7/10
·112 syf.··
2026 7. kitabı
Spoiler ! Norveç’de sıradan bir lise öğretmeni olan Elias’ın edebiyat dersi ile başlıyor kitap. Kendisine karşı pek saygısı yok. Doktora yaparken tanıştığı Johan’a karşı derin bir hayranlık duyuyor ve vaktini sürekli onunla geçiriyor. Aralarındaki dostluk uzun yıllar devam ediyor. Johan’ın Eva ile tanışmasıyla bir çok şey değişiyor hayatlarında. Eva romanda “çok güzel bir kadın” olarak anlatılıyor sadece. Herhangi bir kişilik özelliği öne çıkmıyor. Sadece güzelliği var. Kendisi de bu durumdan oldukça rahatsız ve güzelliği dışındaki özelliklerle var olamamanın yükünü taşıyor üzerinde. Yaşlandıkça yüzü sarkıyor, kilosu artıyor. Eski güzelliğini ve zerafetini kaybediyor ama bu onun için büyük bir fırsat. Artık güzelliği dışında kendisi olarak var olabilir. Bunun için çaba göstermeye de başlıyor. Elias, Eva’nın dış görünüşünün değişmesinden dolayı büyük bir hüzün duyuyor. Eski Eva’yı hatırlıyor. Ondan ayrılmayı bile düşünüyor. Zaten onunla evlenmesinin en önemli nedeni Eva’nın güzelliği ve zerafetiydi. Eva güzelliğini kaybettikçe bazı bilinmeyen yönlerini Elias’a açıyor. Açgözlülüğü, haseti, lükse olan düşkünlüğü gibi gibi. Bunlar Elias’ın gözünü korkutuyor. Çünkü eskiden en azından Eva bunları saklamaya çalışıyordu, artık böyle bi gayesi de yok. Eva ve Elias sohbet edemiyorlar, aralarında böyle bir bağ yok. Elias kendini diğer bütün eşler de böyle diyerek avutmaya çalışıyor ama hayatında sohbet edebileceği kimsenin olmamasından dolayı alkole veriyor kendini. Johan ile birlikte girdiği tartışmaları, fikirlerini paylaşabileceği birisinin olmasına büyük özlem duyuyor. Lisedeki meslektaşlarıyla böyle bir bağ kurmak için adım bile atamıyor. Sadece hayal kuruyor. Çünkü en küçük adımı atabilecek cesarete sahip olmaktan âciz. Bu roman Elias’ın kendini gerçekleştirememesini
Mahcubiyet ve HaysiyetDag Solstad · Yapı Kredi Yayınları · 20253,477 okunma
"Mutlu Azınlığa"
Puan vermedi·114 syf.··
2026 79. kitabı
"Bu benim hikâyem. Kusursuz sanılan kusurlunun hikâyesi. Ve ölümün trajik finali. Yani hayat." (s.40) Guillermo Rosales kaleminden Felaketzedeler Evi 1987’de yerel bir edebiyat yarışmasında Oro Roman Ödülü’nü kazanan ve bugün Küba edebiyatının kült kitaplarından biri olarak kabul edilen kitabı İspanyolca aslından Gökhan Aksay sayesinde çevrilen ve son zamanlarda çok fazla okunmasıyla da dikkatleri üzerine çeken bir kitap. Yazar 47 yaşında yoksul yapayalnız ve unutulmuş biri olarak öldü. Eserlerinin büyük bölümünü yok etti. Gerekçesi bizim o satırları cidden anlayamayacağımızdı. Hayatı yaşayan kişinin cektiği acıyı çektiği kadar satırları okurken hayatımızı da düşününürsek ne kadar da anlayabilirdik ki zaten... Ama yine de yaşarken kısa otobiyografik tek bir roman yayımladı. Felaketzedeler Evi'nde hayatın insanı dehşete düşüren bir boyutunu aktardı bizlere ve bu kitabı okurken yok edilen diğer kitaplarını merak etsem de hak vermeden de geçemedim kendisine. Zamanında verilmeli bazı değerler kör ölünce badem gözlü kel ölünce sırma saçlı demesinler ve herkesin acısı kendine... "Dışarıdan bakımevi diyorlardı oraya, ama mezarım olacağını biliyorum ben. Hayattan umudunu kesmiş insanların sığındığı, kıyıda köşede kalmış barınaklarından biriydi. Kaçıklar çoğunluktaydı. Yapayalnız ölsünler, kazananların başına bela olmasınlar diye aileleri tarafından bırakılan yaşlılar da vardı." Direksiyonunun başındaki halam "Burası iyi gelecek sana, göreceksin; bundan iyisi can sağlığı." diyor. "Görüyorum. Dengini sırtlamış kir pas içinde, park köşelerinde, bankların üzerinde gecelemek zorunda kalmadığım için, bana bu mezbeleyi bularak hayatımı sürdürmemi sağladığı için neredeyse teşekkür edeceğim." "Bundan iyisi can sağlığı." Bu cümlelerle başlıyoruz kitaba zaten de bu cümleler tüm okuyacaklarımızın
