Puan vermedi·184 syf.··
2026 17. kitabı
Bazı kitapları siz okursunuz, bazıları sizi okur. Sıfırdan Az benim için ikincisi oldu; adeta bakmak istemediğim bir aynaya dönüştü. Olay örgüsünü uzun uzun anlatmanın bir anlamı yok. Kim kiminle birlikte oluyor, kim hangi gece kayboluyor, kim kime ne yapıyor; romanın kendisi bile bunları sağlam bir hikayenin temeline oturtmuyor. Sonu gelmeyen partiler, partilerden sonra başlayan after’lar, sabaha kadar uzayan ve hiçbir yere varmayan geceler. İnsanlar sürekli hareket ediyor ama kimse gerçekten bir yere gitmiyor. Bir evden ötekine, bir arabadan ötekine, bir bedenden ötekine geçiliyor. Bütün bu savruluşun içinde hayat ilerlemiyor; yalnızca erteleniyor. Her şey dönemin en önemli kanalı olan ve kitapta oldukça atıfta bulunulan MTV klipleri gibi akıyor. Bir şarkı, bir araba, bir otel odası, bir yüz, bir televizyon görüntüsü ve bir başka sabah. Yüzler değişiyor. Sevgililer anlamsızlaşıyor. Mekanlar bulanıklaşıyor. Arkadaşlıklar, ilişkiler, geceler, vaatler birbirinin yerine geçebiliyor. Ama belirli bir madde hep aynı kalıyor. Her şeyin değiş tokuş edilebilir olduğu bir dünyada, en kalıcı bağın insanla uyuşturucusu arasında kurulması romanın en rahatsız edici tarafı. Her şey çözülürken o tek bağ sıkılaşıyor. Geriye kalan tek sadakat neredeyse o oluyor. O sadakatin de ismi Kokain. Bu kitabın bakmak istemediğim bir aynaya dönüşmesinin sebebi de bu aslında. Bir dönem birini tanımıştım. Onu değil belki ama onun etrafında oluşmuş büyük boşluğu düşündüm bu kitabı okurken. Büyük bir şehre geldikten sonra gecelerin, çevrelerin, uyuşturucunun ve hızla tüketilen yakınlıkların içinde yavaş yavaş yönünü kaybetmiş birini. Çok sayıda insanın arasında yaşayıp hiçbirinde gerçekten kalamayan, hayatı dolu görünen ama o doluluk içinde kendine ait bir yer bulamayan birini. Onun hayatında
Sıfırdan AzBret Easton Ellis · İthaki Yayınları · 202643 okunma
Puan vermedi·42 syf.··
2026 42. kitabı
·
4 saatte okudu
·
Okunma: 23 Haziran 2026 22:13
20.yy.Avusturya (Almanca olduğu için genel olarak Alman edebiyatı da denebilir) şiirinin önde gelen isimlerinden Rilke’nin ünlü eseri “Duino Ağıtları” doğum,ölüm,insan,var oluş ve yok oluş gibi kavramlar üzerinde sembolik bir anlatıma sahip on “ağıt”tan oluşuyor. “Melek” imgesi üzerine uzun uzun okumak,düşünmek gerek…
Duino AğıtlarıRainer Maria Rilke · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 20153,280 okunma
Reklam
Çürüyen Tanrı’nın Bilge Terminatörü: Philipp Mainländer
9/10
·312 syf.··
2026 221. kitabı
·
13 günde okudu
·
Okunma: 23 Haziran 2026 17:46
