• Seni bir yaz gününe benzetmek mi, ne gezer?
    Çok daha güzelsin sen, çok daha cana yakın:
    Taze tomurcukları sert rüzgârlar örseler,
    Kısacıktır süresi yeryüzünde bir yazın:
    Işıldar göğün gözü, yakacak kadar sıcak,
    Ve sık sık kararı da yaldız düşer yüzünden;
    Her güzel, güzellikten er geç yoksun kalacak
    Kader ya da varlığın bozulması yüzünden;
    Ama hiç solmayacak sendeki ölümsüz yaz,
    Güzelliğin yitmez ki asla olmaz ki hurda;
    Gölgesindesin diye ecel caka satamaz
    Sen çağları aşarken bu ölmez satırlarda:
    İnsanlar nefes alsın, gözler görsün elverir,
    Yaşadıkça şiirim, sana da hayat verir.

    18. Sone — William Shakespeare
  • “Büyük Birader diye biri var mı?”
    “Tabii ki var. Parti var. Büyük Birader, Parti’nin cisme bürünmüş halidir.”
    “Peki, ama benim var olduğum gibi mi var?”
    “Sen yoksun ki,” dedi O’Brien.
  • Dost,
    Bunu da alınca gidersin herhal. Bir gitmeden bir de gider gitmez yaz. Hiç sevmem böyle olmayı. Yoksun, garipsi, yenik. Bugünler böyleyim ama. Bir ölçüsüzlük ya da idrâk bulanıklığı bu. Senin oradan göçün, bir yeni ayrılıkmış gibi koyuyor bana. Oysa ha orada, ha daha ötelerde olmuşun. Bunun ayrı bir niteliği olmamalı, ayrılık ayrılıktır işte. Gel gör ki değil öyle. Koyuyor, eziyor, bir hal ediyor. Ben bunu, seninle günbegün daha bir dolmak, daha bir senden olmakla çözümlüyorum. Kendimi her dinleyişimde seni içimde içimde bulmakla. Bu böyle midir? Lütfen çözümle bana. Dellenicem Leylım. Bir dellensem gerisi önemsiz belki. Ama bunun sanısı korkunç. Böyle bir şey olabilir mi? Bir canda iki can yaşamak. Mutlak bir çözüm yolu var bunun. Anlat bana. Senden birşeyler ummak... Umutların en olmazı da bu belki. Saçmaladım gene.
    En güzeli, en kestirmesi seni olduğun gibi yaşamak oysa. Böyle benzersiz ve paha biçilmez bir dostluğa beni lâyık gördüğü için Tanrı’ya teşekkür etmek. Athé oluşumun önemi yok bunda. Bir Tanrı yaratırız olur biter. Daha doğrusu şükranlarımı sana sunmalıyım. Benim etli, kemikli, kimi sonsuz yiğitlikte kimi de yetersizliğin o kahrolası acısında sürüp giden Tanrım. Hem Tanrı olmak mutlu, güzel, istenilir bir nen değil pek. Kıyamete kadar seyirci kalmak şeytanın bile dayanacağı şey değil.
    Nasılsın diye sorabilirim şükür sana. Yüzüm tutuyor hele! NASILSIN?
