Michel Beaud

Michel Beaud

Yazar
8.3/10
10 Kişi
·
24
Okunma
·
4
Beğeni
·
176
Gösterim
Adı:
Michel Beaud
Unvan:
Yazar
Doğum:
Chambéry, Fransa, 30 Mayıs 1935
Michel Beaud 1935 yılında Chambéry'de doğan Fransız bir ekonomisttir.

Paris VII Üniversitesi’nden emekli iktisat profesörüdür. İlk basımı 1981 yılında yapılan Kapitalizmin Tarihi ile geniş kitlelere ulaşmış, bu eser ondan fazla dile çevrilmiştir. Çok sayıda esere imza atan yazarın çalışmalarının amacı, zamanımızın gerçekliği ile ilgili fikir vermek ve onun bileşenlerini çözümlemek olarak ifade edilebilir.
Resmi verilere göre, 1521 ile 1660 arasında Amerika'dan İspanya'ya 18 bin ton gümüş ve 200 ton altın taşındı. Başka tahminler, transferin bunun iki katı olduğunu ileri sürüyor.
Fransız burjuvazisinin krallığa ve soylu sınıfa hayranlığı devam ediyordu. Maliye, adalet ve polis memurlukları en çok rağbet gören mesleklerdi ve kral bunların satışını ve vergilendirilmesini hızlandırmıştı... Bir gün soylu olmak umuduyla "soylu bir yaşam sürmeye" özeniyorlardı. Fakat soylular onları reddediyordu. Bu yüzden, onlar da bir gün şu ya da bu şekilde karşılık görecekleri umuduyla, yeteneklerini krala sunuyorlardı.
Aşağıdaki yakınma, Çuhacı Patronun Zevkleri, XVII. yüzyılın sonundaki duruma tanıklık ediyor:

