Samih Tiryakioğlu

Samih Tiryakioğlu

YazarÇevirmen
8.2/10
14,2bin Kişi
·
72,6bin
Okunma
·
16
Beğeni
·
3.530
Gösterim
Adı:
Samih Tiryakioğlu
Unvan:
Çevirmen, Gazeteci
Doğum:
İstanbul, Türkiye, 1909
Ölüm:
İstanbul, Türkiye, 8 Şubat 1995
1909 yılında İstanbul'da doğan Samih Tiryakioğlu Tiryaki Hasan Paşanın torununun oğlu Bülent beyin oğludur. Nişantaşı ve Galatasaray Sultanilerinde Fransızca okudu. Daha sonra İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi'ne bağlı Gazetecilik Enstitüsü'nden mezun oldu. Strasbourg Üniversitesi Milletlerarası Gazetecilik Yüksek Öğretim Merkezi'ni bitirerek on dört yıl bu kuruluşun yönetim kurul üyeliğini yaptı. 1943 yılında Ulus gazetesine çevirmen olarak girdi. 1947 yılında Hürriyet Gazetesine geçerek yazı işleri müdürü oldu ve aynı dönemlerde İktisat Fakültesi Gazetecilik Enstitüsünü bitirdi. Haldun Simavi ile bir sürtüşmeden sonra gazeteciliği bıraktı ve hayatının sonuna kadar çevirilerle meşgul oldu. Samih Tiryakioğlu klasik ve modern dünya edebiyatı, hukuk, iktisat, tarih, din politika gibi konularda yüze yakın eseri, örneğin Diriliş, Dr. Jivago, Anna Karenina, Madam Bovary, Parma Manastırı, Rüzgar Gibi Geçti, Harp ve Sulh, İzlanda Balıkçısı gibi ve daha birçok dünya klasiğini dilimize çevirdi. Gazeteciler Cemiyeti tarafından verilen 1986 Burhan Felek Basın Hizmet Ödülü'ne layık görüldü. Samih Tiryakioğlu 8 Şubat 1995'de İstanbul'da öldü.
Yazara henüz alıntı eklenmedi.
112 syf.
·1 günde·Puan vermedi
#okudumbitti Albert camusun okudugum ilk kitabı ve begendigimi söyleyerek başlayayım. Okurken bana aylak adamı anımsatan bir kitap. İnsanlar herkesin kendileri gibi olmasını ister ve farklılıklara ne kadar vahşice bakar bunu çok net bir şekilde gösteren bu kitap 110 sayfada insanı çokça etkiliyor. Dili sade ve Konusu sürükleyici. Psikolojik çözümlemeleri çok iyi. Toplumda dürüst olmak ve dürüst şekilde davranmanın ne kadar zararlı ve toplumun buna ne kadar uzak oldugunu gösteren bir kitap. Bir yandan yazarın kahramanının hayatına özenirken bir yandan da ürktüm,olaylara yaklaşımı ve olaylara bakış açısı çok muazzam geldi bana. Bu kadar hatalı kararlar verebilen ve tarihte çokça vermiş olan insan Oglu, hiç bir zaman geri dönülmesi mümkün olmayan kararlar vermeye yetkilendirilmemelidir. Zararsız farklılıkları seven insanları çokça seviyorum. Spoiler vermeden bu kadar yorumlayabildim. Evet bence bu kitap bu ünü ve fazlasını hak ediyor. Tavsiye ederim keyifli okumalar.
112 syf.
·2 günde·9/10 puan
Sanırım Albert Camus'un okuduğum ilk eseri. Okurken sıkılmadan okuduğumu belirtmek isterim. Hiçbir sayfasın da "acaba ne zaman bitecek?" "konuyu nereye-ne zaman bağlayacaklar?" diye düşünmedim. Çünkü bi eserde önemli olun muhteva, verebileceği mesaj. Buna ulaşmak içinde sabırlı olmak ve ihtiyatlı davranmak gerekiyor. Çünkü anlatımı o kadar özgün ve o kadar yalın ki bir çırpıda bitirilebilecek türden. Esere gelince; kahramanın adının neredeyse hiç geçmediği, yabancı gibi nitelendirildiği Meursault'un annesinin ölümüyle başlayıp daha sonra bir Arap'ı öldürmesiyle tutuklanışını anlatıyor. Fakat sizi; her şeyden, herkesten (bilhassa kendinden) vazgeçmiş, toplum dayatmalarını gözardı edip, kendini "olması gereken(!)" İnsan tiplemesinden sıyırmış, adeta kendine ve topluma yabancılaşan, hayatında cereyan eden olaylara (annesinin ölümü dahil) nesnel ve soğukkanlı biçimde yaklaşan, rahatlığı, hatta işlediği cinayetten çok umursamazlığı, tepkisizliği yüzünden yargılanan bir karakter karşılıyor. Tüm bu tiplemelerin başarılı bir şekilde okuyucuya aktarıldığı roman, yargı mekanizmasının berbatlığını, acımasızlığını da üzücü bir şekilde gözler önüne seriyor. Keyifli okumalar...

