Yüksel Yüksel

10/10
·272 syf.·
Beğendi
·
2024 7. kitabı
Merhaba arkadaşlar. Bu incelememi maddeler halinde yazmak istiyorum. Kitabın çağrışımları o kadar farklı yerlere götürdü ki beni .. bu dağınıklık başka türlü bir düzene girip toparlanmaz gibi.. 1 -- Kazuo Ishiguro dan okuduğum ilk kitap. Bu kitapla yazar radarıma girmiş bulunuyor. Bu ne demek, diğer kitapları sırada demek. 2 -- o zaman bu kitabı beğenmiş oluyorum. Beğendim beğenmesine de.. ilk 80 sayfa ne okuyorum ben diye soruyorsunuz. Ne diyorsun, ne anlatıyorsun diyorsunuz, bir şeyler seziyorsunuz, bir şeylerin geldiğini seziyorsunuz, ayak seslerini duyuyorsunuz hem de gümbür gümbür.. .. ama gelen ne .*??..Sayfa 83 te dananın kuyruğu kopuyor. Sabredenlere selam olsun. 3 -- Yazarımızın anlattığı konu günümüzde geçiyor... == Duy da, inanma ;) == 4 -- Konu.. Ana Konu ... günümüzün, geçmişimizin , geleceğimizin kanayan yarası. Nedir o ?.. İNSAN DIŞI laştırma... tarihten örnekler vereyim, daha iyi anlaşılsın diye,, Hem de kitabın kurgusuna değinmeyerek, spoller de vermemiş olurum. 5 -- Roma imparatorluğunda/ Medeniyetinde == içinizde Roma Hukukunu okuyanlar bilir == ... Hayvanlar insan değildir. Çocuklar insan değildir. deliler insan değildir. Köleler insan değildir. Ve de Kadınlar insan değildir. İnsan denilenin hakları, sosyal statüsü, vardır, diğerlerinin yoktur. Şu an hanımefendilerin itiraz homurtularını duyar gibiyim. Ne demek biz insan değil miyiz. ? İnsan değil ne demek ?.. Elbette ki kadınlık aidiyatından dolayı haklarını talep etmeleri , kazanılmış haklarını da korumak için mücadele etmelerinden daha doğal ne var.. değil mi ? yahut bir Türk ün kendi aidiyatından dolayı Türk halkını, devletinin yanında olması onların çıkarlarını gözetmesinden daha doğal ne olabilir. Hatta bir yahudinin, bir israil vatandaşının kendi milletinin ve devletinin çıkarlarını korumak için
Beni Asla BırakmaKazuo Ishiguro · Yapı Kredi Yayınları · 202512,2bin okunma
Reklam
Edebiyat dünyasına hediyemdir
Merhaba arkadaşlar, piyasada pdf ve basılı kitap halinde bulunmayan bir kitabı tercüme edip sizin de istifadenize sunabilme bahtiyarlığını yaşıyorum. İsviçre'li Friedrich Dürrenmatt Alman Bert Brecht misali bir tiyatro oyunu devi. Yazmış olduğu bu oyun Türkiye dahil dünya üzerinde birçok ülkede sahne aldı. Bir Alman yapimi, bir de Anthony Quinn ile bir Amerikan yapımı olmak üzere, en az iki defa beyaz perde için çekildi. Literatürde "Yaşlı kadının ziyareti" veya "Yaşlı hanımın ziyareti" olarak bilinen bu eseri zengin kadının asaleti ve saygınlığının daha çok altını çizdiği için, "Yaşlı hanımefendinin ziyareti" diye çevirdim. Arama tarama yaparsanız internette, şaşırmayın diye yazıyorum bunu. Ülke olarak kalkınmaya başlansa da, bir tek Güllen kasabası hâlâ sefalet içerisinde sürünmektedir. Tren istasyonundan hızlıca geçen trenler ve hızlı trenler bu istasyonda durmamaktadır artık, bir sıradan yolcu treni hariç. Kasabanın tek umudu, orada doğup büyümüş ama daha sonra kasabayı kırk sene önce terk edip bu gün bir milyarder olan yaşlı bir kadının, bir hanımefendinin gelmesine, eski memleketini ziyaret etmesine bağlanmış bulunmaktadır. Bir zamanlar aşk yaşadığı ve hala kasabada yaşayan altmış beş yaşındaki Alfred İll, kasabanın milyardere ulaştıracak olan piyango biletidir. Tuhaf maiyetiyle gelen hanımefendi beklentilere karşılık verecek midir? Onun kasabadan istediği nedir? Bir zamanlar Alfred İll ile olan aşkı, kasabayı sefaletten kurtarmaya yetecek midir? Gülerken ağlayacağınız, ağlarken güleceğiniz bu zamanötesi oyunu ve mesajlarını kaçırmayın. Pdf olarak drive dosyama yüklemiş bulunmaktayım. Linkte hata varsa, profil sayfamdan drive dosyama ulaşabilirsiniz. İlk nüshayı benden ayrı olarak gözden geçiren ve buldukları hataları bana ileten Yüksel Yüksel
