Uzun zamandır bir kitaptan bu kadar etkilenmemiştim. Kitabı az önce bitirdim ve hemen duygularımı düşüncelerimi yazmak istedim. Kitap her ne kadar çocuk kategorisinde değerlendirilse de yediden yetmişe herkes tarafından mutlaka okunması gereken bir kitap benim gözümde.
Bugüne kadar ağaçların da dilleri, düşünceleri vardır diye bir düşünce gelmemişti aklıma. Kitapta ağaçlar aslında her şeyin farkında ve sonlarını beklemekteler. Ancak gürgen ağacı kesildikten sonra ne olacaklarını düşünüyor ve düşündürüyor. Gerçekten acayip bir şekilde etkiliyor insanı. Eğri büğrü ağaçların odun olacağını düşünüyor, kendisinin ise odun olmak yerine dimdik bir şekilde büyüyerek en azından pencere, beşik, gitar, oyuncak vs. olabileceğini hayal ediyor.Sonunda ne olacağını o kadar merak ettim ki. Kesinlikle kitabı okuyarak öğrenmelisiniz bunu.
İçim buruk bir şekilde kitabı kapatıp rafa kaldırdım.Ama bundan sonra elimin sıkça gideceğinden eminim. Dışarıya her çıktığımda , doğada geçirdiğim her vakitte aklıma gelecek Gürgen'in yaşadıkları.
İnci avcısı Kino’nun çocuğu Coyotito’yu akrep sokmasıyla hikaye başlıyor.Çocuğu tedavi edebilmek için doktora götürüyorlar ama paraları omadığı için doktor terdaviyi kabul etmiyor.Kino çocuğu tedavi ettirebilmek için sal ile açılarak inci avına çıkıyor ve eşsiz bir inci buluyorlar.Kasabadaki herkes birden bu aileyi konuşmaya meraklanmaya başlıyor. İncinin uğursuzluğu aileyi sarıyor aynı zamanda. Kino’nun karısı Juana inciden kurtulmak istiyor. Ama Kino inciden kazanacakları parayla çocuklarını tedavi ettireceklerini,okutacaklarını kısacası güzel bir hayatları olacağını düşündüğü için inciden kurtulmayı reddediyor. Ta ki inci, onlarda derin bir kayıp yaşatana kadar.. Steinbec’ten okuduğum ikinci kitaptı,3 4 saatte okunabilecek biraz da Fareler ve İnsanlar tadında bir kitap.Severek okumanızı diliyorum
“Zülfü büyük kapıdan bu romanıyla girmiştir.” Yaşar Kemal.
Sevgili komşularımız !
Acaba eski mutlu günlerimizi hatırlayanlar var mıydı hala aramızda ? Yoksa herkes toptan belleğini mi yitirmişti ? Hani o kimsenin kimseye karışmadığı, dostluk havası içinde yaşadığımı, müzisyen arkadaşlarımızın doğanın seslerine karışan flüt ve gitarını dinlediğimiz, bazı akşamlar buluştuğumuz çardak altında bakkalın hazırladığı balıklara eşlik eden beyaz şarapları yuvarladığımız, sohbet ettiğimiz günler. Martılarla hiçbir sorunumuzuz olmadığı huzur dönemi. Bunu hatırlayan var mıydı ?
Kimsenin bilmediği, şehirden uzak bir adada yaşamını huzurla sürdüren insanların başkanın adaya yerleşmesiyle yaşantılarının mahvoluşunu anlatıyor kitap bizlere.Başkan Son Ada’yı her tür anarşiden kurtarmaya kararlıdır. Adanın halinden gayet memnun bir şekilde yaşayan toplumu, çoğunluğun oyları neyi gösteriyorsa onu yaparak oluşturduğu kurul ile yönetmeye , adayı adeta şehir göreneklerine göre değiştirmeye başlıyor zamanla.Başta martılar olmak üzere başkaldıran birileri olsa da başkanın yaptırımları her zaman kabul görür. Başkan ilk başta martılardan kurtulmak ister. Ama bu yaptığının ekolojik dengeyi bozduğunun ve başka sıkıntılar çıkacağının farkında bile değildir. Ada’da felaketler birbirini izleyerek orayı yaşanmayacak bir yer haline getirir.
