..., annem yaşadığı coşkulu mutluluğu içinde tutmayıp, evin duvarlarına da yansıtmak istedi. Yani çocuk odasını pembe, koridoru sarı, oturma odasını turuncuya boyatmasını başka türlü açıklayamıyorum. Ha bir de mutfak dolaplarını pembe beyaz yaptırmasını... Alice'in "Benimki de diyar mi Allasen? Asıl harikalar diyarı şu ilerideki apartmandaymış." diyerek hasetlenip, için için kıskandığı bu minnoş evimizde, en az duvarlar kadar renkli, nice güzel anılar biriktirdik. ...
Sayfa 39·Kitabı okudu
Alıntı
ERASMUS: Sizin hesabınıza göre, zengin ya da zeki olmak aynı meziyettir. CHARLES: Zeki olmak daha mutlu bir rastlantıdır, ama aslında, her zaman bir rastlantıdır. ERASMUS: Demek ki her şey rastlantı ha? CHARLES: Evet, yeter ki rastlantı, hiç tanımadığımız bir düzendir diyelim. İnsanları sizden daha iyi incelemiş olup olmadığımı değerlendirmeyi size bırakıyorum. Siz onlarda yalnızca doğuştan gelen kimi üstünlükleri yok sayıyordunuz, oysa ben zekadan gelen kimi üstünlükleri bile yok sayıyorum. İnsanlar bir şeyden övünme payı çıkarmadan önce bu şeyin kendilerine ait olduğuna iyice inanmak isterlerse, dünyada hiç övünme diye bir şey olmazdı.
Sayfa 77
Felsefe
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Bir insan acı çekiyorsa, başkaları bir sarhoşmuş gibi davranırlar ona: “Hadi, kalk bakalım; yeter bu kadar; hadi işine; öyle değil; ha şöyle.
Bilge'ye gü­cü yetmez, susar; albaya gücü yeter, gene susar. Bütün dün­yaya karşı susar. Dünya bu susuşu dinlemez. Kahramanın gözleri dolar: "Eski yaralar, albayım. Sizinle bir savaşım yok. Üçyüzüçten kalma, işte şuramda." Gül Palyaço ! Ha-ha.
Sayfa 115
N'olacak, ha son din bizim dinimiz denilmeyiversin !!
Bu hususta tek kelime etmeyen Mehmet Bey, Dinlerarası Diyalog hakkında, "Diyalog olacaksa, son din bizim dinimiz dememeli, son peygamber bizim peygamberimiz dememeli" diyordu. Mehmet Bey'in niçin böyle söylediğinin sebebini senelerce sonra çözdüm. Gördüm ki, kendisinin İngiliz hocası Montgomery Watt, talebesi Mehmet Aydın'ın, Modern Dünyada İslam Vahyi ismiyle tercüme ettiği kitabında aynı şeyi söylüyor. Watt'a göre de Dinlerarası Diyalog yapılacaksa, insanlar sadece kendi dinlerinin ve kitaplarının hak olduğunu söylemekten vazgeçmeliler. O şûrāda, "Diyalog olacaksa, son din bizim dinimiz dememeli, son peygamber bizim peygamberimiz dememeli" sözüne, Diyanet câmiasından olsun, ilâhiyat câmiasından olsun, itiraz eden tek kişi olmadı. Hiç ses çıkarmadıklarına göre, lisan-ı halleriyle şöyle mi demek istedikleri merak konusu: "Olsun canım! N'olacak, ha son din bizim dinimiz denilmeyiversin, son peygamber bizim peygamberimiz denilmeyiversin. Yeter ki Dinlerarası Diyalog yapılsın."
Zühre eski mürşidi Kamber Hoca'yı çağırttı. Ötede cemaat, cümbüş kıyâmetle düğün kutlarken Zühre, ihtiyar şeyhinin dizi dibinde tasavvufa daldı. İhlâs için ecelle pençeleşircesine çırpındığı bugünlerde Zühre bir rüya gördü: Cevizlikteki yeni evin bahçesinde bir asma çubuğu, yarım ay biçiminde, havada duruyor. Bir ucu toprağa dalmış, öteki ucu toprak üstünde yatan tepeden tırnağa kundaklı bir insan vücuduna gömülmüş. Hilal biçimi asma çubuğunun orta yerinden bir körpe ağaç bitiyor, semâya kadar uzayıp gidiyor. Zühre'nin karşısında uçuk benizli, kır karışık kumral sakallı bir derviş duruyor, Sarı Saltuk Sultan'mış. Zühre'ye diyordu ki: - Biliyor musun bu ne ağacıdır? - Evet pîrim, buna idrâk ağacı derler. Güzel dedin. Şu asma çubuğu, bak bir ucu toprağa, bir ucu kundaklı cisme dalmış, bana bunu da anlatır mısın? Bâşüstüne pîrim! Bir taraftan toprak yakınlığı, yâni dünya bilgisi, öbür taraftan "Ölmeden evvel öl!" Tanrı buyruğuyla işaret edilen mârifet, bu ikisi birleşince idrak ağacı ürer. Sarı Saltuk Sultan başını salladı: Zühre senin kırk deve yükü akçen olsa bir nefes ömre değişir misin? Değişmem pîrim. Mukaddes hayâta Kârun malı bile bedel değil. - Peki Zühre, sana deseler ki kırk deve yükü akçene karşılık sana bir soluk değil de yirmi sene ömür bırakacağız, senin gözünde pazarlık değişir mi? Zühre kısaca düşünmeye varıp şöyle cevap verdi: - Yok hayır, baba sultânım. Ha bir soluk ömür ha yirmi yıl ömür, hepsi bir... - Neden Zühre, neden? Zira ömrün mânâsı Yaradan'a olan bağlantıyı duymaktır. Biz bunu yirmi yılda bileceğimiz kadar tek bir solukta da bilebiliriz. Yeter ki; var yürekten Tanrı adını analım.
Sayfa 190·Kitabı okudu