• Saatlerce onu beklersinn beklemeyi sevmedigin halde beklenen kisi gelir seni bulundugun yerden alir, darmadagin bir yere koyar ve seni dagitir gider..yinede beklersin ...
    Çünkü o seni umursamazz , onu bekledigini ve onun icin beklemeyi sevdigini bilmedenn bekletmeye devam ederr seni.. Yinde beklersinn...
    Bana ait(bekletilenlerinde bir gun beklemeleri dileğiyle)..
  • (spoiler)Kitabı kısa zamanda bitirdim.Baş karakter Kemal ve Füsun'a o kadar çok üzüldüm ki..Kitap aşkı takıntı boyutunda ele almış olması aşkın tanımın aslında basmakalıp kelimelere sığmadığını gösteriyor.Kemal, Füsunun dokunduğu şeylere bile aşık olduğu için Aşk ve Müze kavramını birleştirmiş.Kitap ruhumu o kadar ele geçirdi ki en çok Kemal'i anladım.Aşk ve özlemle Füsunu nu bekledi bekledi yaşadım sanki Füsunsuzluğu.9 yıl bekleyip aşkını kaybetmesi yazara nefret duymamı sağladı.Ama Kemal ihtiraslarının ve tepkisizliğinin sebep olduğu aşikar.Yinede Mutlu olmayı o kadar hak ettiler ki .. Hep hayal ettiğim gibi zahmet çekip ayrı kalsalar da mutlu bitmeliydi.Bilmiyorum zamanımızda böyle aşklar,tutkular,sevgiler,bekleyişler kalmadığı için de güzel bitmesini istedim belki de..Yan karakterler çok aktif olmasa da sürekli romanın içindeler ve hepsi aslında birbirinden farklı değil nişanlısı Sibel,yakın arkadaşları Zaim,Mehmet vs. ,Kemal ve Füsun'un aileleri(paranın yaşam şartlarını etkilemesi ve belirlemesi dışında).Eğer kitap okumayı seviyorsanız gerçekten güzel bir eser.
  • Konuşacak çok şey var. Biz yinede iki bardak çayın sıcaklığında susalım.

    H.Suntur
  • Yazım şekli olsun, karakterin ruh hali olsun o kadar değişikti ki. Lgbt ve AIDS konulu bir kitaptı ve Mira’nın olaylara bakış açısı ve babasına olanları diğer aile bireylerinden çok daha farklı bir şekilde tepki vermesi de kitabı daha depresifleştirmiş. Normal hayatta böyle bir aile olacağını sanmıyorum ama yinede farkındalık yaratabilecek bir kitap olduğunu söyleyebilirim farklı yazım tarzıyla yazılmış bir kitap okumak istiyorsanız okuyun
  • Wow, başlık titretti mi? Hımm, devam edelim o halde.

    “Davacınla mahkemeye giderken yolda onunla anlaşmaya
    çalış ki seni hâkim karşısına çıkarmasın ve hâkim seni
    zindancıya teslim etmesin ve zindancı seni zindana
    kapamasın. Söylemiş olayım, borcunu son kuruşuna kadar
    ödeyene dek kurtulamazsın oradan.”
    Yeni Ahit, Luka, 12: 58,59



    “Hazır ol!”

    On iki asker önce esas duruşa geçip sonra da tüfeklerini
    omuzlarına dayadılar.

    Kadın hiç kıpırdamadı.

    Hâlâ hiçbir korku belirtisi göstermeden karşılarında
    dikilmekteydi.

    ''Nişan al!''

    ''Ateş!''

    Televizyonlarda, filimlerde izlediğiniz gibi vücudu titreyerek, sallanarak yere yığılmadı, kollarını kaldırıp çırpınmadı bile. Olduğu yere hafifçe yığıldı, başı hâlâ dimdik, gözleri hâlâ açıktı. O masum yüzün altında kan havuzu oluşmuştu. Askerlerden biri bu görüntüye dayanamadı ve oracıkta bayıldı. Teğmen tabancasını çıkarıp kadının yanına geldi, yüzüne kan sıçramaması için silahı şakağına bastırmadı ve tetiği çekti. Mata Hari öldü...

    Acıyı hisset, daha, daha ve daha...

    16 yaşlarında evinden uzak, yatılı bir okuldasın. Müdür zürriyetsizi seni bir gün odasına çağırıyor, ardından kapıyı kapatıyor ve seni öpmeye... şeyinle oynamaya başlıyor sonra hızlı bir şekilde masaya yatırıyor ve bekaretini bozuyor. Evet, Mata bunları yaşadı, öyle ki korku onu anlatmaktan alı koyuyordu. Ta ki okulda kendisi gibi buna maruz kalan arkadaşlarının olduğunu duyana kadar. Ne fark eder? Müdür emekli olmuş, kimse suçlama da bulunamazdı. Onlarca kız, hepsine tecavüz eden bir zürriyetsiz! Yinede korku engel oluyor, birilerine anlatsan eve çağırılır, olay duyulur, hayatın alt üst olur. Hoş, şimdi sanki çok iyiymiş gibi...