    Özledim diyebiliyorum ya, yeter bana. Evet ÖZLEDİM SENİ. Hastalıklar, musibetler, uzak kalsınlar sana. Yerine, ne çekeceksen ben çekeyim. Yerine, ne belâ bulacaksa beni bulsun. Kadalar beni alsın. Kurban başan. Başan dönüm. Kadan alım. Cümle dünyalıkları senin ayağının dırnağına kurban ederem. Bir havan, bir tutumun var ki âb-ı hayata bile değişmem. Yiğit, rahat, dobrasın. Beni hiç kırmadın. Umut, yaşama sebebi, zulme dayatma yetisi oldun bana. SENSİZ EDEMEM. Bunu bir eksiklik sayanlar olabilir. Takmam kimseyi. Sensiz edemiyorsam bu bana ancak yücelik, haysiyet verir. Dünyaya geldiğime pişman değilem! Seni tanıdım çünkü. İnsanların yarıdan çoğunun beyinleri, oraları çalınmışsa dünyamız –o güzelim aklımıza zarar- puştluklarla doluysa, koymaz bu bana. Çünkü sen varsın. Sen tek başına, cihanın bütün haksız, canavarca düzenine karşı beni ayakta tutabiliyorsun. Benim soyumdan insanların yaşadığı müddetçe, Kenya’dan Kamçatka’ya sen yaşanacaksın. Bana senin adını ölmezleştirmek düşer. İşim bu benim. Sense ölmezliğe bile gülümseyecek kadar benzersiz ve yücesin. Canının her milimetre karesine varıncaya, bir canlı imgeni gökyüzlerinde gezdirmek geçer içimden. (Ulan dünya insanları, ulan ibneler, bakın işte bu Leylâdır!) diye bağırırdım hem. Otuz yaşında böyle çocuksu düşler kurmamı yadırgama. Oğlunum ya! Sahi oğlun olsaydım bir düşün! Sözü hoş gelir sana ama beni doğurduğuna pişman olurdun o da başka! “İtlere köpeklere ana olaydım. Seni doğuracağıma bir batman taş doğuraydım da her gün sırtımda taşıyaydım” diye ilenir bizim buralığın anaları. Sen ne derdin kim bilir? Bir ayağı karakolda bir ayağı mapuslarda bir oğlan. Tembel hem de. Serseri hem de. İşi gücü sevmek, yanmak ve yanmak. Ama ben gene seni sevecektim, gene sana yanacaktım. Her ne hal ise neyin dersen oyum. Oğlum de, delim de, divanem de. “Höst oradan!” de, de oğlu de. İstersen bir de “yavaş gel oğlum, yasak bölge var!” de.
    Ha geçen mektubunda bir “burjuva kokmayayım burnuna” diyorsun. Yanlış o. Ne kokarsan kok. İster sarımsak ister chat noir! Ben sana ölümsüz, ölümlü, değişir, değişmez niteliklerinle mecburum. Ötesi yok bunun. Kambur, cüzam da olsan (tövbe tövbe!) benim için aynı gül tazeliğindesin. Beni idama da götürsen dönüp yüzüne pişman bakamam. Şimdi bunca hengâmeden sonra nasılsın Leylım? Canını sıkıyorsam haber et. Paldır küldür bir herifim. Çoğu zaman kaş yaparken göz çıkarırım. Affet, yazım dağılıyor… Ha, “Uy Havar” İstanbul’da epey gürültü koparmış. Yalan değilse milletin ağzındaymış. Mapusaneden de mektup aldım dün. Onlar da bir hayli çarpılmışlar “Uy Havar”a. Beni asıl ilgilendiren senin kanıların elbet. Şiirimi benim kadar anlayan bir tek sen varsın. Sanki kendin yazmışsın gibi rahat ve isabetli konuşursun. Abidin de böyleydi ya, hepsinde değil. Değinmemizde etkisi yok değil bu niteliğinin. Ama sen dilsiz, lal da olsaydın, sağır da olsaydın sonuç değişmezdi bence. Bir eyyam da sana Lalikom diye seslenicem. “Benim dilsizciğim” diye anlam verilebilir. Ama bu bir ünlemdir daha çok. Sevili, yangın bir ünlem. Ne Türkçe, ne Kürtçe ne de Zazacadır. Bu üç dilin bileşiminden doğan bir ünlem bu. Lal, Türkçedir. Lalik ya da lalo Kürtçe. Om eki Zazacaya kaçar. Ya işte böyle Lalikom! Ses et, konuş, sev, payla bir hal et ama. Küçük dilin yerindedir inşallah. Kurban olur, çoban dururum dillerine senin.
    Bineceğin trenlerin soluğu tükenmesin. Ayağını attığın yerler deprem görmesin. Denizler uslu, vapurlar yollu olsun. Ferman et rüzgâr beni de alıp oralara atsın.
    Mutlu ol. Allah beni kahretsin. Gözlerinden öperim. Ellerinden öperim. Öperim kızı öperim. Öperim oğlu öperim.
    Ahmed Arif
    Sayfa 58 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları
  • ZEHİR*
    Çocukken haftalar bana asırdı,
    Derken saat oldu, derken saniye...
    İlk düşünce, beni yokluk ısırdı,
    Sonum yokluk olsa bu varlık niye?

