"Toplum içinde fitnenin yayılması, bir zincirleme etki oluşturur. Bir kişi bir söz söyler, diğeri bunu biraz değiştirerek aktarır, üçüncüsü kendi yorumunu ekler. Sonunda ortaya çıkan şey, ilk söylenenle aynı değildir. Fakat insanlar genellikle son versiyona inanır. Böylece hakikat gölgelenir, söylenti güç kazanır. Bu süreçte herkes, farkında olmadan fitnenin taşıyıcısı olabilir.
Fitnenin dille yayılması özellikle kapalı ortamlarda daha hızlı olur. Küçük bir topluluk içinde dolaşan bir iddia, kısa sürede herkesin diline düşer. İnsanlar merak duygusuyla dinler, yorum yapar ve başkalarına aktarır. Oysa kimse durup şu soruyu sormaz: 'Bu söz doğru mu ve bunu yaymak bana ne kazandırır?' İşte bu sorgulama eksikliği, fitnenin büyümesine zemin hazırlar.
Dijital çağda ise fitnenin yayılma hızı daha da artmıştır. Sosyal medya, mesajlaşma uygulamaları ve çevrim içi platformlar, bir sözün saniyeler içinde binlerce kişiye ulaşmasını sağlar. Bir iddia doğrulanmadan paylaşıldığında, kontrol etmek neredeyse imkânsız hale gelir. Böylece fitne, coğrafi sınırları aşar. Bu durum, dil sorumluluğunu daha da ağırlaştırır. Çünkü artık her birey, küçük bir yayın organı gibidir."
— Aşk kitapta olsa ne olurdu. Aşkı kitaplardan öğrenemezsin, satırlara sığmayacak kadar bal kahrıdır o, gel anlatayım sana aşkı. Önce yak kitapları. Aşkı âşıklarda arama. Aşk, âşığın aynası değildir, bu nedenle körler çarşısında ayna satılmaz. Aşk kelime değil ki deftere kaydedesin, aşk paragrafları talan eder. Aşkın kitaba sığmayışı bundandır. Kitap yorum işidir, aşk yorumlarda yormaz yolunu. Aşkın kendisi başlı başına ucu bucağı gözükmeyen yoldur. Yola girenin geri dönüş hakkı yoktur. Yolun çukurundan, çamurundan şikâyet etme. Aşk çamuru nurlaştırandır. Unutma! Sen ruh denen nurun ile çamur denen bedenle buluşmasından doğdun...
Herkes derdini, sırrını bana emanet ediyordu. Ben de dinliyor yorum yapmıyordum. Onları yargılamadığımı, yargılamadan dinlediğimi düşünüyorlardı. Yargılamıyordum ama onlardan çok üzülüyordum yaşadıklarına. Yorum yapmıyordum, çünkü sohbetin derinleşmesinden korkuyordum. Kendimi açmaktan, kendimi anlatmaktan, korkuyordum.
Tabii bir de meşhur şişkin karın fotoğrafları vardı. Ben bu
insanların karınlarının dokuz ay boyunca her hafta aynı açıdan
çekilmiş fotoğraflarını görmek zorunda mıydım?