    Mata o kadar güzel bir kadın ki, ama bir o kadar da bahtsız ve şanssız. Ülkeden ayrılmak ve kaçmak istiyor, bunun için gazeteye ilan veren bir subay(Rudolf MacLeod) ile tanışır ve bu subay baya varlıklı biridir. Endonezya'da varlıklı bir subay, bir kadın daha ne isteyebilir ki? Mata bu hayal ile geçmişi bir kenara bırakıp 3. buluşmada evlenme teklifini kabul eder ve 11 Temmuz 1895'te evlenirler.

    https://hizliresim.com/16PqqA

    Günler ilerledikçe alkolik Rudolf, bakire olmadığını öğrenir ve ondan olanları anlatmasını ister; Mata hıçkırıklar içinde müdürün odasında olanları anlatır Rudolf günler geçtikçe daha fazla ayrıntı ister. Hatta o kadar ileri gider ki, tecavüze uğradığı o gün üzerindeki etekte alması için onu çarşıya yollar Mata'ya bazen karşı koymasını, bazen de inlemesini ister. Evet, haklısınız o kel kafasına kızgın yağ dökmek gerekiyor. Neyse, bunu yapmasının sebebi evde bulunan hizmetçilerin Mata'nın bundan zevk almasını hissettirmek. Mata o anları şöyle açıklıyor:''Yavaş yavaş benliğimi kaybettim. Günlerimi kızıma
    bakarak geçiriyordum, hırçın bir asilzade havalarında evde
    geziniyor, cildimdeki morlukları aşırı miktarda makyajla
    gizliyordum ama kimseyi, hem de hiç kimseyi kandıramadığımın farkındaydım. Yeniden hamile kaldım, oğlum doğduktan sonraki birkaç günü müthiş mutlu geçirdim, ardından bakıcı kızlardan biri bebeğimi zehirledi ama neden yaptığını bile öğrenemedim; bebeğimin ölüsünün bulunduğu gün evdeki diğer hizmetçiler bakıcı kızı öldürdüler. Çoğu
    intikam alacağım derken ölçüyü kaçırdığını düşünüyordu; çünkü kızcağız sürekli dayak yemiş, tecavüze uğramış
    ve bitmek bilmez çalışma saatleriyle emeği sömürülmüştü.''

    Neden mi yazdım bunları? Kadın olmak, üzgünüm 'kız' olmak... hiç düşündünüz mü? Aşağlık, ucube, şerefsizlerin yanında neden masum, doğal, birçok şeyden çok daha güzel genç kızların olduğunu? Para için mi? Yoksa servet için mi? Hayır. Çünkü dünyanın, bu aşağlık evrenin bir sistemi var, güzel olan her şey soldurulmalı ve yavaş yavaş eritilmeli. Bunu da iblisin gayrimeşru çocukları, yani göbekli, kendini beğenmiş, kibirli, kağıtlara sahip, takım elbiseli, sadece iki dakikalık fiziksel haz peşinde koşanlar yapmakta.

    Kitap hakkında...

    Paulo Coelho'ya ait okuduğum üçüncü kitap. Elbette bununla sınırlı kalmayacak. Hayır hayır, sevdiğim için okumam;önemli bir şeyler 'söylediği' için okurum.Yemek için yemem, yemeği sevdiğim için yerim. Eğer sevmezsem, neden yiyeyim ki?

    Casus kitabı, 2016 yılında yayımlanmış olup, klasik kitaplarında da olduğu gibi düşündürmeye, analiz etmeye ve çelişkiye düşürmeye çalışmıştır. Çelişki mi? İyi de kiminle?

    Neden bir aynanın karşısına geçip sormuyorsun?


    ''Kendimden kaçamayacağımı ancak şimdi anlıyorum'' (86)

    Bir daha oku, bir daha ve bir daha... Analiz edelim. Kendim'den' bütünüyle kaçmak istemek gibi. Ancak kaçamıyorsun, bu acı bir durum. Seçeneğin var mı peki? İki seçeneğin var. Ya kaçacak bir yer aramaktan vazgeçecek ve sonsuza dek sessizliğe mahkum olacaksın, ya da kabulleneceksin. Asıl soru: Hangisinin daha acı verici olduğu. Kaçmak mı, yoksa aramak mı? En zor şey de nedir bilir misin, aslında bu ikilemlerin birer safsata olduğunu bildiğini bildiğin halde arayışta olduğun. Aslında anladığın falan yok, sadece inandırmak ve kendini kandırmak istiyorsun hepsi bu. Bu göremeyebilir, duyamayabilirsin hatta yüz çevirebilirsin ama hissedemeyeceğini söyleyemezsin değil mi? His yanıltmaz, seni kandırmaz, sadece olsı gerçekleri sunar ve bu çoğu zaman acı olmuştur.

    ''Acıyı hissetmelisin, ancak o zaman özgürlüğe kavuşabilirsin.''


    ''Gelecekte hatırlanacak mıyım, bilmiyorum ama şayet hatırlanırsam mağdur bir kadın olarak değil, cesur adımlar atmış ve ödemesi gereken bedeli korkmadan ödemiş biri olarak görülmek istiyorum.''


    Sen ve senin gibiler bedelin en ağır şeklini ödedi, en aşağlık pozisyonlara girdi, aşağlık insanlara sunuldu, aşağlık insanların salyaları altında sahip olundu, aşağlık insanlar tarafından aşağlandınız... Suç sizde mi? Hayır. Yukarıya bakın!

    Keyifli okumalar.
  • Herşey gibi kelimelerinde kendi neden, nasıl niçinleri vardır. Gösterişli olan kimileri tumturaklı bir havada bize seslenirler, sanki büyük işler için yaratılmış gibi kasılırlar, ama sonunda hafif bir yel bile olmadıkları, bir değirmen kanadını bile döndürmedikleri ortaya çıkar, sıradan, alışıldık, her günkü kelimeler olan diğerleri ise kimsenin öngöremeyecegi sonuçlara yol açar, bu iş için doğmamışlardır ama yinede dünyayı alt üst ederler.
  • "Artık yer yarılsa gerekirse uçmayı öğrenecek yinede onları bırakıp o yerin içine girmeyecektim."