Hazineler biriktiriyoruz, büyük servetler kazanıyoruz Yoksulları mallarından mülklerinden edip, sıkıp suyunu çıkararak - Kesemizi işte böyle dolduruyoruz - ve laneti üzerimize çekmeden önce yün tarama işçisinin ücretini sekiz groat [dört penilik gümüş para] yirmi liradan yarım krona düşürüyoruz. Eğer mırıldanmaya kalkarlarsa ve derlerse ki, "Bu çok az," biz de onlara, "Ya bunu kabullenirsiniz ya da iş yok diyeceğiz." Onları işlerin iyi gitmediğine inandıracağız. Hiç bu kadar berbat durumda olmamışlardı ama bizi ilgilendirmez... Biz de düşük ücretle yoksul dokumacıları çalıştırırız. Ücretleri daha düşürmek için olur olmaz hata buluruz. Eğer işler kötü giderse, sonucu hemen göreceklerdir. Ama işler iyi giderse hiçbir şeyden haberleri olmayacak. Onlara çarşafın denizaşırı ihracatının yapılmadığını söyleriz. Artık satmak için de bir çaba içinde olmadığımızı söyleriz (...) Daha sonra sıra iplik eğiricilerine gelecek. Onlara bir kilo yerine üç kilo yün eğirteceğiz. Bize işi getirdiklerinde şikâyet edeceklerdir. Bize aldıkları ücretle geçinemediklerini söyleyeceklerdir. Eğer ipliği azıcık eksik getirirlerse üç peni eksik ödeme yapmaktan çekinmeyiz. İşte paramızı ve toprağımızı böyle sağlıyoruz. Sabahtan akşama bize çalışan insanlar sayesinde. Eğer tüm güçlerini bu işlere harcamasalardı, başkaca bir yargılama olmadan kendimizi asmamız gerekirdi. Tabii yün tarayıcıları, iplik eğiricileri ve keçeciler de. Cüzi bir ücret için canı çıkan iplik eğiricileri sayesinde kesemizi dolduruyoruz. Hay huy etmeden. Bu yoksul zanaatkârların, tüccar ve imalatçı için çalışan işçilerin asıl istedikleri şey ne özgürlük ne de demokrasiydi, onlar geçerli uygulamalardan şikâyetçiydiler ve talepleri hep aynıydı: maaşların ya da yevmiyelerin artırılması, çalışma saatlerinin düşürülmesi, dış rekabete karşı korunma....
Kristof Kolomb "Altın dünyanın en mükemmel şeyidir. O kadar ki, ruhları cennete bile gönderebilir." diyordu.
Adama hak vermemek elde değil birde bunun yeşil versiyonu da yok değil tabi...
Dikkate değer olan husus, kapitalizmin doğuşunda devletin önemli bir rol oynamış olmasıdır. Aynı şekilde ve ona bağlı olarak, kapitalizmin oluşmasında ulus devlet olgusu önemli bir yer tutmuştur. Burjuvazi olmadan kapitalizm mümkün değildi, ama burjuvazi de ulus devlet ve ulus gerçeği ortamında güçlenecekti. Ve işte böylesi koşullarda gerekli iş gücü yaratıldı, biçimlendi ve uygun hale sokuldu. Nihayet, egemen kapitalizm ve muzaffer burjuvazi için coğrafi hareket alanı bütün dünyaydı. İhtiyacı olan iş gücünü, sattığı, yağmaladığı temel malları ve mal trafiğini dünya ölçeğinde buluyordu. Kapitalizm, doğuşundan itibaren, hem ulusal hem evrensel, hem özel hem devletçi, hem rekabetçi hem de tekelciydi....
Soylular sınıfı kendi içine kapanmış ve ayrıcalıklarına sıkı sıkıya sarılmıştı; 1614'teki Etats Généraux'da [Genel Meclis] sivil başkan yardımcısı Henri de Mesme, "Üç sınıf da kardeştir ve her üçünün de anası Fransa'dır," dediğinde, soylu sınıfın buna cevabı, ayakkabıcıların ve ayakkabı tamircilerinin çocuklarının kendilerini kardeş olarak çağırmalarını istemediklerini, onlarla aralarında uşakla efendisi kadar fark olduğunu söylemek olmuştu.