"Herkesin aynı olduğu, aynı düşündüğü dünya da farklı olmak, düşünmek, bir suç..."




"Kaçınılmaz olandan kaçmanın bir yolu var mıdır?"
112 syf.
·4 günde
Annenin ölümü ile başlayan bir kısa günlük. Bay Marseult kısa bir gezinti için Bay Raymondla beraber gittiği misafirlikte başına gelenler. Her insanın bir mahkum adayı olabileceğini ve bay marseult'un başından geçenleri anlatmaktadır.
112 syf.
·4 günde·Beğendi·7/10 puan
dili çok anlaşılır olmasına rağmen merak uyandırma duygusundan yoksun bir eser. 2 bölümden oluşmaktadır. Normal bir gündelik yaşamı havası ve izlenimini vermekte. Ödül alacak kadar iyi mi tereddütünde kalmadım desem yalan olur. Ama kesinlikle okunması gereken bir kitap

Spoiler içerir
Meursault adında bir gencin cezairli bir arap'ı öldürmesi sonucu olarak mahkemece idama mahkum edilir. Bu Arap'ı öldürmeden bir kaç gün önce annesini kaybetmiş birisidir. Meursault annesinin ölümü sonrası üzülmemesi cenazesinde gözyaşı dokmemesi hatta annesinin ölümünden bir gün sonra denize gidip yuzmesi Marie denen kızla öpüşüp sinemaya gitmesi gibi eylemlerde bulunur.iste kitabın ana konusu burdan çıkmaktadır . Meursault mahkemede işlediği cinayetten çok annensinin cenazesinde gerçek ve öz duygularını sergilediği için gerek hakim gerek savcı tarafından hesap sorulmaktadır. Hatta meursault un avukatı şöyle bir cümle kurar. Sanık annesinin cinayetten mi yargılanıyor yoksa annensine aglamamasindan mi diye bir cümle kurar. Toplumun kurallarına ve çizdiği çerçeveye uymadığı için fetişizme uğrayan meursault toplum ve toplumun zihniyeti tarafından "öteki","yabancı" olarak dışlanır. Antisosyal olan kahraman çevresi hatta Güneş ve sıcaklıkla bile kavga ve mücadele halindedir. Cinayeti güneş yüzünden işlediği bile söylenebilir.
Bireyi topluma kurban etmekten sıkılmadınız mı ?
112 syf.
·Puan vermedi
Nefsi müdafa yüzünden adam öldüren; farklı hissettiği ve olaylara farklı baktığı için adeta bulunduğu topluma yabancı olan; Yaşadığı olaylara toplumla aynı duygusal tepkileri veremediği için mahkeme salonunda küstahça yargılanıp ölüme mahkum edilen bir adamın hislerini anlatır. Özellikle idamdan önceki gece tövbe etmesi için gelen rahibe haykırışlarının beni derinden etkilediği kısa ve başarılı bir eser.
112 syf.
·5 günde·Beğendi·Puan vermedi
"Bugün annem öldü.Belki de dün öldü bilmiyorum." Diye başlayan romanda Camus, kendine ve topluma yabancılaşmış, her şeye nesnel bir biçimde yaklaşan Meursault'nun adam öldürdüğü için suçlanırken, annesinin ölümüne üzülmediği için büyük tepki almasından idamına kadar geçen süreci büyük bir ustalıkla anlatmıştır.
112 syf.
·Puan vermedi
Tahmini iki üç yıl önce okuduğum kitaptır.
Bu gün bir arkadaşımla kitap üzerine biraz konuşmak istedim
O yeni başlamış okumaya
Kitaba dair hiçbirşey hatırlamadığıma üzüldüm
Okuduğumda o kadar etkisi altından kalmışım ki, o zamandan beri kullandığım nicknamelerimin çoğu meursault

