‘Evlere arkasından bakmak, bir insana sırtından bakmak gibiydi. İçinde neler olduğu hiç anlaşılmaz.’
‘İnsandaki çocuk vicdanı tohumdaki öz gibidir. Ve o öz olmadan tohum filizlenmez, gelişmez. Yeryüzünde bizi neler beklerse beklesin, insanoğlu doğdukça ve öldükçe, insanoğlu yaşadıkça, hak ve doğruluk denen şey var olacaktır…’
‘Kendini kurtarmanın tek yolu başkalarını kurtarmanın savaşını vermektir…
Dünden önceki gün ne diyorduk patron? Halkı aydınlatsınmış da, onların gözlerini açasınmış! Buyur Barba- Anagnotis’in gözlerini aç da görelim! Karısının nasıl da susta dikilip gelecek buyrukları beklediğini gördün mü? Soylu kişiliğiniz şimdi gitsin de kadının erkek haklarının eşit olduğunu, sen domuzun etinin bir parçasını yerken canlı canlı domuzu önünde böğürtmenin çok acımasızca bir şey olduğunu ve de sen açlıktan, yokluktan geberirken Tanrı’da var diye sevinmenin büyük bönlük olduğunu öğretsin onlara! …. Uğraşma insanlarla patron, açma gözlerini; açsan ne görecekler? Ellerinin körünü ve kara gününü! Bırak kapalı kalsınlar da düş görsünler!’
‘Anlaşılan, tehlikenin ne demek olduğunu bile bilmiyorlar. Tehlike deyince, gazetelerin abartarak yazdığı fiziksel anlamdaki yaralanma, biraz kan akması gibi bir şey getiriyorlar akıllarına. Bunun tehlikeyle hiç ilgisi yok. Gerçek tehlike yaşam eyleminin ta kendisidir. Hiç kuşkusuz yaşamak, varoluşun farklılaştığı bir kargaşadır. Fakat varoluşu her an aslında olduğu düzensiz haline çözümleyip ortaya çıkan endişeden hareketle, her an ilk kargaşayı yeniden yaratmaya çalışan kaçık bir eylemdir yaşamak. Bu denli tehlikeli başka bir iş daha olamaz. Varoluşun kendinde hiçbir korku ya da hiçbir örtülü yan yoktur, bu korku ve tedirginliği yaratan yaşamak eylemidir. Ve toplum kökende anlamsızdır; kadın erkek bir arada yıkanılan Roma hamamları gibidir. Okulda toplumun minyatürüdür. Bu yüzden bize boyuna buyruk veriyorlar. Bir avuç kör adam, bize ne yapmamız gerektiğini söylüyor, sınırsız yeteneklerimizi paramparça ediyor.’