Bugün kapitalist mantığın ve emperyalizmin karşısında başka bir birikim ve üretim tarzı olan devletçilik var. Nitekim sosyalist denilen devrimlerin gerçekleştiği ülkelerde, ekonomik ve sosyal zorluklar, sanayileşme ihtiyacı -bir ekonomik fazla yaratmak üzere aşırı çalışmaya zorlama ve eski köleleri işçi durumuna getirme gereği- belirleyici oldu. Devlet aygıtının ele geçirilmesiyle yeni bir yönetici sınıf da kendini dayattı. Devlet zoru kullanılarak hem çalışma disiplini hem de bir bütün olarak üretici sınıfların sosyal disiplini sağlandı. Kapitalizmde olduğu gibi, devletçilikte de bir ulusal gerçeklikle yüz yüze gelindi ve onunla bütünleşildi: Rusya'nın gücü sosyalizm ideolojisine dayanılarak yüceltildi, öte yandan etkin anti-emperyalist mücadeleler de bir destek oluşturdu. Devletçilik sayesinde askerî ve ekonomik gücü itibarıyla dünyanın iki numarası durumuna geldi. Bir sınıf ittifakı harekete geçirilerek eski oligarşilerin devrildiği ve emperyalizmin tutsaklığından kurtulan Üçüncü Dünya ülkeleri de devletçilikle sanayilerini ve teçhizat üretimlerini geliştirmenin bir aracına kavuştular.5 Kapitalizm her dönemde, hem ulusal-bölgesel-lokal hem de küresel ölçekte var oldu; bugün özellikle beş kıtayı kapsayan hiyerarşik emperyalist sistem, dünya pazarı, çok uluslu gruplar, uluslararası borç sorunuyla daha çok küresel bir karaktere sahip. Kapitalizm her dönemde hem birleştirici, tekleştirici ve hem de farklılıkları, aykırılıkları, eşitsizlikleri derinleştirici sonuçlar ortaya çıkardı; özellikle günümüzde ulaşım araçlarındaki muazzam gelişme, ticaret, iletişim ve haber alma olanaklarıyla bu süreç derinleşmiş durumdadır; proleterleşme, ücretliliğin genelleşmesi, kentleşme, tüketim araçları üreten süreçlerin, yaşam tarzlarının standartlaşması, aynı şekilde yüzyıllar boyu çok kli ve çok değişik koşullarda işçi çalıştırma ve fazla çalışmaya teşvik yöntemleri geçerli oldu. Her dönemde kapitalizm hem yapıcı hem de yıkıcı oldu ama, bugün artık gezegenin ve insanlığın geleceği tehdit altında bulunuyor. Emperyalist ülkelerde işçi sınıfı örgütlenmeyi başardı, kısmen de egemen sınıfların emperyalizmde sağladığı avantajlar savesinde, önemli ödünler kopardı. Kapitalist mantığın sertliği az da olsa törpülendi, kararlarda az çok etkili olabildi ve üretilen değerin de görece daha uygun paylaşımı mümkün olabildi. Ne ki, bunu söylemek ve tüm sonuçlarını da dikkate almak durumundayız. Emperyalist ülkelerdeki işçi sınıfı, daha genel olarak da emek dünyası: hem aynı kâr amaçlı üretim mantığına tabi oldukları için Üçüncü Dünya halklarıyla dayanışma halinde; ve hem de iş ve çalışma düzeyi itibarıyla "kendi" ulusal kapitalist üretimlerine bağlıdırlar, dolayısıyla "kendi" sınıflarıyla ortak çıkarlara sahiptirler. Bu çerçevede "kendi" kapitalist burjuvazilerinden kurtulabilecekler mi? Geçmişte olup bitenler ve mevcut duruma bakılırsa, "yeni bir yönetici sınıfın" egemenliğinde yeni bir sınıflı toplumun mümkün olduğu sonucu çıkarılabilir, (Böylesi bir egemen sınıf bloğu da pazar ekonomisiyle devletçiliğin melezlenmiş bir versiyonuna dayanan yüksek bürokratlar, teknokratlar, partilerin ve sendikacıların yönetici kesimlerinden oluşabilir). Elbette sosyalizm yolunda ilerlemek imkânsız değil, ama XIX. yüzyılin büyük hayal gücüne sahip düşünürlerinin öngördüğünden de çok daha karmaşık bir şey olduğu kesin. Zira sadece üretim araçlarının sosyalleştirilmesiyle iş bitmiyor. Binlerce yıllık bağımlılık ve tabiyet alışkanlıklarının da kırılması gerekiyor. O halde bu istikamette önemli kararların kolektif tarzda alınmasını sağlayacak yöntemler bulmak bir kalkış noktası olabilir.