Bölümün Tamamını Paylaşıyorum
DÜNYA TESELLİSİ Dünya hayatında hakiki bir lezzet var mıdır? Lezzet zanne­dilen şeyler sıkıntı ve elemden kurtuluş değil midir? Mesela, yemekten alınan lezzet, açlık eleminden kurtuluştur. Giyim­den alınan lezzet, sıcak ve soğuk gibi elemlerden kurtuluştur. Dünyada insanın hali ya elem veya bir elemden kurtularak di­ğerine geçmekten ibarettir. Hikmet sahibi yaratıcının maksadı kullarının elem çekmesi ise, bu, rahmete uygun değildir. Yok, eğer maksadı ne elem çekmesi ne de lezzet alması olsaydı, onu yoklukta bırakıp yaratmaması bu maksadın gerçekleşmesine yeterli gelirdi. Görüyoruz ki, Allah insanı dünyada sıkıntı, meşakkat ve dert içinde yaşatmaktadır. O halde bu dünya yur­dundan başka bir yaşam olmalı ki, orası mutluluk, lezzet ve ik­ram yurdu olsun. İşte sürüp giden bu kederli hayatın devamı sonsuz bir ahiret hayatıdır. Ve ahretin sonsuzluğu içerisinde yaşanan cennettir, hakiki lezzetlerin vatanı. Dünya bir meşakkat diyarıdır. Burası, keyif alınsın, mutluluk içerisinde yaşansın diye değil, insanlığa hizmet ve Rabbe ibadet için yaratılmıştır. Özünde zorluklar ve acılara elverişli olan dün­ya hayatını mükafat ve mutluluk yeri olarak görürsek, dünyanın yaratılış hikmetine aykırı davranmış oluruz. Dünyaya cennete ait görevler yüklemeye başlarsak, aradığımızı bulamaz ve eninde sonunda hayal kırıklığı ve hatta yıkım yaşarız. Dünyadan çok şey beklemeyelim çünkü onun yapabilecekleri bu kadar. Samuel Beckett'in dediği gibi; "Dünyadasın. Bunun tedavisi yok. " Dünyanın insan mutluluğunu karşılayamayacak bir yer olduğu, doğu ve batının ortak düşüncelerinden biridir. Bu gerçeğin bir örneğini Schopenhauer'un dünyasından verelim: '' Doğuştan getirdiğimiz bir kusur var: Hepimiz mutlu olmak için dünyaya geldiğimize
9/10
·280 syf.··
Beğendi
·
2022 3. kitabı
·
8 günde okudu
·
Okunma: 12 Ocak 2022 10:05
Erkeklerin dünyasında yalnızlık konusu geniş yer tutan bir mesele. Kimimiz için bilinçli bir tercih, kimimiz için kaderdir yalnızlık. Kimimizin hayalini kurduğu bir hazine, kimimizinse sığındığı limandır bazen . Ortalamada erkeklerin dünyası kadınlardan daha meyillidir yalnızlığa. Nedeni ortak yaradılış özelliklerimiz gibi. Ortalamada daha kibirli, daha egolu, daha zor sosyal bağ kurabilen, daha öfkeli, daha karamsar, daha müşkülpesent, daha hoyrat ve belki de daha yabaniyiz. Erkek yalnızlığını anlatan bu kitaptaki öykülerin kahramanlarında bu ve benzer özellikler gözüme çarptı özellikle. Murathan Mungan’ın müthiş önsözü ve erkek yalnızlığı temasına dayalı değerli öykü seçkileri ile çok keyifli bir okuma deneyimiydi. Favori öykülerim elbette var : Sibel K. Türker/ Burjuva, Ayfer Tunç/ Kadın Hikayeleri Yüzünden, Türker Armaner/ Remzi Bey, Neslihan Önderoğlu/ Adem’in Yüzü, Polat Özüdoğru/ Evde Bekleyen Biri, Ahmet Büke/ Gene Gelirim, Ömür İklim Demir/ Vasati 40 Yaş ve Ayşegül Devecioğlu/ Yaşlılığın Tehlikeleri benim için öne çıkan öyküler oldu. Katkı sunan öykü yazarlarının kalemlerine sağlık, göçmüş olanlar ışıklar içinde uyusun. Murathan Mungan’ın da yazdığı üzere : Edebiyat aslında yalnızlığın yuvasıdır. Kalabalığın içinden tek tek kopup gelen insanlar edebiyata sığınırlar. Ne de olsa edebiyat yazarken de okurken de yalnız yaşanan bir sanattır.
Erkekler YalnızlıklarMurathan Mungan · Metis Yayınları · 2021239 okunma
〄 Aynı soyadını taşımak, aile olmak demek değildi. Ve bir insanı öldürmek için ille de silah gerekmezdi. Gizlenen her sır, söylenen her yalan ve bizden esirgenen sevgi de birer suç aletiydi. 〄
Alıntı
Reklam