Jonathan Franzen

Jonathan Franzen

Yazar
7.7/10
31 Kişi
·
68
Okunma
·
8
Beğeni
·
1632
Gösterim
Adı:
Jonathan Franzen
Unvan:
Amerikalı Yazar
Doğum:
Western Springs, Illinois, Amerika Birleşik Devletleri, 17 Ağustos 1959
1959’da Illinois, Western Springs’de doğdu. Swarthmore Üniversitesi’nde Alman edebiyatı eğitimi aldı. 1987’de yerleştiği New York’ta ilk romanı The Twenty-Seventh City yayınlandı. Bunun ardından yazdığı Strong Motion (1992) adlı kitabı da ilk romanı gibi aile ilişkilerini konu alıyordu. 2001’de yayımlanan Düzeltmeler’le (çev. Füsun Doruker, Sel, 2012) Ulusal Kitap Ödülü ve James Tait Black Memorial Ödülü gibi önemli ödüller kazandı ve National Book Critics Circle ve 2002 Pulitzer ödüllerinin finalisti oldu. Geniş bir okur kitlesinin ilgisini çeken Düzeltmeler, 2001’de New York Times Yılın En İyi Kitapları Listesi’ne girdi.
2010’da yayınlanan Özgürlük’le (çev. Sevin Okyay, Sel, 2012) birlikte, Franzen ABD’nin en çok okunan yazarlarından biri haline geldi. 2000 yılındaki Stephen King’den sonra Time dergisinin kapağında yer verdiği ilk yazar oldu.
How to be Alone (2002), The Discomfort Zone (2006), Uzaktaki (çev. Zarife Biliz, Sel, 2015) adlı deneme ve anı kitapları da yayınlanan Franzen yazın hayatını New York ile California’da sürdürüyor.
Bu da doğruydu. Yine de başroldeki genç kadın oyuncunun göğüslerini hayal etmenin baştan çıkarıcılığı olmadan bu senaryoyu yazacak cesareti bulamayan Chip'e göre haksız ve acımasız bir görüştü. "Herhalde haklısın," dedi Chip. "Gerçi fizikselliğin bir kısmı bilinçli olarak veriliyor. Çünkü burada bir ironi var; bak görüyorsun, kız adamın aklını çekici bulurken, adam kızın..."

"Ama bunu okuyan bir kadın açısından,"dedi, Julia inatla, "tavukçu dükkanından söz ediyormuş gibi geliyor. Göğüs, göğüs, göğüs, bacak."
Her gün oğullarının konuşmalarını düzeltiyor,terbiyeli olmayı öğretiyor,morallerini yükseltiyor,yaklaşımlarını canlandırıyor ve yine her gün büyük bir kirli çamaşır yığınıyla karşılaşıyordu.
Dünyayı umursayan bir adama karşı, dünyanın böylesine duyarsız olması gerçekten haksızlıktı.
" bunun nedeni depresyon geçiriyor olman baba. Klinik depresyon..."
" sende öylesin. "
" yapacağın şey tedavi olmak. "
" beni duydun mu? sende öylesin dedim. "
" neden söz ediyorsun? "
" anla işte. "
" baba, biz neden söz ediyoruz? Bütün gün koltukta oturup uyuyan ben değilim. "
" içinden uyuyorsun," dedi Alfred.
" tümüyle yanlış.
" bir gün anlarsın. "
“bana göre şu çok açık, eğer hayat devam ediyorsa, orada bir şeyler yaşanıyor. bazı şeyler değişiyor, bazı şeyler sona eriyor. tanıdığın bazı insanlar ölüyor."
"Doğal yollarla oluşan uranyumu içi boş plütonyum kürelerine dönüştürmek,bu küreleri trityum ile doldurup patlayıcı ve döteryum ile çevrelemek ve bunu bir milyon insanı öldürme ihtimalini Cody Flayner'in kamyonetinin kasasına sığacak ölçüde minyatür bir ölçekte yapabilmek meğer ne kadar kolaymış.Hem de ne kolay.Uyuşturucuyla savaşı kazanmaktan,fakirliği sona erdirmekten,kanseri yenmekten,Filistin sorununu çözmekten kıyaslanamayacak kadar kolay."
Kömür dumanının örttüğü kasabaya camdan bakarken annem şöyle dedi:"Otuz beş yıl içinde ancak daha çirkin hale getirmişler.Çirkinlik üretmekle geçen otuz beş yıl,aman Tanrım.İnsanlar bunu unutacaklar,ama sen sakın unutma: Almanya'nın bu ucu günahlarının cezasını çekti."
496 syf.
·8/10
Oldukça etkileyici bir kitap olmasına rağmen okurken emek isteyen türden. Hazmedebilmek adına özenle okunması gerekli.
Kısaca anlatmak gerekirse; bir çiftin üç çocuğunun yetişkinlikleri sırasında aileden uzaklaşması ve kadının eşinin de hastalığını bahane ederek Noel'de bütün aileyi bir araya getirmek istemesini anlatıyor. Ancak bu kadar basit değil tabii ki. Her karakterin hayatına değiniyor kitapta. İlk olarak Enid yani annenin hayatına yer veriliyor. Çocuklarına olan düşkünlüğü, tutuculuğu ile baba Alfred ile olan anlaşmazlıkları göze çarpıyor.
Sonraki bölümlerde ise küçük erkek çocuk olan Chip'in anlatıldığı bölümde fazlasıyla hissettim süklüm püklüm olan hayatını.
Diğer bölümde ise Garry'den bahsediyor. İlk çocuk olan Garry başarılı, iyi bir geliri ve çocukları olan bir adam gibi anlatılsa da aslında ciddi bir bunalımın içinde, eşiyle olan problemleri dolayısıyla bir hayli depresyon dönemine giriyor.
Diğer üçüncü kardeş olan kız kardeş Denise ise görünürde tercihleri doğrultusunda iyi bir hayat sürse de bir süre sonra alt üst olan hayatın içinde buluyorsunuz kendinizi.
Kitap boyunca Alfred'in yanı babanın kötü birisi olarak anlatılmasına rağmen ailesi uğruna yaptığı fedakarlıkları görünce sizde derinden etkileniyorsunuz.
Kısacası kahkaha atacağınız, duygulanacağınız hatta gözyaşı dökeceğiniz anlara sahip bir kitap okumanızı şiddetle tavsiye ederim.
600 syf.
·13 günde·Beğendi·9/10
İlk sayfasından son sayfasına kadar tüm parçaları kusursuz bir şekilde birbirini tamamlayan, her cümlesinde zekanın ve emeğin ışıldadığı bir roman. Amerikan orta/üst orta sınıflarının aile kavramıyla, ebeveyn olma, aşk, cinsellik, doğal ve toplumsal yozlaşma gibi meselelerle mücadeleleri, sosyal ve kişisel çatışmaları üzerine bir şimdiki zaman klasiği.
632 syf.
·10 günde·Beğendi·8/10
Ben kütüphanemdeki 500 sayfanın üzerindeki her kitaba tuğlacı kardeşler derim.Bu roman da o tuğlacı kardeşlerden biri tam 632 sayfa.Baskı kalitesi oldukça iyi ve çeviri , kitabın orjinalinden kaynaklanan bazı Almanca kısımlar nedeniyle bocalasa da idare eder.

