Yasin Topaloğlu

Yasin Topaloğlu

YazarÇevirmenEditör
8.7/10
444 Kişi
·
658
Okunma
·
0
Beğeni
·
641
Gösterim
Adı:
Yasin Topaloğlu
Unvan:
Gazeteci, Yönetici
Doğum:
Kilis, 1962
Yasin Topaloğlu, 1962 yılında Kilis'te doğdu. Öğrenim hayatına 7 Aralık İlkokulu'nda başladı, Kemaliye İlkokulu'ndan mezun oldu. Kilis İmam Hatip Lisesi'ni ikinci sınıftan terk eden Yasin Topaloğlu, 35 yaşından sonra Açık Öğretim Lisesi'ni bitirdi.

1977 yılında haftalık Serhad Gazetesi'ni çıkarmakla başladığı gazetecilik hayatı, 1982 yılında Yeni Devir ve Milli Gazete'nin Kilis Bürosu'nu kurmasıyla devam etti. Hududeli, Kent, Konya'da Bugün, Olay, Yeni Gazete, Yeni Devir, Milli Gazete, Yeni Şafak, GHA (Güney Haber Ajansı) ve THA'da (Türk Haberler Ajansı) günlük yazılar yazdı, röportajlar yaptı ve temsilcilik görevlerinde bulundu. Bir süre ara verdiği gazetecilik hayatına 1993 yılında Gaziantep'te Olay Gazetesi'nde yeniden başladı. Radyo Ses, Gökyüzü Yayın Grubu ve Metropol Gazetesi'nde genel müdürlük yaptı. Yaprak TV'de günlük yorumlar yaptı, ulusal çapta yankıları olan 4. Boyut programını yayına hazırladı. Güldeste, Mavera, Selam, Mesaj, Yeni Dosya ve Panel dergilerinde yazıları yayınlandı.

Yasin Topaloğlu ilkokul yıllarında teneffüste şeker satarak başladığı ticari yaşamına 1982 yılında Kilis'in kültürel hayatına önemli katkıları bulunan Serhad Kitapevi'ni yöneterek devam etti. 1984 yılında Kilis'te iki, İslahiye'de bir şubesi bulunan GİMPAŞ'ı kurdu.

1989 yılında Federal Almanya Cumhuriyeti'ne ilk defa büyük çaplı yorgan ihracatı gerçekleştiren Burak Tekstil Ürünleri Sanayi ve Ticaret A.Ş.'nin Yönetim Kurulu Başkanlığı'nı yaptı. Bugün Kilis'te yorgan sektörü Yasin Topaloğlu'nun başlattığı direct mailing (doğrudan pazarlama) sistemiyle hayatiyetini devam ettirmektedir.

Özel sektörde yöneticilik yapmakta olan Yasin Topaloğlu, beş çocuk babasıdır.
İÇİNDEKİLER