Kahramanın adı dışında hafızamda hiçbir bilgiye rastlamadım kitapla ilgili
Tam bir trajedi benim bu durumum
Selamlar
112 syf.
·4 günde·Puan vermedi
İnsanın kendi değerlerini kendinin oluşturabileceğini; geleceğini yine kendisinin kurabileceğini savunan bir felsefe akımına verilen addır Varoluşculuk.Albert Camus , varoluşçu edebiyatın en önemli temsilcilerinden olup,1942 yılında yayımlanan Yabancı adli bu roman ki benim yazardan okudugum ilk romandir kendisi.
Kahramanımız Meursault dış dünya ile arasına nasıl bir mesafe kurduysa başına gelen herşeye soğukkanlı bir şekilde yaklaşmış olması çevresindekileri de şaşkına çevirmekte.Olay orgumuz Meursault'un annesinin ölümüyle başlar.Kitabın kurgusu kahramanın kendi ağzından aktarılmaktadır.
Papazinda dediği gibi ,Kör bir kalbe mi sahipti Meursault ,yoksa başkalarının goremedigi bir bakış açısına mi sahipti.Idama giden bir mahkum dahi olsa ölüm anindan ve yaşamış olduğu zamanı yine kendince iç dünyasında değerlendirmeye çalışan biri elbette anlaşılmaz olabilir.
1957 Nobel Edebiyat Ödülü alan Albert Camus 'tan okumalarin devam edecek.
167 syf.
·Puan vermedi
Kitabı 2017 de Marmaris'te bir Arkadaş zoruyla okudum Ve kitap okuma hevesim Geldi Ortak işlenmiş Bir suç Aldatılmış ve öldürülmüş Bir zayıf Karakter Koca Camill ve geride kalan Suçluların vicdan azapları Bir cinayet romanı Ancak böyle Sanat ile bütünleşip Harika olur ...
112 syf.
·Beğendi·10/10 puan
mersault'nun bilindik hayattan, dış dünyasından soyutlanmışlığının, ve neticede dünyayı benimseyişinin etkileyici hikayesi, camus'nun saçmalığa selamı.

camusun yabancısı tam olarak bir 20. yüzyıl ötekisidir.

mersault, herhangi metafizik bir inanç olmadan da erdemli olunabileceğini göstermektedir. ve erdem toplumsal ahlakın, geleneksel kanıların aksine son derece bireysel bir kavramdır. tam da bu nokta da mersaultun kendine özgü kural ve ahlakı, onun bir baba katili ile aynı kefeye koyulmasına yol açacaktır.
nitekim baba simgesel olarak geleneğin temsilcisi sayılabilir.
yabancı geleneğin düşmanı olduğundan idama mahkumdur. ve gelenek, kendi varlığını sürdürebilmek için ihtiyaç duyduğu nice yabancıları mahkum etmiştir

yabanciligin toplumsal bir yaratim oldugunun altini cizer camus.. insanlar tam anlamiyla aslinda 'sekil yapan' varliklardir.. hicbirimiz dogal, yaratilmis halimizle yasamayiz, tirnaklarimizi keser, saclarimizi tarariz kendimize bir anlamda sekil veririz..