Bulunduğumuz noktada demokrasi önemli bir temel kazanımdır: Hem burjuvazinin kazanımıdır hem de burjuvaziye karşı ve burjuvaziye rağmen bir kazanımdır. Aslında burjuvazi demokrasinin dar bir mülk sahibi ve "yetkin" kesimin sorunu olarak kalmasını yeğliyordu. Son yüzyıllık deneyler sosyalizm yolunda ilerlemek için demokrasinin ne kadar önemli olduğunu gösterdi. Demokrasi, bireysel özgürlükler ve insan hakları temal kazanımlardır ki, onları yaygınlaştırmak, güçlendirmek, derinleştirmek gibi bir sorumluluğumuz var. Egemenlik altındaki ülkelerde, Üçüncü Dünya ülkelerinde her şeye baştan başlamak gerekiyor. Bir kere iç içe geçmiş emperyalist egemenlikle, eski ve yeni sömürücü sınıflarla, "tekno- burjuvaziyle" bin yılların neden olduğu yıkımla, ona eklenen modern yağmayla; yetersiz üretim, kötü beslenme, yetersiz sağ- hk bakımı, yüksek ölüm oranı ve cehaletle mücadele etmek gerekiyor. Ulusal ve kıtasal bağımsızlığı yeniden kazanmak gerekli ama, bir egemenlik biçiminden kurtulup bir başka egemenliğin kucağına düşmemek kaydıyla, Bu bağlamda geniş bir bağlantısızlar bloğu oluşturmak önemlidir. Böylesi bir ortamda devletçilik yoluyla bazı ürünler ve kimi amaçlar gerçekleştirilebilir. Fakat asıl önemli olan, sosyalizm yolunda ilerlemeye imkân verecek, hem üretici güçleri geliştire- cek hem de sosyal üretim ilişkilerini dönüşüme uğratacak yeni üretim biçimleri geliştirebilmektir. Bu yolda bugün ezilmiş durumdaki köy topluluklarının gelenekleri, toplumsal dayanışma, yaşam bilgeliği, felsefi ve dinî gelenekleri yeni üretme, yaşama, karar verme yötemlerini yeniden keşfetmede yararlı olabilir. 1968'de onca ülkenin gençlerinin sezdiği şey, sürekli olarak değer erozyonu ortaya çıkarıp her şeyi anlamsızlaştıran gidişi tersine çevirebilir. 1970'li, 1980'li yıllar dönemecinde, kapitalizmin dönüştürücü, yaratıcı ve yıkıcı gücü doğrudan veya dolaylı olmak üzere tüm gezegeni etkisi altına almıştı. Ve onun karşısında Sovyetler
Birliği'nin devletçi modeli, egemenliği altındakilerin tamamı, köprü başlarını tuttuğu diğer kıtalardaki Üçüncü Dünya rejimleri de çatladı. Bu kapitalist ve devletçi iki realite karşısında, geriye başka bir şey yapma umudu, sosyalizme giden bir üçüncü yolki, gerçekleşmesinin XIX. yüzyılda sanıldığından daha zor olduğu görülmüştü- yeni bir üretme, yaşama, çalışma, karar verme umudu kalıyordu... Yüzyılın son yirmi yılında genelleşmiş devletçiliğin soluğu kesilmişti ama kapitalizm, yeni bilimi kullanma yeteneği sayesinde yeni bir rüzgâr yakalayabilmişti. Ve Sovyetler Birliği ve imparatorluğu yıkılıyordu. Eski Üçüncü Dünya'nın en dinamik ülkeleri ve Çin'in geniş bölgeleri, özel teşebbüs, piyasa ve kapitalist dünya sistemiyle bütünleşme oyununu başarıyla oynayacaktı. Hong-Kong'un Çin'e yeniden katılmasıyla Çin yöneticileri, "tek ülke iki sistem" vadediyorlardı. Yüzyılın sonuna doğru başlıca kapitalist yöneticilerin gönlünden geçen de herhalde "200 ülke tek sistem" sloganıydı.. 0 kadar ki, güçlü bir liberal yenilenme tüm gezegeni silip süpürüyordu. Sevimli küreselleşme istiaresi, eşitsizlikleri dramatik bir şekilde derinleştiriyor ve çok büyük dünya şirketleri dünya satranç tahtasında netameli oyunlarını oynamaya devam ediyorlardı.
Fransa'da Burjuvazi Soyluluğa Karşı:
İdeolojik Mücadeleden Devrime