1. Recep Tayyip Erdoğan'ın Öldüğü Gün
2. Haydar Dede'nin Diyanet İşleri Başkanı Olduğu Gün
3. CHP'nin Tek Başına İktidar Olduğu Gün
4. Türkiye'nin NATO ve AB'den Ayrıldığı Gün
5. İstanbul'un 8.2 Şiddetindeki Depremde Yıkıldığı Gün
6. PKK'nın Fethullah Gülen'in Cenazesini Kaçırdığı Gün
7. Turan Yazılım'ın Microsoft'u Satın Aldığı Gün
8. Abdullh Öcalan'ın Milletvekili Seçildiği Gün
9. Türk Ordusu'nun Kudüs'e Girdiği Gün
10. Halifeliğin Uyandığı Gün
Yasin Topaloğlu
Sayfa 5 - İÇİNDEKİLER SAYFASI
145 syf.
·1 günde·10/10
Sabah başladım ve öğleye doğru bitirdim. Bu sefer de önceden okuduğum iki öykü vardı kitapta, onları hatırladım ve geçtim...diğerleri ise...ilk hikâyeden itibaren severek aşina olduğum Çehov tadını aldım, hemen. İlk iki hikâyede kanayan, trajik iki karakterle kedere doğrudan dalış yapıyoruz: sefil, acınası karakterler ışıl ışıl parlıyorlar sayfada, gece okumaya kalksanız, sanki ışık ışık görünecekler gibi, o kadar. Ardından mizah dolu öyküler geliyor, yozlaşmış siyasi karakterler, yalaka insanlar, iğrenme hissi verebilecek insanlarla dolu hikâyeler Çehov'un elinde hem ders alınacak ibretliklere, hem de belki sonradan, başka zamanlarda tekrar tekrar okunacak insan hikâyelerine dönüşüyor. Bu kitapta da öne çıkan bir kaç öykü var. Bunlardan biri Vanka adında bir çocuk... Mazlum, kimsesiz, yoksul, çaresiz Vanka'nın çalıştığı ve ezildiği yerden dedesine beni geri al, yanına geleyim diye yalvardığı mektup kitabın havasını daha da güzelleştiriyor. Kitabın zirve noktası Kötü Kader adlı hikâye...burada da bir kez daha kendini görmeyi, tanımayı öğrenen; geleneklere ve genel ahlâk anlayışına baş kaldırmayı tercih eden bir kadın karakter görüyoruz, daha önceki bazı hikâyelerdeki gibi. Çehov kimi ya da neyi anlatırsa anlatsın, anlattığı insanı, insanları ve olayları net ve lekesiz, berrak bir şekilde görmemizi sağlıyor. Sanki, nice yazarın yapmayı başaramadığı, yapmak için nice cümlelerle uğraşıp ancak karmaşıklaştırdığı şeyi çok sade, çok yalın bir şekilde başarıyor: her hikâyesinde bize derinlikli, gerçeklik hissi veren, bizi yaşadığı, hissettiği şeyin gerçekliğine ikna eden karakterler yaratıyor, böylece hikâyeler sadeliği, yalınlığı içerisinde ışıldayan, hisseden insanlarla dolup taşıyor. Herhalde en çok Çehov'un kitaplarını açtığımızda bunca gerçek, hakiki insanla karşılaşıyoruz. Kitabın kapağını kaldırmamız yetiyor o gerçekliği, o hissi yaşayabilmek için. Gusev haftalardır aklımdaysa, ya da Volodya'yı düşünüyorsam ara ara, hep bundan.

Bir Çehov kitabını bitirince yapılacak en iyi şey ne olabilir? Meselâ dinlenmek...bu olabilir...ya da biraz uzanmak.. dodi masanın altında yatarken onu seyretmek ve artık daha az acı çekmesini istemek, sonra balkonun kapısından esen rüzgâr için şükredip sabahki nem ve hiç sevmediğin güneş çekip gittiği için kendini iyi hissetmek; belki içeri gidip bir şeyler atıştırmak, perdeyi aralayıp artık heryerin yıkıldığı o devasa inşaat alanına ve çocukluk günlerinin yok olup gittiği bu sokaklara bakmak...bir bardak su içip tekrar uzanıp yatağa, televizyonu kapayabilirsin ve ardından elin hemen yanı başındaki masaya uzanabilir, ve istersen, ki istiyorsun, eline bir Çehov kitabı daha alabilirsin. Bırak, sayfalar açılsın, hikâyeler aksın, Çehov sana bir kez daha o güzel insanlarını anlatsın...

Kitabı, Çehov seven sevmeyen, bilen bilmeyen herkese, mutlaka, öneriyorum. geç kalmayın.
128 syf.
·4 günde·Beğendi·9/10
Aytmatov’un fonda Kırgız kültürü ve doğası; halk efsaneleri tadındaki hikayelerini seviyorum. “Deniz Kıyısında Koşan Ala Köpek” de böyle üç hüzünlü kısa hikaye içeren bir kitabı.

İlk hikayede küçük kahramanımız Eleman ile tanışırız ve 10 yaşındaki Eleman’ın gözlerinden zorlu Kırgız doğasında bir de savaşın hayatlarını nasıl paramparça ettiğini okuruz. Issık Göl’ün kıyısında yaşayan, tarım ve hayvancılıkla anca karnını doyuran Issık Göl Kırgızları Oyrat Çungurları ile savaşa tutuşunca tarih tekerrür eder; “savaşın kazananı olmaz”. Parçalanan, oradan oraya sürüklenen, dayanılmaz eziyetler çeken insanlar Manas Ozanı’nın -bu, asırlardır Kırgız hikayeleri ve tarihini kulaktan kucağa kuşaklara taşıyan büyük insanların- yeni hikayelerinin kahramanı olurlar.

