

Julia, kızı Lily'de olan değişiklikleri anlamaya çalışırken tüm çevresinden uzaklaşıp bu bestenin kime ait olduğunu araştırmaya başlar...

Haziran 1938 yılında Venedik'te yaşayan Profesör Albert Mazza,ölü ağaçtan ses çıkaran adam olarak bilinir; atölyesinde ürettiği estrümanların Viyana ve Londra'da ki orkestraların arasına girmesinden ve müzik birikimini ailesine aktarmaktan oldukça memnundur. 200 yıllık kemanını torunu Lorenzo'ya emanet etmesinin ise çok önemli bir nedeni vardır. Lorenzo iyi bir müzisyen olarak yetişmektedir; ta ki tüm Avrupa'da başlayan savaş onları içine alana kadar. Profesörün kökleri İtalya'ya dayansa da o bir Yahudidir ve ailesi için her geçen gün tehlikenin büyüdüğünü kabul etmemektedir...

2. Dünya Savaşı'nın başladığı yıllar ile günümüze köprü olan bir bestenin yazarının hüzünlü hikayesini araştıran Julia kendi hayatını da sorgularken, siyasetin kirliliğini bir kez daha yaşayıp, kızı Lily ile olan sorunlarının üstesinden gelebilecek miydi?

Savaşların insan üstünde ki yıkımına, yok edilmenin acımasız yüzüne değinen yazar, geçmişe yolculuk yaparken yaşanan acıları bir kez daha yaşamanıza sebep olacak ve insanın nasıl vahşileştiğini gözlerinizin önüne bir film gibi serecek...
464 syf.
·8 günde·Beğendi·10/10
Uzun bir sürenin ardından Tess Gerritsen ile yine beraberim. Bilerek arayı uzun tuttum ki değerini ve kıymetini daha da iyi anlayayım..Rizzoli&Isles serisinin son kitabını da devirdiğim için buruk bir sevinç içerisindeyim. Kitaplarla tanışmadan önce bir insanın, kitaplara ve içindeki karakterlere bu denli alışacağını hiç düşünmezdim hatta aklımın ucundan bile geçmezdi..Bitmesini bir türlü istemediğim her kitabın sonundaki hüzün bu kitabın son sayfalarına da siniyor adeta.. Yine iyi bir kitabın bitmiş olmasının vermiş olduğu ağırlıktan ve alışılmışlıktan payımı alıyor, sessizce kitaptaki olayları bir film şeridi gibi gözlerimin önünden geçiriyorum..

Bu kitap sayesinde biraz vahşi doğaya yöneliyoruz vahşi doğa dediğime bakmayın.. Her ne kadar kitapta bol bol leopar, puma ve kaplan gibi usta yırtıcılardan bahsedilmiş olsa da, anlıyorum ki en büyük ve en tehlikeli yırtıcı yine insan.. Yine en vahşi doğa ; insan doğası...Kitabın içeriğini ve karakterleri analize sokup spoiler vermekten korktuğumu belirtip burayı es geçiyorum ;)

Tess yine bildiğimiz gibi, olay örgüsündeki akıcılık, bütünlük, sıkmayan cümleler.. En heyacanlı yerde biten bölümler.. Tahmin edilmesi zor maratonlar.. Gizem ve merak uyandıran tahminler, yanılgılar.. Hayret edilesi küçük detayların bir yapboz gibi birleştirilip büyük resmin sabırla oluşturulması.. Tess yine bildiğimiz Tess :) Ve ben yine büyük bir heyecan ile bekleyeceğim, elime aldığım kitabın kapağında "Tess Gerritsen" isminin yazacağı günü..
432 syf.
·10/10
Azılı bir katil olan adli tıp doktorunun korkunç hikayelerini anlatan kitap serisinin bir üyesi. Konusu güzel ürpertici gerçekçi bir dille yazılmış. Olayın içine girip gerçekten yaşanıyor hissediyorsunuz.

Yazarın biyografisi

Adı:
Cumhur Mısırlıoğlu

Yazar istatistikleri

  • 6 okur beğendi.
  • 30.915 okur okudu.
  • 520 okur okuyor.
  • 9.087 okur okuyacak.
  • 276 okur yarım bıraktı.