Ben okurken büyük bir merakla ve büyülenerek okudum.Livaneli’nin kalemini, yarattığı ütopik havayı okumayı seviyorum.Zaten bununla ilgili güzel bir planım var duyurusunu yarın yapacağım Ayı güzel bir okumayla bitirmiş olduğum için huzurluyum . Sevgiyle kalın
İlk aşk deneyimi bütün bir hayatı belirler mi? Yoksa kaderimizi çizen yalnızca tarihin ve efsanelerin gücü müdür?
“HAYAT EFSANEYİ TEKRAR EDER!”
“ADİL OLMAYAN BABA EVLADINI KÖR EDER”
Okuduğum ilk Orhan Pamuk kitabı. İlk başlarda gayet sürükleyici bir şekilde ilerleyen fakat ortalarında biraz sıkıldığım, sonuç kısmında ise acaba daha neler öğreneceğim diyerek okuduğum bir kitaptı.Genel anlamda sevdiğimi söyleyebilirim.Şimdi gelelim kitabın konusuna ..
Cem İstanbulda annesi ve babasıyla yaşayan bir çocuğumuz. Babası evi terkedince üniversiteye gidebilmek için bir kitapçıda çalışmaya başlıyor ve patronu Cem’e sürekli yazar olacağını söylüyor.Annesinin istememesine rağmen daha fazla para kazanabilmek için kuyucu Mahmut Usta’nın çırağı oluyor. Cem ve ustası Öngören kasabasında zor bir arazide kuyu kazarak su bulmaya çalışıyorlar.Gün geçtikçe Cem görmediği baba sevgisini ve şevkatini ustasında hissediyor ve aralarında baba oğul ilişkisi kadar kuvvetli bir ilişki kuruluyor.Malzeme almak için kasabanın merkezine indiklerinde Cem Kırmızı Saçlı Kadın’ı görüyor ve ona aşık oluyor.Sonraki günlerde türlü bahanelerle ustanın yanından kaçıp kadını tekrar görebilmek ümidiyle meydana iniyor. Mahmut Usta sürekli Cem’ e ders alması için Kuran’da geçen efsanelerden anlatıyor.Bu durumdan sıkılan Cem bir gün ustasının canını sıkmak için ona Sophokles’in Kral Oidipus (babayı öldürmek ) ve Firdevsi’nin Rüstem ve Sührab’ından (oğulu öldürmek) bahsediyor. Günler geçmesine rağmen hala suyu bulamadıkları için Cem inancını kaybediyor. Usta kuyudayken Cem’in malzeme çektiği kova kuyuya düşüyor ve aşağıdan ses gelmeyince Cem korkarak orayı terkediyor.Kırmızı Saçlı Kadın’a giderek onunla birlikte oluyor ve tüm yaşananları onunla paylaşıyor.Sonra da İstanbul’a annesinin yanına dönüyor. Üniversiteye
İlkokulda şiir yarışmasında dereceye girmiştim ve bana bu kitabı hediye etmişlerdi.Fareler ve İnsanları ilk okuduğumda 6. Sınıfa gidiyordum.Çok bir anlam yüklemeden okumuşumdur o zamanlar ama şimdiki okumam öyle olmadı . İki ana karakterimiz var Lennie ve George. Lennie saf ve sürekli başını belaya sokan ,George ise Lennie ye sahip çıkan birisi. Bu iki dost hayal ettikleri gibi küçük bir toprak alıp kendi topraklarını ekip biçebilmek için çiftliklerde işçi olarak çalışıyorlar. İşe başladıkları çiftlikte yeni insanlarla tanışıyorlar.Hatta hayallerine üçüncü bir ortak bile buluyorlar. Öykü sonuna kadar bu iki arkadaşın yaşadıklarına bazen hayranlıkla, bazen öfkeyle, bazen de üzülerek şahit oluyorsunuz. Olay örgüsünden çok bahsetmek istemiyorum ama kitapta özellikle güçlü ile zayıfın, zengin ile fakirin, kadın ile erkeğin ve hatta beyaz ile zencinin yaşadığı sıkıntılar olumsuzluklara yer verilmş. Bir bölümde bu ayrımı yeneceklerine o kadar inanmıştım ki kitabın olay örgüsünün tamamen değişeceğini düşündüm. Neyse dediğim gibi çok bahsetmek istemiyorum . Ama sadece şunu belirteyim bittiği zaman inanın tüm duygu ve düşünceleriniz, fikirleriniz alt üst olacak. Okuyun,okutturun !