İkinci hikayede genç gelin Seyde ile tanışırız. Cermen’lerle savaş vardır ve kocası askerdedir; daha memedeki bebeği ile yaşlı kaynanasına bakmak için Seyde canını dişine katıp tarlada da, evde de çalışır. Kocasını özler; savaşın bitişini ve dönüşünü hayal eder. Günün birinde gece kapıya dayanan kocasının asker kaçağı olduğu ve saklanması gerektiğini öğrenince sevinci hayal kırıklığına dönüşecektir. O kahrolası savaş yıllarında hiçbir şey aynı, bozulmadan kalmaz; kalamaz. Hayal kırıklıkları, aynı yorgunluğu ve açlığı gibi gitgide artar Seyde’nin. Sonunda, Aytmatov’un diliyle “Kederinin heybetiyle erişilmez, ulaşılmaz bir yüceliğe” kavuşacaktır.

Üçüncü ve son hikaye alıştığımız gibi dağlar ve tundralarda değil, denizde geçer. Ala köpeğe benzer bir dağın yamacına kurulmuş köyünden hayatının ilk deniz avına çıkan Kirisk, babası Emrayin, kuzeni Mılgın ve usta ihtiyar Orhan eşliğinde çıktığı bu yolda çok heyecanlıdır; zira usta bir balıkçı olmak onun doğuştan belirlenmiş ödevidir. Onların deyimiyle; “aklı Tanrı verir, ama beceri çocukken öğrenilir". Güzel başlayan bu deniz seferi sis bastırması ile zora girecek; Kirisk’e, tüm hayatı boyunca anlatılacak anılar, söylenecek türküler bırakacaktır.

Bu amansız coğrafyada yaşanan zorlukları, zorlukların insanları nasıl derinden etkilediğini, bedenen ve ruhen erittiğini; yine de inanca, töreye ve büyüklere saygıda kusur edilmeyeceğini çok güzel anlatmış Aytmatov. O uçsuz bucaksız, karanlık denizde küçücük bir pusulanın neler yaratabileceğini düşününce inanıyorum ki sizin de -benim gibi- içiniz ürperecektir.
224 syf.
·5 günde·Beğendi·10/10
Panait Istrati... Adını ilk duyduğumda Yunan sandım fakat Romanya doğumlu gezgin bir yazar. Olayların çoğunun Osmanlı'nın Akdeniz'e kıyısı olan yerlerinde (Suriye ve Lübnan) ve Mısır'da geçtiği bu romanı "yine oryantalist bakış açısıyla yazılmış, gerçekçilikten uzak bir roman olabilir" düşüncesiyle okudum, fakat yanılmışım.

Kitabın kahramanı Adriyen (aslında Panait Istrati) bizden birisi. Samuel ve Mihail de öyle. Romandaki diğer insanlar da bizden, çünkü gerçek! Evet bunu iliklerinize kadar hissediyorsunuz romanı okurken. Peki kim bu Adriyen? İbrail/Romanya doğumlu, hayalleri olan ve boynuna zincir bağlanılmasını sevmeyen bir genç. Zincirden kastım, bağlanma sorunu var bu arkadaşımızın. Ama insanlarla alâkalı değil bu bağlanma sorunu, iş anlayışıyla alâkalı. Dünyayı tanımak istediği için "çakılı" işlerde tutunamayan bir arkadaşımız. Ama bazılarının dediği gibi bu romanı "aylaklığın kitabı" olarak göremiyorum. Adam her gittiği yerde çalışıyor, hem iş de seçmiyor (tabii çakılı kalacağı işleri yine seçmiyor Adriyen beyimiz). Bu nasıl aylak?

