“Ey bahtsız! Tarihin hiçbir devrinde kendine bu kadar yabancı, bu kadar hayran ve düşman olmadın. (…) Kendine dön, kendine bak, kendine gel! Aptalca bir konfor aşkından doğduğu halde her biri daha korkunç bir dünya harbi hazırlayan teknik mucizelerin yanında, senin iç zıtlıklarını elemeye yarayacak ve seni kendi kendinle boğuşmaktan kurtaracak ruh mucizelerini ara. İnan, manevilere ve mukaddeslere, inan!”
“Kendi kendimden nefretimin çerçevelediği ve çirkinleştirdiği bir dünyada yalnızım.”
Y A L N I Z S I N .
Modern çağın modern insanı, sana sesleniyorum!
En kalabalık göründüğün yerde yalnızsın.
En tanıdık yerlerde kendine yabancı…
Bu yüzden hep kaçma isteği, konfor alanında çıkma saçmalıkları, ölüm düşüncesi… Yalnızsın ve anlaşılmıyorsun. “Beni anlayacağı gün gelip çattığı zaman, korkarım ki, iş işten geçmiş olacak.” En büyük sıkıntıların gece başını yastığa koyduğun anda başlıyor. “Tavşan gibi korkak uykular vardır. En küçük bir endişe ruhta çıt çıkarsa dörtnala kaçarlar. Senin de uykuların öyledir, bilirim.” Ve hepsinden kötüsü, kendini bunların böyle olmadığına inandırmaya çalışıyorsun; bütün o mutluluk pozları, kalabalık ortamlar, arkadaş çevreleri hepsi bir yanılsama.
Yalnızlık dışarıdan gelmez, insanın içindedir, der Özdemir Asaf, Tarık Tufan, “Yalnızlık insanın kendisiyle en uzak mesafesidir.” Bazı uzaklıklar ne kadar yakın değil mi? Bir yanlışlık olarak bakar yalnızlığa Ahmet Telli, “Yalnızlık yanlışlığın ilk adımıdır.” Olanca hüznüyle Nermin Yıldırım, “Boş durdukları vakit, evlerin içi bile çürüyor.” Bambaşka düşünüyor Arthur Schopenhauer, “Entelektüel açıdan yüksek bir insana, yalnızlık ikili bir yarar sağlar: Birincisi, kendi kendisiyle olmak ve ikincisi, başkalarıyla birlikte olmamak.” En büyük eserler de bu ruh hali eşliğinde meydana gelmiyor mu? Kalabalık bir Fyodor Dostoyevski