hanzala kafasında olanlara cevap
Eğer bazı çevrelerin yaptığı gibi "Hüküm yalnızca Allah'a aittir" ifadesini siyasî bir slogana dönüştürüp, buradan her şeyi silip süpüren, herkesi tekfir eden, bütün yönetimleri gayri-meşru ilan eden bir sonuç çıkarırsak şu soru kaçınılmaz hâle gelir: O zaman Yusuf Aleyhisselâm'ın yaptığı nedir? Bu noktada genelde şu itiraz dile getirilir: "Bu Yusuf'un şeriatıydı, bizim şeriatımızda böyle bir şey yok." Peki o hâlde şu soruyu sormak gerekir: Aynı ayetin bir kısmını alıp "Hüküm yalnızca Allah'a aittir" derken, neden ayetin devamını ve su-renin bütününü görmezden geliyoruz? Yusuf Aleyhisselâm sadece o dönemin peygamberi mi? O bizim de peygamberi-miz değil mi? Burada asıl mesele şudur: Kur'ân ayetleri, önceden verilmiş bir hükme ulaşmak için eğilip bükülemez. Önce bir ide-oloji belirleyip sonra ona uygun ayetleri seçmek sahih bir yöntem değildir. Doğru olan, ayeti bağlamı içinde, kim söylüyor, kime söylüyor, nerede ve hangi şartlarda söylüyor sorula-rıyla birlikte anlamaktır. Sonuç, ayetten çıkarılır. Ayet, sonuca uydurulmaz. Peki bu bağlamda "Hüküm yalnızca Allah'a aittir" ne anlama gelmektedir? Bu ayetteki hüküm, siyasî iktidar anlamında değil, dinî otorite anlamındadır. Yani Allah'tan başka hiç kimse "Bu dinin esası budur, şu helâldir, bu haramdır" deme yetkisine sahip değildir. Din koyma yetkisi yalnızca Allah'a aittir. İnsanlar vahyin yerine geçerek yeni bir inanç sistemi, yeni bir din, yeni bir kulluk biçimi uyduramaz. Yusuf Aleyhisselâm'ın zindanda söylediği söz tam olarak budur.
Ama hiçbir çaba, amaca ulaşmakla sona ermez; çünkü her sonda yeni bir başlangıcın tohumu, her başlangıçta ise bir son gizlidir.
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Rousseau, 1755 tarihli “Söylev”de modern toplum ve hukukun, sıradan insanların “özgürlüklerini güvence altına alma umuduyla zincirlerine koşmasıyla” ortaya çıktığının altını çizmiştir. Bu durum “yoksullara yeni prangalar vurdu ve zenginlere yeni güçler kazandırdı; bu da doğal özgürlüğü geri dönülemez bir şekilde yok etti, mülkiyet ve eşitlik yasasını ebediyen sabit kıldı... Ve birkaç hırslı bireyin çıkarı için tüm insanlığı sürekli çalışmaya, köleliğe ve sefalete maruz bıraktı.” (Rousseau, 1993a: 99)
Sayfa 22 - 7. Bölüm, Liberus Yayınları·Kitabı okuyor
Sosyoloji
Dışarıda karanlık bastırmıştı. Akasya ağaçlarının ötesinde, batıdaki dağların koyu gölgelerinin üzerinde uzanan gökyüzünde, çok alçakta yeni ayın gümüş hilali görünüyordu. Aşağıdaki çiftlikte, büyük boz kurtköpeği, Karabaş aya doğru uluyordu. Mustafa Kemal bu sesle kendine geldi, bir kurt gibi silkindi ve sert bir sesle konuştu. Ankara'nın Bozkurt'u homurdanmıştı. Ayağa kalktı. Dövüşecekti. Çaresizliğin pençesinden kurtulmuştu. Capcanlıydı, içi coşkuyle titriyordu. Bu ruh hali bütün odayı sardı ve diğerlerini de yeni umutlarla doldurdu. Öncelikle derhal gölgeleri ortadan kaldıracak bir lamba getirilmesini istedi. Arifin, kurmaylarının, emirlerini uygulayacak birilerinin çağırtılmasını emretti. Birinin de mangaldaki sönmüş ateşi canlandırmasını emretti. Döğüşecekti. Türkiye'yi her şeye rağmen kurtaracak, onu büyük ve özgür kılacaktı.
Sayfa 102
Eğer farklıysan yalnızlığa mahkum oluyorsun.
Sayfa 177 - E-Kitap·Kitabı okudu
Alıntı
"Bazen yeniden başlamak iyidir.Yeni bir başlangıç bize geçmiş üzerine düşünme, yaptıklarımızı tartma ve onlardan öğrendiklerimizi geleceğimize uygulama şansı verir. Geçmişimizi sorgulamazsak, ondan bir şey öğrenemeyiz."