Selim

Selim
@yusuf_misali
8/10
·210 syf.··
Beğendi
·
2025 3. kitabı
Kitabı yeni bitirdim ve hissettiklerim beni hemen Cengiz Aytmatov’un Gün Olur Asra Bedel’ine götürdü. Her iki kitapta da geniş bir tarih arka planı var; büyük siyasi değişimler, savaşlar, yoksulluk… Ama asıl vurucu olan, tüm bu fırtınaların içinde tek bir insanın hayatına ve iç dünyasına odaklanmaları. Yaşamak’ta Fugui’nin başına gelen felaketler — savaş, sevdiklerinin ölümü, yoksulluk — bana bozkırın ortasında yalnız kalan Yedigei’nin hikâyesindeki o çaresizliği ve yalnızlığı hatırlattı. Yu Hua’nın sade dili, duyguyu boğmadan, aksine daha da yoğun hissettiriyor. Fugui’nin “her şeye rağmen” yaşamaya devam edişi, bana Aytmatov’un karakterlerinin köklerine, toprağına bağlı o inatçı direncini hatırlattı. Her ikisinde de umut değil, kabullenmiş bir dayanıklılık var. Kitabı kapattığımda içimde garip bir boşluk ve özlem kaldı. Belki de bu yüzden, şu sıralar Gün Olur Asra Bedel’i tekrar okumayı özlüyorum. İkisi de bitince, insana hayatın bütün acılarına rağmen hâlâ yürümek gerektiğini fısıldıyor.
Edebiyat
YaşamakYu Hua · Jaguar Kitap · 202670,4bin okunma
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
8/10
·460 syf.··
2025 2. kitabı
Orhan Pamuk’un Kar romanı, okurken beni hem atmosferiyle içine çeken hem de zaman zaman huzursuz eden bir kitaptı. Hikâye, kışın ortasında karlar altındaki Kars şehrinde geçiyor ve daha en baştan bu kapalı, izole ortamın bir metafor olduğunu hissediyorsunuz. Ka’nın şehre gelişi, onun kendi geçmişiyle, inançlarıyla ve kaybolmuş kimliğiyle yüzleşmesini tetikliyor. En çok etkilendiğim şeylerden biri, romanın sürekli değişen bakış açılarıydı. Ka’yı başta romantik bir şair gibi görsek de zamanla onun ne kadar kırılgan, çelişkili ve belki de bencil biri olduğunu fark ediyoruz. İpek’le olan ilişkisi, aşkı ne kadar saf ya da ne kadar hesaplı yaşayabileceğimiz üzerine düşündürüyor. Ka, aşkı bir sığınak olarak mı görüyor, yoksa onu yalnızca bir amaç gibi mi kovalıyor? Kitabın sonunda bu sorulara net bir cevap bulamamak, romanı daha da etkileyici kılıyor. Siyasi ve toplumsal gerilimler ise romanın en güçlü yanlarından biri. Başörtüsü yasağı, intihar eden kızlar, İslamcılarla laikler arasındaki mücadele—bunların hepsi bir noktada Ka’nın kişisel hikâyesiyle iç içe geçiyor. Ka, ne tam anlamıyla bir tarafın yanında ne de tamamen karşısında. Onun bu ikilemi, aslında Türkiye’nin kimlik karmaşasının bireysel bir yansıması gibi. Romanın sonunda hüzünlü bir boşluk hissi kaldı bende. Ka’nın başına gelenler ve Kars’taki insanların hayatlarına devam edişi, dünyada bazı şeylerin değişmediğini, belki de değişemeyeceğini hissettiriyor. Kar, sadece siyasi bir roman değil, aynı zamanda bireyin kimlik arayışı, yalnızlığı ve hayattaki belirsizlikleri üzerine düşündüren bir hikâye. Okuması zaman zaman ağır olsa da etkileyiciliğini uzun süre koruyan bir eser.
Edebiyat
KarOrhan Pamuk · Yapı Kredi Yayınları · 202517,8bin okunma
Spoiler İçerebilir
Puan vermedi·479 syf.··
2025 1. kitabı
Oğuz Atay’ın Tehlikeli Oyunları, sadece bir roman değil, adeta zihinsel bir labirent. Hikmet Benol’un dünyasına girdiğinizde, onunla birlikte kendinizi de sorgulamaya başlıyorsunuz. Atay’ın ironisi o kadar keskin ki, bazen gülerken bir anda durup neye güldüğünüzü sorguluyorsunuz. Hikmet’in içsel hesaplaşmaları, absürt denebilecek kadar abartılı diyalogları ve gerçekle oyun arasında gidip gelişi, aslında onun dünyaya tutunma çabasının farklı bir biçimi. Ama her oyun, onu gerçeğe biraz daha yaklaştırmak yerine daha da uzağa itiyor. En acısı da, onun bu çıkmazı okur olarak bize çok tanıdık geliyor. Hayatın ağırlığı altında ezilen ama bunu fark ettikçe daha da ezilen bir karakter. Roman boyunca bazı bölümler o kadar yoğun ki, bazen birkaç sayfa geriye dönüp tekrar okumak gerekiyor. Ama bu, okuma sürecini zorlaştırmaktan çok, kitaba daha da bağlanmanıza neden oluyor. Atay’ın dili ve anlatım tarzı, sıradan olayları bile felsefi bir derinliğe ulaştırıyor. Özellikle Hikmet’in kendi kendine konuşmaları ve sahte diyalogları, hem komik hem de iç burkucu. Kitabı bitirdiğinizde bir boşluk hissi kalıyor geriye. Çünkü sadece Hikmet’in hikâyesini okumuyorsunuz, onun düşünceleriyle bir noktada siz de oyunlara dahil oluyorsunuz. Ve en sonunda, farkına bile varmadan kendinize şu soruyu sorarken buluyorsunuz: Peki ya benim oynadığım oyunlar?
