Descansos yapmak hayatınıza bir göz atmak ve küçük ölümlerle büyük ölümlerin nerede meydana geldiklerini belirlemek demektir. kocaman, uzun bir beyaz kasap kağıdına kadının hayatının zaman çizelgesini çizmek ve bebekliğinden başlayarak bugüne kadar benliğinin ve hayatının çeşitli parçalarının öldüğü yerleri birer çarpıyla grafik boyunca işaretlemek hoşuma gider.
Gidilmemiş yolların, kapanmış patikaların pusuların, ihanetlerin ve ölümlerin bulunduğu yerleri işaretleriz. zaman çizelgesinde geçmişte yası tutulmuş olması gereken ya da bugün hala yasının tutulmasında fayda olan yerleri küçük birer çarpı koyarım. sonra da kadının hissettiği ama henüz yüzeye çıkmamış olan şeyler için zemine "unutulmuş" yazarım. kadının büyük ölçüde dışarı çıkmasına izin verdiklerinin üzerine de "bağışlanmış" yazarım.
Sizi de decansos yapmaya hayatınızın zaman çizelgesi ile bir köşeye oturup "çarpılar nerede? hatırlanması gereken kutsalması gereken yerler nereler?" diye sormaya çağırıyorum hepsi bugünün hayatınızda kapınızı çalan anlamlar taşır bunlar anımsanmalı ama aynı zamanda unutulmalıdır. bu zaman ister ve sabır.
Bize acı veren sadece kaslarımız ve gövdelerimiz değildi; kimi zaman zihinlerimiz, çarpı kollarımızdan ve bacaklarımızdan daha fazla ilgiye ihtiyaç duyuyordu.
Hukuk her şeyi bulutlandırabilir, zaman ilerledikçe her şeyi pusu içinde bırakabilir; ve zaman dolduğunda üstüne çarpı çekip yok etmeyi, olanların olmadığına ya da artık olmamış sayıldığına hükmetmeyi de becerir.
bir tek günün bile…
bir gün deyip geçmeyin; içine sığdırılabilen şeylere bakarsanız bir gün aslında çok uzun bir
hikâyenin adı...
zamanın daha küçük, çok daha küçük
parçalarının bile sandığımızdan çok daha uzun hikâyeleri var.
bir dakikanın altmış saniye olduğunu söylüyoruz ya mesela; çok kifayetsiz bir tarif bu bence.
bırakın başka canlıları, her bir dakikanın, altmış
saniye çarpı dünyadaki insan sayısı kadar çok
hikâyesi var.
Her vaktin kendine has bir hâli var. Sabah vaktinin tazeliği, ikindinin yumuşak ışığından farklıdır. Öğlenin dik ışığı, gurup vaktinin yumuşak ve sükûnet verici hâlinden farklıdır. İnsan her vaktin farklı hâllerini bilmeli ki vaktin bereketini yaşayabilsin. Monoton ve tek tip hâle gelen her şey dokusunu, detayını, tınısını, rengini kaybediyor. An, vakit, zaman, gün, gece, gündüz, dehr, sermed, ebediyet kavramları üzerinde düşünüyorum. "Zaman, sonsuzluktan dünyamıza bırakılmış bir katre. Vaktini boşa harcayanlar sonsuzluğu incitirler..." diye mırıldanıyorum kendi kendime.