• Ben ülkemin bağımsızlığı ve halkımın mutluluğu için şerefimle bir defa ölüyorum. Ama siz ise bizi asanlar şerefsizliğinizle her gün öleceksiniz. Biz halkımın hizmetindeyiz. Sizler Amerika'nın hizmetindesiniz.
    Yaşasın Devrimciler! Kahrolsun Faşizm!
  • Mezar yerleri alındıktan sonra,
    Cemil Gezmiş imam getirilmesini istedi...

    Çocuklarının kendilerine -tören yapılmamak üzere
    teslime dildiği hatırlatılarak, bir an önce gömülme
    işleminin yapılmasını söylediler...

    Cemil Gezmiş -imamın gelmesinin tören olmadığını;
    elbette davul-zurna getirmeyeceklerini;
    zaten kendilerinden başka, ölülerinin orada kimseciği olmadığını;
    kendilerinden korkmamalarını- hatırlattı.

    Bir görevli Cemil Gezmiş'e
    -Onlar asılma öncesinde imam istemediler- demişti.
    Cemil Gezmiş ise bu görevliyi
    -Neden istesinler, günahları mı vardı ki?- diye yanıtladı.

    Sonra çocuklarını gömme işlemine hazırlandılar.
    Mezarlık polis ve görevlilerle doluydu. Oldukça kalabalıktılar.
    İlerde gruplar halinde duruyorlardı.

    Cemil Gezmiş, Beşir Aslan, Hıdır İnan ve Deniz'in abisi
    ölülerinin önünde namaz kılmaya hazırlanıyorlardı.
    Bir ara Cemil Gezmiş arkasındaki polis kalabalığına dönerek
    -içinizde abdesti olan yok mu?- diye anlamlı bir sesle sordu.
    Tek kıpırtı gelmedi o yandan. Cemil Gezmiş'in sözü
    beklenmedik bir konuk gibi çalmıştı kapılarını.
    Zaten baştan beri sürekli olarak, beklenmedik bir şey
    oluverecekmiş tedirginliğiyle seyrediyorlardı...

    Deniz'i babası ve abisi kucaklayıp, kollarıyla mezarına
    yerleştirdiler. Ve sırayla Yusuf'u... Hüseyin'i...
    İlerde, değişik köşelerde Mahir yatıyordu...
    Saffet... Niyazi...Hüdai...

    Artık mezarlıktan ayrılma vakti gelmiş, onlarla birlikte
    oradan, kalabalık da uzaklaşmıştı. Mezarlığı arkada
    bırakacak tepeyi dönerlerken, geriye dönüp baktılar.
    Uzaktı; çocuklarının mezarları görülmüyordu.
    Fakat bazı memurların görevleri orada sürmekteydi...