Edebiyat
Tehlikeli OyunlarOğuz Atay · İletişim Yayınları · 202538,9bin okunma
Puan vermedi·152 syf.··
Beğendi
·
2021 24. kitabı
Orwell’ın bu kitabını bana hatırlatan şeyler her geçen gün daha da artıyor. Avrupa’da Cesur Yeni Dünya’nın, Ortadoğu, Asya, Afrika’da bulunan ülkelerde ise Hayvan Çiftliği ve 1984’ün izlerini görüyorum daha çok. Kitabı okumamın üzerinden yıllar geçti. Ama maalesef o kadar gerçeğe değiyor ki, unutmam mümkün olmuyor. Özellikle: Sosyal medyada polis şiddetini görünce çoğu zaman aklıma Hayvan Çiftliği’ndeki Napolyon’un köpekleri gelir. Napolyon, kendisine aykırı gördüğü hemen her şeyi emri altındaki köpeklerin hedefine koyar. Farklı bir fikre, farklı bir sese yer yoktur onun gözünde. Köpeklerin, Napolyon’un sağında solunda bulunup, aykırı seslere hırlamaları, diğer hayvanlara korku salmaları… Sonrası tedrici olarak kaçınılmaz baş eğiş. Devlet görevlilerinin korumalarla sokaklarda gezinmeleri de hep aynı manzarayı çağrıştırıyor zihnimde. Üç beş tane zibidiyi yanına alıp çeteleşen mahalle kabadayıları da aynı psikolojinin ürünü. Napolyon’un köpekleri şiddetin olduğu her yerdeler… Sokaklarda acımasızca joplanan insanları görünce aklıma güzel şeyler gelmiyor maalesef. Bir zorlamayla protestocunun üzerine öykünüp, orantısız güç kullanarak, adamın kolunu kırmıştı birisi. Bir başkası, yere çömelmiş, dizlerini karnına çekmiş elleriyle kafasını korumaya çalışırken, sırtına sırtına yediği jop darbeleri… Kitabın genel incelemesinden ziyade, beni en çok etkileyen -koyunlardan ve domuzlardan sonra- Napolyon’un köpekleri üzerine oldu. Şiddetin fiile döndüğü yer her zaman daha çok acı veriyor ve daha çok zihnime kazınıyor sanırım. Umarım Hayvan Çiftliği’den, 1984’ten daha az manzaralara şahit oluruz. Pek umudum olmamakla beraber anlayışın, sevgi ve saygının hakim olduğu bir dünyaya geç olmadan şahit olabiliriz.
Roman
Hayvan ÇiftliğiGeorge Orwell · Can Yayınları · 2024296,4bin okunma
Puan vermedi·144 syf.··
Beğendi
·
2022 59. kitabı
Kitabı hislerime dokunduğu yerden değerlendiriyorum. Klasik bir değerlendirme bulamayabilirsiniz bu yazıda. Ömrü vatanını, ailesini, arkadaşlarını, doğup büyüdüğü mahallesini, hasılı tüm benliğinin temelini oluşturan günleri, yaşadığı müddetçe, hep, dönüp dönüp o günleri, o yılları anımsayan… bir gün batımında, bir rüzgar esintisinde, bazen bir müziğin akıp giden melodisinde hep geçmişin izlerini bulan ve geçmişine dair daima özlem içinde olan bir gurbet insanı için bu gibi eserler ilaç gibi oluyor. Günler yıllara uzandıkça, geçmişe, çocukluk çağına özlem daha da artıyor. Hayatımın tüm lezzetleri orada kalmış da bir daha tadabilmek için arayışlara giriyormuşum gibi. Bazen ömrümün geride kalan yıllarının güzelliği içimi şükür hisleriyle dolduruyor. Yani özleyebildiğim, hasretini duyduğum bir geçmişimin olması Rabbimin büyük bir nimeti. Huzurla dolduğum sokaklarda dolaşıyorum öykülerin içinde. İçimdeki arayışlarıma kavuşmalar buluyorum yer yer..Nasıl bir boşluğu karşıladığını ifade etmem kelimelerle pek mümkün değil gerçekten. Günlük yaşamın debdebesi içinde boğulurken, kültürümüze, geçmişimize ayna tutan böyle öyküler kurtarıcı bir el gibi uzanıyor maziden… Ne güzel söylenmiş, “İyi ki kitaplar var.” Keyifli okumalar diliyorum tüm okurlara.
Öykü
Mahalle KahvesiSait Faik Abasıyanık · İş Bankası Kültür Yayınları · 20129bin okunma