• Kendinin bile ücrasında yaşayan benim için
    gidecek yer ne kadar uzak olabilir?
    "İSMET ÖZEL"
  • O güler, geçer.
    Benim içimde baharlar, kuşlar, çiçekler,
    Gökyüzü, yer yüzü güler.
    Mahir
  • Ne zaman bir yağmur yağsa hemen Haydar Abi gelir aklıma sorsalar kaç kitabını okudun diye sadece bir ama
    "40 Şiir ve Bir" öylesine mavi öylesine sevdalı..
    "Mavi bir yağmurluğun da olsa şiirden ıslanırdın!" Diye diye bisikletimin pedalını sürerdim kimsesizliğe. Her gittiğim yer onunla, ansızın durup bir noktadan okurdum şiirini seslice..
    (İnsanlar anlamıyordu bu deli hallerimi ne de olsa anlaşılmak için yazılmadık maviye) Tam gidicem diyorum bir şiir daha önümü kesiyor sanki bisiklet yarışındasın ve senin hızından etkilenen herkes önüne bir buket koyar gibi geçiyor dizeden.. "Nereye? Bir hayal arası bile vermeden bir filmden diğerine koşturur gibi böyle?" ve ona onun sözüyle ikramda bulunuyorum o anda " Sözlerime gülecek kadar yakınıma gelecek birini aramaya.." Hoşgeldin demek istiyorum bende belki maviye belki de bir şiire.. Kim bilir bir gün diyerek sürüyorum kendimi hiçliğe...
    "Üç yanım kara benim bir yanım ıssız
    denizsiz, vapursuz, yolcusuz, susuz.."
    Ülen denizi görmedik diye maviyi de unutacak değiliz ya diyerek göğü liman belledik kendimizce. (Bizim şehirde kimse görmez denizi vapuru ama hep "Boğulayazarlar karanın sözleriyle açıldıkları şiire" neden bilmem..) velhasılı yürü git uzaklara derken hooop (İsmail abi gelmiyor tabii, keşke gelse..) yerde bir çocuk görüyorum hiiii dizi yaralı bisikletten düşmüş sanırım o da giderken uzaklara, yakalandı yağmura.. İşte diyor Haydar Abi " Benim çocukluğum şurda duruyor, pek uzağa gitmedi, sen bulut ol o yağmur.." diye kaldırıyorum kendi çocukluğumu yerden .. dizindeki kırmızı renkse maviye boyalı yağmur yıkadı şiirle orayı diyerek yürüyorum usulca. Elimde Mavi varken daha bir cesaret alıyor insan ve bağırıyorum düştüğüm noktadan hayata "YOK MU GELEN ÇOCUKLUĞA YOK MUSUN?"...
    Haydar Abi anlatılarak bitmez bende sizin dizleriniz kanamasın ama her kanayan yerinize bir mavi konsun ki unutmayalım çocukluğumuzu ve soruyorum yok musunuz?...
  • Bilim ile din rakip değildir. Onlar aynı hikâyeyi anlatmaya çalışan farklı dillerdir. Bu dünyada ikisine de yer var.

    | Dan Brown
  • Yazarın okuduğum ilk kitabı bana belleğimde yer edecek çok farklı kavramlar ekledi. Yedigey başkahramanımız, onun yakın dostunun ölümü üzerine atalarından gördüğü usüllle defnetmek için çabasını ve bu çaba içinde hatırasında canlanan geçmişte yaşadığı olayların kesitleri ile bir uzay üssünün bir çemberde kesişmesini anlatıyor. Çok farklı hikayeler ve ince anlamlar ile yazar resmen her sayfada sana ders veriyor. Anlatımı biraz yavaş anlamları derin olan bir içeriğe sahip kitabı herkese öneririm.
  • Uzun süredir yerli bir yazar beni şaşırtmamıştı Tanrılar Çağı önyargılarımı kırdı, beklentilerimin çok üstüne çıktı ve hayretler içerisinde bıraktı beni.

    Aslında kitaba 8 verecektim ama genç yazar diye ortalıkta dolaşan abuk sabuk içi boş şeyler yazan o kadar tipi düşününce bu adamcağıza temiz bir 9 yıldız vermem gerektiğine ikna oldum.

    Öncelikle kitabın ilk 40 sayfasında tipik bir distopya ile karşılaştığımı düşündüm ve 6 yıldız verip geçmeye hazırlanıyordum ki kitabın altından çok derin bir alt metin ve sorgulama çıktı. Yazarın inanmak ve bilmek kavramlarıni pek çok kuram üzerinden karşılaştırıp çatıştırdığını gördüm ve bunu aksiyonu bol bir distopya macera üzerinden yapıyordu.

    İnsanoğlunun inanç sistemlerine olan zaaflarını o kadar güzel irdeliyordu ki, aslında kitabın tanrı ve din olayını bir kenara bırakıp doğrudan insanın herhangi bir şeye olan inancını sorgulamaya çalıştığını anladığımda çok daha büyük bir keyifle okumaya başladım.

    Kitapta dinlere ve mitolojiye çok fazla ince göndermeler var bunları gördükçe kitabın ne kadar zengin bir bilgi havuzundan süzüldüğünü hissediyor insan.

    Kitabı alırken çok fazla şüphem vardı ama karşımda iki ayrı anlatım dilini dr gayet iyi kullanan bir yazar buldum. Tarzı çok özgün ve inanılmaz yaratıcı bir anlatım yakalamış.

    Yer yer İhsan Oktay Anar'ı andıran bir kalem. Bazı arkadaşlar kitabı okumadan önce Hakan Günday'a benzetmiş ama be böyle bir hissiyat yaşamadım. Farklı bir yazar. Ancak kitabın teknik olarak pek çok bestseller kitabı ezebilme potansiyeli var. Kurgu çok sağlam ve yazar kullandığı dili ustalıkla değiştiriyor. Ve kitabın sonunda bir 0. Bölüm var. Kitabın genel kurgusundan ayrı bir nevi after credits bölümü. Bence yazar burada isterse Dan Brown'ı tahtından edebileceğini göstermiş. Bu kısma hayran kaldım.

    Sonuç olarak işte böyle kitaplar okumak istiyoruz. Sorgulatan düşündüren ama aynı zamanda heyecanla kendi okutabilen, sonunu belli etmeyen ve yaratıcı olan. Oktay Volkan Alkaya her kimsen bilmiyorum ama seni alnından öpüyorum adam! Yalnız bu kitabı büyük bir yayınevi yeni bir kapak düzenlemesiyle yeniden basmalı demeden edemeyeceğim. Mariah Carey'e Kadıköy Barlar Sokağında canlı müzik yaptırmak yazık olur. Doğan Kitap, Dex, Pegasus bu adamı nasıl keşfedememiş hayret...
  • Çok Güzel Hareketler Bunlar vasıtasıyla tanıştım Yılmaz Erdoğan'la. Çok sevdim. Filmlerini öğrendim, izledim sonra. Yine çok sevdim. Birkaç kez duymuştum şiirle ilgilendiğini ama büyük hiç büyük bir merak duyup bakmamıştım. Nasip bugüneymiş.

    Yılmaz Erdoğan'ın çok güzel bir tarzı var. Şiirde olan şiirde kalır, ile her şeyi içindekileri, düşünceleri yazabiliyor. Kelime oyunları, betimlemeleri, benzetmeleri çok güzel. Yer yer kahkahaya da girdim, yüreğim de sızladı. Çok çok güzel bir şiir kitabı. Kesinlikle tavsiye ederim, iyi okumalar.