Romanda her olaya onun gözünden, onun hisleriyle bakıyoruz. Adriyen'in bu hayatta en önem verdiği şey, anladığım kadarıyla arkadaşlık. Başlangıçta tanıştığı Samuel gibi meczup bir babayı bile yarı yolda bırakmıyor mesela, hatta aile işlerinde bile ona yardımcı olmaya çalışıyor. Kitabın son bölümleri yürek burkan ve insana bazı değerleri sorgulatan cinsten, üzülebilirsiniz.
145 syf.
·2 günde·Beğendi·7/10
Kitapta geçen hikayelerin her birinde insan kendi yaşamından kesitler bulabiliyor ,kahramanlar çevremizdeki insanlardan birileri olabiliyorlar; ne güzel.
46 syf.
·1 günde·8/10
Aytmatov'dan 46 sayfalık ve 25 dakikada okunabilecek kısacık ama içinde derinlikler taşıyan bir eser. Eserde karşımızda iki kahraman ve yan karakterler var, biraz genelleme ile birkaç günlük çalışma anlarını anlatıyor. Anarhay Ovası'na çalışmaya gelen okumuş, kendisine "üniversiteli" denilen azimli, toprak aşığı genç Kemal ile çalıştıkları yerde kendisinden daha kıdemli olan aksi, kibirli, sinsi hatta kendini beğenmiş Abakir. Aslında ikisi de kendi idealleri doğrultusunda yaptıklarının arkasındalar. Her Aytmatov kitabında olduğu gibi karakterler son derece tipik insanlar, yörenin içindenler. Kendi inandıkları ve doğrularının peşindeler. Herkesin olduğu gibi kendi idealleri içinde doğruları, inandıkları ve hayalleri var, tabii ki de onlara da inananlar, onlarla hayal kuranlar var. Hikâyenin verdiği mesajı tam olarak anlamak için kısa olmasından ötürü de bir kere daha rahatlıkla okunabileceğini düşünüyorum. Belki o zaman Kalipa'nın anlam yüklü şu sözleri daha iyi anlaşılır, "Ben onun için ağlamıyorum! İnanıyordum, hayal kuruyordum. Neye inanıyordum? Neye hayal kuruyordum?" İnandıklarımız, hayallerimiz gerçekten de ne kadar doğru? İş ve para insanı mutlu eder ama vicdan bu mutluluğun içinde kendisine nerede yer bulabilir ya da bulabilir mi? İnandıklarımız, hayallerimiz şüphesiz doğru mu?

İlk Aytmatov okuyacakların bu kitaptan başlamasını öneremem ama Aytmatov okurlarının Deve Gözü'nü okuduktan sonra en azından benim okuduğum diğer kitaplarına göre üzerinde daha çok düşünecekleri bir kitap, e tabii Cemile'yi de unutmamak lazım.
Mehmet Y.
Mehmet Y. Kızıl Elma - Oğulla Buluşma - Beyaz Yağmur - Asker Çocuğu'yu inceledi.
139 syf.
Kızıl Elma, büyük usta Aytmatov'un ilk dönem eserlerinden birisidir. Aytmatov bu sefer bozkırlardan ve köylerden inerek bir şehir hikayesi anlatıyor. Eşiyle sorun yaşayan ve ayrılmanın eşiğine gelen İsabiekov'un maziye dönüş yaparak ilk gençliğinde yaşadığı bir aşk hikayesini hatırlaması hikayenin ana temasını oluşturuyor. Aytmatov, aşka dair umudu, hayal kurmayı, ona mana yüklemeyi çok iyi tasvir ediyor ancak esas kavram 'hak etmek' olarak öne çıkıyor.