1000Kitap
Felaketzedeler EviGuillermo Rosales · Jaguar Kitap Yayınları · 20173,419 okunma
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
10/10
·288 syf.··
2026 98. kitabı
Birkaç ay önce görüp merak ettiğim kitaplardan biriydi. Herkesin beğendiği ve elimdeki 5nci baskıyı gören kitabın, söyledikleri kadar iyi olup olmadığını öğrenelim dedim. Aslında bu hikaye bana hepimizin bildiği Beyaz Diş'i hatırlattı. Çocukken çok sevmiştim ama yetişkin olunca okuma fırsatı bulamadım. Şimdi yetişkin gözüyle bu hikayeyi yorumlayacağım. Elbette çocukken okusaydım yine beğenirdim hikayeyi. Tehlikeli bir canlı ve o canlıya yakın olmak, maceralara yelken açmak, tehlikenin içinden defalarca geçmek... Bence çocuk aklım severdi. Ana karakter Feo Rusya'nın kırsal bölgesinde annesi ile birlikte kurt vahşileştiriciliği yapmaktadır. Tarihte böyle bir şey var mı bilmiyorum ama mantıksız da gelmiyor. Çünkü eski dönemlerde soylu kesim kendini eğlendirmek için saçma sapan şeyler yapıyordu. Yani Feo'ya gelen kurtlar önceden vahşi ortamlarından alınıp soylular için terbiye ediliyormuş. Sonra kurtlar sorun çıkarınca Feo'ya doğal yaşamlarını dönmeleri için gönderiliyor. Saçma, köpek terbiye edilir ancak kurt no no. Neyse hikaye Rusya'nın delirmiş Çarlarından birinin yaşadığı dönemde geçiyor ama Çarla alakası yok. Burada sorun General Rakof, o bir kurt düşmanı. Aile işi dolayısıyla Feo'ya kafayı takıyor. Annesini hapse atıyor, küçücük bir kız olan Feo'nun ve kurtlarının peşine düşüyor. Ancak sadece Feo'ya değil, sorumlu olduğu bölgenin tamamına akla gelmeyen zulümler ediyor. İşte burada Feo halkın ayaklanmasının başlangıcı oluyor. Bu hikayeye sadece çocuk hikayesi olarak bakabilir miyiz? Çok güzel bir hikayeydi benden tam not aldı
Feo ve KurtKatherine Rundell · Domingo Yayınevi · 2017428 okunma
Sarraf- Eski bir aşk
10/10
·440 syf.··
Beğendi
·
2026 9. kitabı
·
1 saatte okudu
·
Okunma: 22 Haziran 2026 00:00
Dikkat : Spoiler içerebilirrr Yorumuma kitaba bayıldığımı söyleyerek başlamak istiyorum. Kapağı,cildi, tasarımı her şeyiyle çok güzel olmuş emeği geçen herkesin emeğine sağlık. Kitabı ben uzun zamandır bekliyorum wattpadde okuduğum günden beri yeni bölümleri beklerken bir yandan da nasıl olur da basılmaz diye düşünüyordum ki çok şükür sesim duyuldu ve basıldı sonunda. Umarım kalemi daim olur sevgili yazarımızın. Kitaba gelecek olursak, ah Uygar üzümlü kekim, sana çok üzülüyorum. Kitap hem tahmin ettiğim gibiydi hem de etmediğim gibi. Çünkü bölümler wattpadde okuduğum halinden hem çok değişmiş hem de hiç değişmemiş gibi. Bazı bölümler aynı kalmış bazı bölümler kesilmiş. Tek eleştirim ilk kitabın sonunun wattpadde olanla aynı bitmesini isterdim tabi bir de biraz daha geçmiş sahnesinin olmasını fakat bu haliyle de epey güzel olmuş. Kitapta Yakutla annesinin arasındaki gerilimi, gerginliği daha iyi anladım, o hallerini,çaresizliğini nefreti ve sevgisi arasında sıkışıp kalmasını ve aslında güçlü durmaya çalışırken dalgınlaşmasını,aptallaşmasını...Belçin... Sana bir şey demek isterdim de ortam hiç müsait değil senin yatacak yerin yok. Fatih sana hiçbir şey söylemek dahi istemiyorum. Umarım ikinci kitapta hepinizin gerçek yüzü ortaya çıkar. Ben hemen her şeye ağlayan biri değilim fakat Uygarın bazı sahneleri beni ağlattı sırf bunun için bile yazara çok teşekkür ederim. Ağlamadığım sahnelerde de gözüm doldu İkinci kitapta Uygarın ailesini de görmek isteriz onların aile dinamikleri mesela. Uygar hainlikle suçlandıktan sonra ne oldu? Sonuç olarak biz bu kitabı çok bekledik ve çok şükür ki beklediğimize değdi. Darısı ikinci kitaba inşallah. Şimdi soruyorum ; Yalanlarına rağmen onurlu kalmaya devam edebilir mi insan?