Okunabilirlik olarak orta düzey bir zorluğu var romanımızın.Dil olarak çok zorlayıcı bir yönü yok ve diline sade denilebilir.Ancak dilde bolca argo ve küfür kullanıldığını da belirtmeden geçmeyelim.Zaman zaman teknik bazı terimlere girse de çok fazla zorlayıcı sizi Googleda aramadan aramaya sevk edecek bir terminoloji yok.

Konusundan kısaca bahsetmek gerekirse kitabımız Purity adlı kahramanımızın annesi ve çevresini oluşturan insanlarla olan ilişkilerini geçmişle köprüler kurarak anlatmaktadır.Burada en önemli sorun,A.B.D,Almanya ve Bolivya gibi dünyanın oldukça geniş bir lokasyonunu ve Eski Doğu Almanya'nın taa Berlin duvarı yıkılmadan önceki halinden alıp günümüze kadar olan büyük bir zaman dilimini , aynı romanda bu kadar dar konu içerisine sığdırmaya çalışmak olmuş.Bu yüzden zaman ve olaylar kronolojik değil ve yer yer bu zaman kaymaları okuma konforunu azaltabiliyor.

Tamamen kusursuz bir roman olmamasına rağmen ben beğendim.Çünkü özellikle insan ilişkileri ve psikoljisiyle ilgili olarak kitabın bazı bölümleri olağanüstü güzellikte portreler içeriyordu.Keşke tüm eser dalgalanmadan bu yüksekliği sürdürebilseydi o zaman eser on numara olacaktı.Ancak dediğim gibi tüm dağınıklığına rağmen roman kendini okutuyor.
Eser her okuyucuya hitap etmese de okuyup keyif alabilirsiniz.Kalınlığı zor bir izlenim vermesin rahatlıkla okunabiliyor.Cinsellik ve argo içerdiğinden sadece yetişkinlerin okumasını tavsiye ederim.Hepinize iyi okumalar.
496 syf.
·6 günde·Beğendi·7/10
Hasta bir baba, ona yıllarca bakmak zorunda olan bir anne ve bu annenin sadece bir Noel günü üç yetişkin çocuğunu bir araya getirebilmek için verdiği çabayı ön plana alan romanın arka planında ise Amerikan toplumsal yaşamının, eğitim, sağlık ve adalet sisteminin inceden bir eleştirisini gördüm. Eleştiriden en çok da Amerikan kapitalist sistemi payını almış.
Romanın bazı bölümleri geriye gidişli ve özellikle romanın beş ana kahramanının yaşamlarının birbirleriyle kesişme noktalarını kaçırmamak gerekiyor.
Ağır dram içermiyor ama bazı bölümlerde hüzünlenirken bazı bölümler insanı gülümsetebiliyor.
Kitabın bitimiyle (her kitap bitimi sonrası yaptığım gibi) "Şimdi bu romandan bana ne kaldı" sorusunu kendime sorduğumda aslında çok da bir şey kalmadığını söyleyebilirim ama okumak için harcadığım yaklaşık beş gün için de boşa gitmiş diyemeyeceğim.
Okumanızı tavsiye eder miyim; eh işte...
496 syf.
·12 günde·Beğendi·9/10
Coğrafyalar ve yaşam biçimleri ne kadar farklı olursa olsun insana ait sorunların ve mücadelelerin her yerde benzerlikler gösterdiğini görüyoruz roman boyunca.

Muhafazakar Orta Amerikalı bir çift ve üç yetişkin çocuklarının hikayesi. Her biri kendi hayat mücadelesi içinde, sorunları, hataları ve bencillikleriyle yaşamlarını sürdürüyorlar. Yakın ve uzak geçmişe dönüşlerle hem ailenin hikayesini hem de kişiliklerini ve psikolojik özelliklerini ustaca göz önüne seriyor Jonathan Franzen. Hatalarıyla yüzleşip pişmanlıklar yaşarken nasıl yeni hatalar yaptıklarını görüyoruz.

Otorite figürü olan babanın çok sevdiği çocuklarına uzaklığı ve eşinin otoritesini kullanarak çocuklarıyla ilişkisini şekillendiren, çoğu zaman taraf tutan annenin idareci davranışları hikayede beni en çok etkileyen bölüm. Üstelik buna her iki kuşakta da şahit oluyoruz. Ve bu da bize erkeklerin hayata ne kadar düz kadınların da karmaşık baktığını tekrar tekrar gösteriyor.

Diğer bir çarpıcı nokta da yaşlılıkta ebeveynlerin, çocuklarının ‘çocukları’ olmasının hüzünlü bir şekilde anlatılması. Hayat hep ileriye doğru akıyor maalesef; ‘Çocuklar’ roller değiştiğinde ebeveynlerine karşı hoşgörülü ve sabırlı olamıyorlar.

Son derece gerçekçi ve hüzünlü bir roman.
632 syf.
·14 günde·Puan vermedi
Kitapla ilgili her ne kadar çok söylenecek şey varsa da uzun Franzen kitapları beni yormuyor artık. Önceden hep okumaya korkardım ancak artık benim için uzun kitapların televizyonun karşısına geçip bütün gün asalak biçimde kanalları değiştirmekten farkı yok.

Kitapla ilgili düşüncelerim şu videoda genel olarak zaten:
https://www.youtube.com/watch?v=gMQGgDw-UL8

Yazarın biyografisi

Adı:
Jonathan Franzen
Unvan:
Amerikalı Yazar
Doğum:
Western Springs, Illinois, Amerika Birleşik Devletleri, 17 Ağustos 1959
1959’da Illinois, Western Springs’de doğdu. Swarthmore Üniversitesi’nde Alman edebiyatı eğitimi aldı. 1987’de yerleştiği New York’ta ilk romanı The Twenty-Seventh City yayınlandı. Bunun ardından yazdığı Strong Motion (1992) adlı kitabı da ilk romanı gibi aile ilişkilerini konu alıyordu. 2001’de yayımlanan Düzeltmeler’le (çev. Füsun Doruker, Sel, 2012) Ulusal Kitap Ödülü ve James Tait Black Memorial Ödülü gibi önemli ödüller kazandı ve National Book Critics Circle ve 2002 Pulitzer ödüllerinin finalisti oldu. Geniş bir okur kitlesinin ilgisini çeken Düzeltmeler, 2001’de New York Times Yılın En İyi Kitapları Listesi’ne girdi.
2010’da yayınlanan Özgürlük’le (çev. Sevin Okyay, Sel, 2012) birlikte, Franzen ABD’nin en çok okunan yazarlarından biri haline geldi. 2000 yılındaki Stephen King’den sonra Time dergisinin kapağında yer verdiği ilk yazar oldu.
How to be Alone (2002), The Discomfort Zone (2006), Uzaktaki (çev. Zarife Biliz, Sel, 2015) adlı deneme ve anı kitapları da yayınlanan Franzen yazın hayatını New York ile California’da sürdürüyor.

Yazar istatistikleri

  • 8 okur beğendi.
  • 68 okur okudu.
  • 6 okur okuyor.
  • 127 okur okuyacak.
  • 7 okur yarım bıraktı.