    Yokluk sen de yoksun, bir var bir yoksun!
    İnsanoğlu kendi varından yoksun...
    Gelsin beni yokluk akrebi soksun!
    Bir zehir ki, hayat özü faniye...

    *SON ŞİİRİ...
  • Ne olursa olsundu, artık geri dönmem
    Kim senle gelsin ki? Düşünmemiştim pek ben
    Karanlık bi bölgeye değin, bir ben ve gölgem
    Önümdeydi devasa yıkılmaz bi engel
    Oturdum bi sigara yaktım erkenden
    Dedim ki sigara bitince yıkarsın birden
    Sonra bi fısıltı...
    "Ben insanın karşı koymaması gereken türden"
    Gölgem irkildi, korktu aniden, sakin ol dedim, korkmak için daha erken
    Ağzımda biraz duman, usulca seslendim
    Nesin ki sen?
    "Dedim ya karşı koymaman gereken türden"
    Engeller konuşur muymuş dedim
    İşiteceğimden çok daha yüksek ve ürkütücü bir sesle; "Engel değilim ben!"
    O dakka izsel yansımasıyla yok oldu gölgem.
    İşte o zaman anlamıştım, nasıl bir şey güven!
    Öfkelendim, dedim ki engel olmayana, bir daha bana bağırma! Korkmuyorum senden!
    'Bağımsızım ben her şeyden"
    Pırıl pırıl bir sesle; "Değilsin benden, doğduğundan beri seninleyim ben"
    Güldümsedim, belki de bir melektir derken
    Yaklaştı bana, silüet yok, ama hissediyorum yaklaştığını, yüzüme nefes mesafesinden;
    "Ben senin özgürlüğünüm, sen varsan ben de varım, bak terketti kaçtı seni gölgen, aslında insanlar da birer gölge, ve diğer sevdiğin her şey, biz seninle doğduğundan beri birlikteyiz, ah biraz beni, duysan, görsen, bilsen!
    İçimde bir acı hissettim, zaten içimde çok derin bi sevgi, ızdıraplı bir acı, bilinçli bir öfkeden başka bir şey yoktu, sesimi çok yükseltmeden;
    "Senin için yaşadığımı nasıl duyumsamazsın sen!"
    "Ama benden daha çok sevdiğin şeyler var!"
    "Ne mesela?"
    "İnancın"
    "İnancım yoksa sende yoksun!" Bu mu?
    "Çok az kıyafetin var ve bunları çok seviyorsun!"
    "Kıyafetlerim az ama sen kokuyorlar çok" Başka?
    "Doğa mesela"
    "Çünkü sen doğalsın, en çok doğadasın"
    "Peki bir kadın?"
    "Sen işte o sevginin içinde olursun, özgürce"
    "Peki, son bir şey var"
    "Nedir?"
    "Ya sen?"
    "Halim seninle ve inancımla ilintili olabilir ama bu beni ilgilendirir. Sen ve inancım varsa, içimde ki acıya rağmen her şey tamam."
    "............................................"
    Engelimiz demirden mi? Olsun, eğilmem!
    O kadar yandım, çıktım sürünerek ateşler içinden
    Sağıma doğruldum ilkin yolunda mı her şey?
    Ufka baktım huzur şimdi, solumda çiçekler
    Gökyüzümde kuşlar, izlerim sabırla ben
    Bozkırımda bi rüzgar, döndürür değirmen

    O.S
  • Yaradan, kadın yüzü çizmiş sana eliyle,
    İstek dolu sevgimin efendisi dilberi,
    İnce kadın yüreğin öğrenmemiş hile,
    Bilmez kadınlardaki kancık döneklikleri.
    Gözlerin daha parlak, kahpelikten yoksundur,
    Neye bakarsa baksın, altın yaldız kaplatır,
    Erkeklerin en hoşu, en hoş şeyler onundur,
    Erkekleri büyüler, kadınları çıldırtır.
    Seni önce kadın olarak yaratmış olsa,
    Yaradan bile çılgın bir sevgi duyacaktı,
    Ama bir hiç uğruna fazlalık verince,
    Varlığına doymaktan beni yoksun bıraktı.
    Değil mi ki kadınlar için yaratmış seni,
    Sen sevgimi al, onlar sömürsün hazineni.