isin asil aci tarafi ise sadece gorunus olarak degil davranis olarak da insanoglu kendi ozunun disinda davranir.. bu noktada id-ego-superego iliskisi gibi bir durumdan degil, normal sartlarda da hayata verdigimiz o sekilden bahsediyorum.. tum bunlarin bizi kendi ozumuzden her seferinde biraz daha uzaklastirmasina ragmen kendimizi buyuk bir hizla toplumun bize her firsatta gosterdigi hayattaki 'cool' olan taraflara dogru cekmeye calisiyoruz..

meursault bunlari bize carpici bir sekilde adeta bir ayna gibi gosterir.. ilk bakildiginda gercek bi yabancidir, kimsenin beklemedigi cevaplari ve tepkileri verir.. olaylar ve durumlar karsisindaki bakis acisini gozlemlerken sasirirsiniz.. daha da iyisi meursault bunlari bizim bugun gunluk hayatta gordugumuz bazi dallamalar gibi ilgi cekmek icin yapmaz.. gercekten dusundugunu soyler ama, garip ve anlamsizdir bizim icin tum bunlar en basta..

kitabin ortalarina dogru bu kritik soruyu sormaya baslarsiniz.. asil yabanci meursault mu yoksa kendine yabancilasmis toplumun parcasi olan bizler miyiz? meursault'nun tum davranislarina anlam vermeye calisirken "bi saniye yaa" diyip sonra kendi davranislarimizi sorgulamaya baslariz.. asil yabanci kim.. meursault mu yoksa kendi ozune yabancilasmis toplumun insanlari mi?


oylesine okundugunda belki basit bir romandan ileri gidemedigi izlenimi verebilen ama iyice kaptirinca insani psikopat yapabilen, kendisini sorgulamaya sevk eden, cok guzel, cok dolu albert camus nun essiz, leziz, insani derinden etkileyen kitabi. belki bir digeri icin (dönüşüm) ( franz kafka)

Yazarın biyografisi

Adı:
Samih Tiryakioğlu
Unvan:
Çevirmen, Gazeteci
Doğum:
İstanbul, Türkiye, 1909
Ölüm:
İstanbul, Türkiye, 8 Şubat 1995
1909 yılında İstanbul'da doğan Samih Tiryakioğlu Tiryaki Hasan Paşanın torununun oğlu Bülent beyin oğludur. Nişantaşı ve Galatasaray Sultanilerinde Fransızca okudu. Daha sonra İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi'ne bağlı Gazetecilik Enstitüsü'nden mezun oldu. Strasbourg Üniversitesi Milletlerarası Gazetecilik Yüksek Öğretim Merkezi'ni bitirerek on dört yıl bu kuruluşun yönetim kurul üyeliğini yaptı. 1943 yılında Ulus gazetesine çevirmen olarak girdi. 1947 yılında Hürriyet Gazetesine geçerek yazı işleri müdürü oldu ve aynı dönemlerde İktisat Fakültesi Gazetecilik Enstitüsünü bitirdi. Haldun Simavi ile bir sürtüşmeden sonra gazeteciliği bıraktı ve hayatının sonuna kadar çevirilerle meşgul oldu. Samih Tiryakioğlu klasik ve modern dünya edebiyatı, hukuk, iktisat, tarih, din politika gibi konularda yüze yakın eseri, örneğin Diriliş, Dr. Jivago, Anna Karenina, Madam Bovary, Parma Manastırı, Rüzgar Gibi Geçti, Harp ve Sulh, İzlanda Balıkçısı gibi ve daha birçok dünya klasiğini dilimize çevirdi. Gazeteciler Cemiyeti tarafından verilen 1986 Burhan Felek Basın Hizmet Ödülü'ne layık görüldü. Samih Tiryakioğlu 8 Şubat 1995'de İstanbul'da öldü.

Yazar istatistikleri

  • 16 okur beğendi.
  • 72,6bin okur okudu.
  • 886 okur okuyor.
  • 21,2bin okur okuyacak.
  • 530 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları