Ahlak sadece fiilden ibaret değildir. Nice insan var ki ahlakı cömertliktir, oysa malı olmadığından veya başka bir mani vardır. Ahlak kuvvetten de ibaret değildir. Çünkü vermek veya vermemek kuvveti insanda eşittir. Marifetten de ibaret değildir. Marifet de hem güzele hem de çirkine birden ve bir yön üzere taalluk (ilgili olma) eder.
Oysa hepimizin içinde, şu kavakta, bulutlarda, şu parça parça siste bir gelişim var. Neyin gelişimi? Nerede? Sonsuz bir gelişim ve mücadele mi? Evet, bir yön ve sonsuzlukta bir mücadele olmalı! En çok bunları düşünmeme karşın yine de hayatın anlamını, arzu ve eğilimlerimin anlamını kavrayamadığıma şaşıyordum. Oysa arzularımın anlamı, hep onlarla yaşadığım için o kadar belliymiş ki, köylünün bana Tanrı için yaşa, maneviyatın için yaşa dediğinde şaşırmış ve sevinmiştim.
Hiçbir şey keşfetmedim. Yalnızca neyi bildiğimi öğrendim. Bana geçmişte yaşamı veren ve şimdi de devam ettiren gücü anladım. Aldatmacadan kurtuldum, sahibini buldum. 
Allah'a (cc) ait olan din "halis” ise o dinin mensupları; ihlasla, samimiyetle, başka hiçbir varlığın payı olmadan yalnızca Allah'a kulluk etmelidir. Tevekkül edecekleri zaman, yalnızca O'na tevekkül etmeli; el açıp yalvaracakları zaman, yalnızca O'na dua etmelilerdir. Hayatlarına yalnızca O'nun hükümleri yön vermeli, yalnızca O'nun şeriatına boyun eğmeli, yalnızca O'nun hükümlerine muhakeme olmalılardır. Sevgilerini, korkularını, umut ve rağbetlerini yalnızca Allah'a halis kılmalılardır. Yani dil, kalp ve organlar, kulluğunu ihlas ve samimiyetle yalnızca Allah'a (cc) ve yalnızca O'nun için yapmalıdır.
İnsanın doğal mizacıyla, iç dünyasının güçlü tabii eğilimiyle giriştiği bu mücadeleler beyhude ve sonuçsuz görünebilir ama nihayetinde işe yarar. Kısmen de olsa, Akıl'ın onayladığı ve Duygu'nun belki de çok sık karşı çıktığı eylem ve tavırlara yön verme eğilimindedir bunlar. Yaşamın genel akışında muhakkak bir fark yaratır ve dışarıdan bakıldığında onun daha düzenli, daha dengeli, daha sakin görünmesini sağlarlar, ki alelade bir bakış yalnızca bu dış yüzeye çarpar zaten. O yüzeyin altında nelerin yattığına gelince, onu yalnız Tanrı bilir.