Philipp Mainländer, bir aşkın veya yüksek duygunun değil; babasının annesine duyduğu o tamamen soğuk, aşksız ve mekanik biyolojik üreme dayatmasının sonucunda dünyaya fırlatılmış bir filozoftur. Onun bu sevgisiz ve çıplak doğumu, felsefesinin de neden bu kadar filtresiz ve rasyonel olduğunun ilk ipucudur. Kanımca Mainländer, Arthur Schopenhauer’ın sistemindeki en büyük mantıksal boşlukları kapatan, felsefe tarihinin "altın madenidir." Schopenhauer, dünyayı "Kör Yaşama İstenci (Wille)" olarak tanımlayıp acıdan kaçış için "çilecilik veya sanata sığınma" gibi mistik ve geçici çözümler sunarken; Mainländer bu mistik tülü yırtar ve bize hayatın ham, rasyonel ve nihai amacını gösterir: Yok oluş. Onun kozmolojisinde evren, intihar etmiş bir Tanrı’nın çürüyen cesedinden ibarettir. Başlangıçta zamanın ve mekanın ötesinde saf bir "Mutlak Birlik" (Tanrı) vardı. Bu ilk enerji, var olmanın getirdiği o sürtünmeli acıya dayanamadı ve "Hiçlik" (Non-Being) limanına ulaşmak istedi. Ancak saf varlıktan mutlak hiçliğe doğrudan geçiş rasyonel olarak imkansız olduğu için, Tanrı kendini imha ederek milyarlarca fiziksel parçaya böldü. İşte bizim "evren" ve "zaman" dediğimiz şey, o ilk bütünün parçalanma anıdır. Bu sistemde evrendeki tüm temel bileşenler (madde ve enerji) aslında aynıdır; yok olmazlar, sadece sürekli biçim değiştirirler. Doğan her canlı, o çürüyen cesedin parçalarının kısa süreliğine bir araya gelmesinden ibarettir. Ancak bu birleşme kusursuz bir kurgu değildir. Sistemde zamana bağlı bir bozulma (modern fiziğin deyimiyle Entropi) hakimdir. Birleşen her kimyasal bileşik, bir öncekinden daha zayıf, daha aşınmış ve çürümeye daha yakındır. Dünyanın zamanla daha kötüye, daha çirkin ve kaotik bir yere evrilmesi bu mekanik sönümlenme yasasının kaçınılmaz bir çıktısıdır. Mainländer
Felsefe
The Philosophy of RedemptionPhilipp Mainländer · Irukandji Media Pty Ltd · 20241 okunma
#birkimyacıkitapkulübü
Puan vermedi·280 syf.··
2026 35. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 28 Mayıs 2026 17:35
Yok oluş, anında başlıyor ve bir anlamda hiç bitmiyordu. Akıl, kendisinin yokluğu karşısında ürperir, bir gün düşünemez hale geleceğini düşünmeye dayanamaz çünkü bu, boşlukların en korkuncudur. Anne yoktu artık. Onun sözü vardı… Salome’nin evinden bahsediliyordu. Özgür Devlet Beytüllahim’e doğru ağır ağır uzanırken. Anton, o toprak parçasının satışını sırf kiliseye sorun çıkartmak için istediğini düşünüyordu kardeşinin. Ancak Amor, annesinin sözünü yerine getirmek, Lombordların evini Salome’ye vermek istiyordu. Anton, onun yüzünde değişiklikten bir parça buldu; sabit bir şeydi gördüğü, daha önce olmayan … Swart ailesinin sıradışı yanı yoktu, bitişik çiftlikte yaşayan ailelerden hiçbir farkları bulunmuyordu. Sıradan bir avuç beyaz Güney Afrikalıydı onlar da. İşte, ülke o kadar çok yol kat etmişti ki siyahi bir dadı, aileyle birlikte aynı sırada oturabiliyorlar artık ! Görünen şey bir ev olsa da aslında olan, yıllarca taşınan bir vicdan yüküydü. Salome’ye verilmesi için vaad edilen ev, bir mülk olmaktan çıkıp adaletin, eşitliğin ve sadakatin sembolüne dönüşmüştür. Aile ilişkileri üzerinden Güney Afrika’nın toplumsal dönüşümünü, ayrıcalıkları ve değişime direnen insan doğasını ele alan bu kitabın her bölümünde bir ölümle birlikte hem bir dönemin kapanışını, hem de bir vaadin ağırlığını hissedeceksiniz .
Roman-Edebiyat
VaatDamon Galgut · Delidolu Yayınları · 2022730 okunma
9/10
·230 syf.··
2026 15. kitabı
·
35 günde okudu
·
Okunma: 18 Haziran 2026 16:56
Kaç yıl oldu bu kitabı alalı bilmiyorum. O bana ben ona bakıp durduk yıllarca. Her şeyin bir zamanı olduğu gibi buluşmamız da bu zamanaymış. Tam kitaba uygun bir açılış cümlesi oldu :)) Yazarımızla ilk kez tanıştım bu kitapla, tabi şimdilerde takipteyim. Acaba Azra ile tekrar karşılaştı mı? merak etmekteyim. Evet ben de hiç bir karşılaşmanın tesadüf olmadığına ve tesadüf diye bir kavram olmadığına inanırım. Çünkü her oluş Yaradan emriyledir. Kitabımız Azra ile Hakan'ın bir haftalık fiziki olarak içsele yolculuğunu anlatıyor. Hikaye değil gerçek. Öyle bir yolculuk ki derviş gibi... Ekmek yok, para yok, telefon yok, Yol bizi nereye götürürse yolculuğu, teslimiyet yolculuğu. Yapabilir miyim diye kendimi düşündüm. Sanırım zor. Çok güzeldi. Okuyun derim. Keyifli okumalar.
Hiçbir Karşılaşma Tesadüf DeğildirHakan Mengüç · Destek Yayınları · 20217,4bin okunma
Neandertalden Homo Sapiense
Puan vermedi
Dimitra Papagianni ve Michael A. Morse’nin Neandertaller üzerine yaptığı çalışma, Neandertalleri yeniden değerlendiren önemli bir çalışma. Kitap, Neandertalleri yalnızca biyolojik özellikleriyle değil, teknolojileri, sosyal yaşamları, düşünce biçimleri ve modern insanlarla ilişkileri açısından da ele alarak kapsamlı bir bakış açısı sunmaktadır. Yazarlar, uzun yıllar boyunca bilim dünyasında hâkim olan "ilkel ve başarısız insan türü" anlayışını sorgulamakta ve arkeolojik bulgular ışığında daha dengeli bir Neandertal portresi çizmektedir. Eserin en dikkat çekici yönü, insan evrimini doğrusal bir ilerleme süreci olarak görmemesidir. yazarlar, modern insanların evrim sahnesindeki tek aktör olmadığını, son 2 milyon yıl boyunca dünyada birçok insan türünün bir arada yaşadığını vurgular. Homo erectus, Denisovalılar, Homo Heidelbergensis ve Homo Floresiensis gibi türlere ilişkin bilgiler, insanlık tarihinin sanıldığından çok daha karmaşık olduğunu göstermektedir. Bu yaklaşım, benim insan evrimine dair geleneksel bakış açımı yeniden gözden geçirmemi sağladı. Özellikle Homo Heidelbergensis üzerinde durulması; Neandertallerin ve modern insanların ortak atası olarak kabul edilen bu türün incelenmesi, iki insan grubunun nasıl farklı evrimsel yollar izlediğini anlamaya yardımcı olmaktadır. Atapuerca, Schöningen ve Boxgrove gibi önemli arkeolojik alanlardan elde edilen veriler, insan evrimindeki teknolojik ve davranışsal gelişmelerin uzun bir geçmişe sahip olduğunu ortaya koymaktadır. Kitabın en güçlü argümanlarından biri, Neandertallerin gelişmiş bilişsel yeteneklere sahip oldukları yönündedir. Levallois taş işleme tekniği, karmaşık avcılık stratejileri ve ileriye dönük planlama becerileri, Neandertallerin yalnızca çevrelerine tepki veren canlılar olmadığını göstermektedir.
NeandertalDimitra Papagianni · Trend Yayınevi · 2017444 okunma
Reklam
Reklam