SarrafTuğba Nur Cebecioğlu · Artemis Yayınları · 20261 okunma
8/10
·208 syf.··
2026 31. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 18 Haziran 2026 12:37
"Bir ölümü anlatmak, onu yaşamaktan daha kolay değil." "Babam öldü. Ne yapacağımı bilmiyorum." Nerden bilebilir ki insan, bir kaybın ardından ne yapması gerektiğini? Özellikle bu kayıp anne-baba ise. Çaresiz, kökünden sökülmüş ağaç gibi kalır. Georgi Gospodinov kansere yakalanan babasının son günlerini anlatırken en çok onun acı çekmemesi için dua eder. Çünkü bu acılar bizim tahmin edemeyeceğimiz kadar zorlu acılardır. Fakat babası her zamanki gibi onları rahatlatmak için "Korkacak bir şey yok" diyor. Babasının bu zorlu günlerini, ölümünü, geçmişte yaşadıklarını, ölümünden sonraki günleri anılara yolculuk halinde anlatıyor. Bir kitap için çok ağır bir konu ölümü anlatmak. Ölüme giden yolda yaşananları anlatmak. İyisiyle kötüsüyle, acısıyla kahkahasıyla geçen bir yaşamı yad ederken sona yaklaşan birini anlatmak... Bahçesine bağlı bir bahçıvanken artık onun da bahçenin bir parçası haline gelmesi, toprak olması... Topraktan gelen insanın nihayet gideceği yer de topraktır elbet. Yazar babasını anlatırken belki de birçok kişinin yarasına basmış, belki kabuk bağlayan yarasını kanatmış oluyor. Bu acıları yaşamamış birisi olarak ben de geleceği düşünüp bazı sayfaları yutkunarak okudum. Bu acıyı yaşayanlar kim bilir ne kadar zorlanmıştır. Bu yüzden sadece buna dayanabileceğine emin olan insanların okuması gerek kitabı bence. Yazar kendi babasını anlatmış belki ama aslında hepimizin ebeveynlerimizin de başına gelebileceklerden, bizim de başımıza gelebilecek şeylerde bahsediyor. Ama insan ne kadar ölüm ile ilgili şeyler okusa da asla hazır olamaz o günlerin geleceğine.
Bahçıvan ve ÖlümGeorgi Gospodinov · Metis Yayınları · 202514,6bin okunma
Yere Göğe Sığdırılamayan Bir Hayal Kırıklığı
5/10
·224 syf.··
2026 35. kitabı
·
15 günde okudu
·
Okunma: 23 Haziran 2026 08:34
O kadar öfkeliyim ki dayanamayıp ilk defa beğenmediğim bir kitaba inceleme yazdım! Sabahattin Ali’nin kalemine, insan ruhunu işleme becerisine başka eserlerinde hayran kalmış ve gözü kapalı tam puan vermiş bir okur olarak, Kuyucaklı Yusuf’la kurduğum ilişki benim için tam bir öfke patlaması oldu. Belki hayatımın her şeye öfkelendiğim, kötü bir dönemine denk geldi bu kitap; belki de bitiremedikçe içimde büyüyen o gerginlik kitaba yansıdı. Ama emin olduğum bir şey var: Ben bu kitaptan ve özellikle Yusuf karakterinden nefret ettim. Edebiyat dünyasının bu romanı neden bu kadar büyüttüğünü, neden bu kadar beğendiğini asla anlamıyorum. Sabahattin Ali gibi bir yazar nasıl böyle bir karakter yaratmış, hayretler içerisindeyim. ​Kitabın sonunda Ahmet Oktay’ın bir yorumu var. Onun yazdıklarından anladığım kadarıyla, Yusuf’un bu halleri "yetim olmasına, üzerinde hissettiği baskıya ve özgür olamayışına" bağlanıyor. Evet, yetim olmasının onda bıraktığı hasarı anlayabiliyorum, buna bir sözüm yok. Ama bana göre Yusuf’un kitapta hiçbir derinliği yok. Karakter bana asla geçmedi; karşımda son derece tuhaf ve içi boş bir figür buldum. ​Beni asıl çileden çıkaran ve "Bu kadarı da olmaz" dediğim şey ise Yusuf ile Muazzez arasındaki ilişki oldu. Kitabın başlarında, küçücük hallerini okurken aralarındaki o tatlı abi-kız ilişkisini çok sevmiştim. Hatta okurken içten içe "Umarım bunların arasında bir şey yaşanmaz" diye dua ediyordum. Tamam, öz kardeş değiller ama sen onu kız kardeşin olarak büyütmüşsün. Küçücük bir kızın abisinden hoşlanmasını çocukça bir hayranlık diyerek bir tık anlayabilirim belki. Ama kocaman Yusuf’un, kendi ellerinde büyüyen küçücük bir çocuğa karşı bir anda bir şeyler hissetmeye başlamasını asla aklım almıyor. ​Üstelik bu hissetme durumu da tam bir fiyasko. Yusuf,
Kuyucaklı YusufSabahattin Ali · Yapı Kredi Yayınları · 2025210,8bin okunma