Son olarak, Kızıl Elma ismi bizim tarihi 'kızıl elma ülküsünün' adını çağrıştırıyor ancak bu daha farklı. Aslında yayınevleri, bunun yerine kitabın orijinal adı olan Al Elma ya da Kırmızı Elma'yı tercih etmelilerdi.
46 syf.
·1 günde
Cengiz Aytmatov'dan 46 sayfalık kısa bir öykü. Her zaman ki gibi doğa tasvirleri ile bezeli. Yaşar Kemal sayesinde nasıl Çukurova'ya gitmeden orayı avcumun içi gibi bilir duruma geldiysem, Aytmatov sayesinde de Kırgızistanı, Isık gölü, bozkırlarını ezberledim nerdeyse, tasvirleri muhteşem. Ama genel itibari ile zayıf kaldığını düşünüyorum okuduğum diğer kitaplarına nazaran çok kısa çünkü olay çok az ondan olsa gerek.
Tarım reformu için gönüllü olarak bozkıra çalışmaya gelen Kemal isimli bir öğrenci gencimiz var ve çalıştığı yerde eski ve tecrübeli çalışanlardan ve diğer çalışanlara kötü davranan Abakir, birkaç tane de yan rol. Kitapta Kemal'in Akabir'e tahammülünü okuyoruz. Daha önce Cengiz Aytmatov okumadıysanız aman ha ince falan diye bu kitapla başlamayın çok çok daha güzel kitapları var.
145 syf.
Hikayeler kitabı;
Bu kitabın içinde bir çok hikaye var ama ben en çok 3 hikayeyi beğendim zaten en çok beğendiklerimin özetini yapmıştım. Bu kitapta bizim ders çıkaracağımız birçok konu var bu konuların içinde kaybolucaksınızdır, kitabın içinde birçok hikaye olduğu için konular biraz karışa bilir ben karıştırmadım ama siz karıştıra bilirsiniz bu yüzden dikkat edin arkadaşlar. Ben okurken çok keyif aldım içindeki kurgular ve içindeki gerçek hayattan uyarlanan o güzel hikayeleri beni benden aldım diyebilirim ancak içindeki 1 veya 2 tane hikayeyi pek anlamadım yine, yine, yine de olsa okuyup bitirmekti benim amacım da o hikayeleri okuyup size bu inceleme ile anlatmak istedim. Aslında benim başka bir incelememde "eğer bir kitabı defalarca okuyup hala anlamadıysam okumamın pek bir değeri ve anlamı yoktur" gibi birşey demiştim bu kitapta da aynısı oldu ama yine de içindeki diğer hikayeler bu kusuru kapattı. Arkadaşlar ben galiba fazla konuştum, kitabı çok beğendim ve herkeze tavsiye ederim
71 syf.
·1 günde·8/10
Yıllar önce, birer lira ile kiralayarak sahaflardan alıp okuduğum dev şahsiyetin gözde eserleri. 1k sitesi ile tanışmamın ardından, alıntı ve pekiştirme adına, bu güzide yazarımızın eserlerini uygun vakitlerde sıkılmadan tekrarlayıp okuyacağım. Okumadığım bir eseri var: O da rahmetli Cengiz Aytmatov'un son eseri Ebedi Gelin 'dir.

Kızıl Elma başlıklı bu eser, içinde 4 hikayeyi barındırıyor. Bunlar sırasıyla; Kızıl Elma, Oğulla Buluşma, Beyaz Yağmur ve Asker Çocuğu'dur. Hikayeler okuyucuyu sıkmadan, saf ve duru bir çeviri ile hemencecik bitiyor. Finaller ise bir düşünce, bir temayülden ibaret.

Hikayelerimizi genel olarak aktarırsam:
Kızıl Elma'da; İsabiekov adlı bir babanın eşi ile yaşadığı ailevi sorunları ve çocuğunun, bu ikilemde yaşadığı duyguları;
Oğulla Buluşma'da; Çordon adlı dedemizin yıllar önce kaybettiği oğluna hasret duyduğu acı dolu bir özlemi;
Beyaz Yağmur'da; Bir annenin tek başına yalnızlığı ve kızı ile yaşadığı imtihanını;
Son olarak Asker Çocuğu hikayesinde ise; küçük bir çocuğun annesi ile yaşadığı kasabada, asker babasını beklemesini anlatıyor.

Yazar, çoğu eserinde olduğu gibi, bu eserde de -azda olsa-(kısa hikayeden kaynaklandığını düşünüyorum) güçlü bir tabiat ve doğa betimlemesi yapıyor. İnsanların mekanik ses yapısı ve konuşma ağızları birer tiyatro izlenimi veriyor adeta. Kırgız kültürü ve milliyetçiliğin ötesinde, bir Rus akımı, bir Alman Nazizmi tablosu ve bir 2.Dünya Savaşı'nın acımasızlığını, barut kokusunu, insanların çaresiz kalmışlığını tadıyoruz. Ayrıca bir hayvanın, (bu genelde at oluyor) insanlar ile daha doğrusu tam tersi ile yaşanan duygular, kitaba ayrı bir zenginlik katıyor. Aşk, sevgi, yalnızlık, keder, inanç gibi çok keskin duygular, en berrak halde karşımıza çıkıyor. Ve DAHA DA ÖNEMLİSİ, güzel kültürümüzün unutulmuşluğunu, çaresizliğini, milletimizin yabancıların boyunduruğundan kurtulamadığı benliğimizi bir uyarı olarak not ediyoruz kafamıza.