Birkaç yıldan beri yaptığım araştırmalar, son zamanlarda ülke nüfusunun neredeyse onda birinin dilenci durumuna geldiği- ni açıkça ortaya koyuyor. Geriye kalan onda dokuzun beşi de dilencilere sadaka veremez durumda, bu insanlar da duruma düşmüş haldeler. Kalan onda dördün üçü de rahat ve huzur içinde sayılmaz, ya borca batmış durumdalar ya da mahkemelerle başları dertte. Geriye kalan onda bire gelince, ben bunlara soyluları, yargıçları, kilise adamlarını, laikleri, tüm yüksek soylular sınıfını, seçkinleri, askeri kesimi ve sivil memurları, büyük tüccarları, rantiyeleri ve tuzu kuru burjuvaları da dahil ediyorum, yüz bin aile bile etmiyorlar. O kadar ki, güçlü ve rahat olanların büyüklü küçüklü on bin aileyi geçmediğini söylersem yalan söylemiş sayılmam."

Vauban, La dime royale 1707 A.g.y, Les Écrivains témoins du Peuple, Éd. J'ai lu, 1964, s. 71.
Bir toprak parçasını çitle çevirip burası bana aittir diyen ve buna inanacak sıradan insanlar bulan ilk kişi, uygar toplumun da ilk kurucusu olmıştur. Biri çıkıp da kazıkları söküp, sınırları ortadan kaldırıp, hemcinslerine, "Sakın ola ki bu yalancıyı dinlemeyin, eğer toprağın ve kazancın herkese ait olduğunu unutursanız, bu, sizin sonunuz olur, " diyebilseydi, insanlığı bunca cinayet, savaş, sefalet ve iğrençlikten kurtarmış olurdu. Açıkça görüldüğü gibi, iş o hale gelmiş durumda ki, artık eskisi gibi devam etmesi mümkün değil.
448 syf.
·24 günde·Puan vermedi
Kapitalist tarihini bize anlatırken, sorunların sermaye ve bir avuç egemen zihniyetin, yaşamları alt-üst ettiğini ve egemenlerin devlet veya ortağı krallar vb. Aygıtlar olduğunu bizlere gösteriyor.
Tabi biraz tarihsel olguları bilerek okumak gerek bu kitabı aksi halde bunaltıcı ve kafa karmaşıklığı yaratabilir. Ama az bir tarihsel bilgi kitabı okumanızı daha akıcı ve anlayıcı olacaktır. Çeviri çok iyi.
İnsanı sermayenin içerisinde kâr amacından başka birşey olmadığını ve bizlere insanca yaşamanın imkansızlığını veren emperyalist- Kapitalist sistem olduğunu gayet iyi anlatıyor......
448 syf.
·37 günde·7/10
Devletlerin kısa tarihi de diyebiliriz. Bu tarz kitap sevmeyenler için ağır kaçabilir. Ama britanya'nın almanya'nın nasıl kurulduğu nasıl güçlendiğini anlamak için tavsiye ediyorum. Kitapta hatalı okumalar da mevcut. Amerikadan gelen altınlarla avrupanın avrupa olduğu gibi. Altınlar ispanya'yı fakirleştirmiştir ve ekonomi biliminin başlangıcı oluşmuştur. Osmanlı 1900 lere kadar üniversite kurmazken avrupa 1500 lerden itibaren bilime eğilmiştir. Velhasıl marksist bakış açısı ile kısa bir avrupa finans tarihi diyebiliriz kitap için

Yazarın biyografisi

Adı:
Michel Beaud
Unvan:
Yazar
Doğum:
Chambéry, Fransa, 30 Mayıs 1935
Michel Beaud 1935 yılında Chambéry'de doğan Fransız bir ekonomisttir.

Paris VII Üniversitesi’nden emekli iktisat profesörüdür. İlk basımı 1981 yılında yapılan Kapitalizmin Tarihi ile geniş kitlelere ulaşmış, bu eser ondan fazla dile çevrilmiştir. Çok sayıda esere imza atan yazarın çalışmalarının amacı, zamanımızın gerçekliği ile ilgili fikir vermek ve onun bileşenlerini çözümlemek olarak ifade edilebilir.

Yazar istatistikleri

  • 4 okur beğendi.
  • 24 okur okudu.
  • 3 okur okuyor.
  • 43 okur okuyacak.
  • 1 okur yarım bıraktı.