Cengiz Aytmatov'un kitaplarını okurken kesinlikle hızlı bir biçimde kendimizi kaptırıyoruz ve bu sayfaların sonuna kadar devam ediyor. Tüm eserlerini tavsiye ederim.
86 syf.
·Beğendi·9/10
Kızıl Elma, içinde dört tane hikaye bulunduran bir kitap. Yazarın her bir hikayesinde farklı kişiliklere büründüm ve farklı farklı duygular hissettim. Zaten son zamanlarda ben de kurgu metin yazıyorum, dolayısıyla böyle bir dönemimde okuduğum için kitabı daha da çok sevdim.

Geçtiğimiz günlerde yazarın Cemile adlı kitabını okumuş ve onu da çok sevmiştim. Kızıl Elma da okurken çok keyif aldığım ve çok akıcı öykülerden oluşuyordu. Kitaptaki en sevdiğim hikaye son sırada yer alan 'Asker Çocuğu' oldu. Gerçekten okurken çok etkilendim ve okumak beni rahatlattı resmen. Sizlere tavsiye ettiğim bir Aytmatov kitabı. Keyifli okumalar:)

Minik bir alıntı: #39156456

Yazarın biyografisi

Adı:
Yasin Topaloğlu
Unvan:
Gazeteci, Yönetici
Doğum:
Kilis, 1962
Yasin Topaloğlu, 1962 yılında Kilis'te doğdu. Öğrenim hayatına 7 Aralık İlkokulu'nda başladı, Kemaliye İlkokulu'ndan mezun oldu. Kilis İmam Hatip Lisesi'ni ikinci sınıftan terk eden Yasin Topaloğlu, 35 yaşından sonra Açık Öğretim Lisesi'ni bitirdi.

1977 yılında haftalık Serhad Gazetesi'ni çıkarmakla başladığı gazetecilik hayatı, 1982 yılında Yeni Devir ve Milli Gazete'nin Kilis Bürosu'nu kurmasıyla devam etti. Hududeli, Kent, Konya'da Bugün, Olay, Yeni Gazete, Yeni Devir, Milli Gazete, Yeni Şafak, GHA (Güney Haber Ajansı) ve THA'da (Türk Haberler Ajansı) günlük yazılar yazdı, röportajlar yaptı ve temsilcilik görevlerinde bulundu. Bir süre ara verdiği gazetecilik hayatına 1993 yılında Gaziantep'te Olay Gazetesi'nde yeniden başladı. Radyo Ses, Gökyüzü Yayın Grubu ve Metropol Gazetesi'nde genel müdürlük yaptı. Yaprak TV'de günlük yorumlar yaptı, ulusal çapta yankıları olan 4. Boyut programını yayına hazırladı. Güldeste, Mavera, Selam, Mesaj, Yeni Dosya ve Panel dergilerinde yazıları yayınlandı.

Yasin Topaloğlu ilkokul yıllarında teneffüste şeker satarak başladığı ticari yaşamına 1982 yılında Kilis'in kültürel hayatına önemli katkıları bulunan Serhad Kitapevi'ni yöneterek devam etti. 1984 yılında Kilis'te iki, İslahiye'de bir şubesi bulunan GİMPAŞ'ı kurdu.

1989 yılında Federal Almanya Cumhuriyeti'ne ilk defa büyük çaplı yorgan ihracatı gerçekleştiren Burak Tekstil Ürünleri Sanayi ve Ticaret A.Ş.'nin Yönetim Kurulu Başkanlığı'nı yaptı. Bugün Kilis'te yorgan sektörü Yasin Topaloğlu'nun başlattığı direct mailing (doğrudan pazarlama) sistemiyle hayatiyetini devam ettirmektedir.

Özel sektörde yöneticilik yapmakta olan Yasin Topaloğlu, beş çocuk babasıdır.

Yazar istatistikleri

  • 658 okur okudu.
  • 5 okur okuyor.
  • 193 okur okuyacak.