N

N
@zamangemisi
@zamangemisi·
·
sabitlendi
Gençliğe Hitabe
Ey Türk gençliği! Birinci görevin, Türk bağımsızlığını, Türk Cumhuriyeti'ni sonsuza kadar korumak ve savunmaktır. Varlığının ve geleceğinin tek temeli budur. Bu temel, senin en değerli hazinendir. Gelecekte de, seni bu hazineden yoksun bırakmak isteyecek iç ve dış düşmanların olacaktır. Bir gün, bağımsızlık ve cumhuriyeti savunma zorunluluğuna düşersen, göreve atılmak için, içinde bulunacağın durumun olanak ve koşullarını düşünmeyeceksin! Bu olanak ve koşullar çok elverişsiz bir nitelikte görünebilir. Bağımsızlık ve cumhuriyetine kastedecek düşmanlar, bütün dünyada benzeri görülmemiş bir zaferin temsilcisi olabilirler. Zorla ve aldatmacayla sevgili vatanın bütün kaleleri zaptedilmiş, bütün tersanelerine girilmiş, bütün orduları dağıtılmış ve ülkenin her köşesi fiili olarak ele geçirilmiş olabilir. Bütün bu koşullardan daha acıklı ve daha korkunç olmak üzere, ülkenin içinde iktidara sahip olanlar aymazlık ve sapkınlık ve hatta hainlik içinde bulunabilirler. Hatta bu iktidar sahipleri, kişisel çıkarlarını istilacıların siyasi emelleriyle birleştirebilirler. Ulus, yoksulluk ve sıkıntı içinde yorgun ve bitkin düşmüş olabilir. Ey Türk geleceğinin evladı! İşte, bu durum ve koşullar içinde bile görevin, Türk bağımsızlık ve cumhuriyetini kurtarmaktır! Muhtaç olduğun güç, damarlarındaki soylu kanda mevcuttur!
Sayfa 599·Kitabı okudu
Alıntı
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Hatay Meselesi
Ömrünün sonlarında Hatay meselesinde bir başka sözünü duymuştum. Atatürk bu mesele yüzünden uykusuz, sinirli idi. Rastladığı elçilerle tartışır, söylemediğini bırakmaz, kendi hazır bulunduğu yerlerde ecnebi sefaretlerin kulağına gidecek nümayişler yaptırırdı. Bir akşam sofrada vaktiyle Hariciye’de de bulunan bir arkadaşı: -Paşam, niçin kendinizi de milletinizi de üzüp duruyorsunuz? Bir tümen yollasanız Hatay’ı alırsınız. Renani’de Alman olup bitenlerini kabul eden Fransızlar, Suriye’nin bir sancağı için sizinle muharebe mi edecekler? dedi. Öfke ve siniri dalga gibi dinerek, sesi yavaşladı: -Evet, bunu ben de bilirim. Bir tümen yollasam, Hatay’ı alabiliriz. Renani’de Almanlarla muharebe etmeyen Fransızlar da Hatay için bizimle muharebe açmazlar. Fakat ya bu sefer haysiyetlerine dokunup karşı koyacakları tutarsa? Sual sorana dönerek: -Ben bir sancak için altmış şu kadar Türk vilayetini tehlikeye sokamam, dedi.
Sayfa 342·Kitabı okudu
Tarih
Bir tek Türk’ün hayatını tehlikeye sokmamak davası
General, gemisine dönünce bizi yanına çağırdı: -Ordularınızı durdurunuz, diyor. Muzaffer ordularımızı daha uzun müddet nasıl tutabilirim? Çabuk mütareke yapılmalıdır, dedim. Acele İstanbul’a gidecek… Sonra güldü: -Bizim muzaffer ordular… Nerelere dağıldıklarını pek iyi bildiğim yok. Bir toplanmaya kalksak kim bilir ne kadar zaman geçer? dedi. Bütün orduları bir yumruk gibi sıkıp Yunan ordusunun başına indiren bu komutan, şimdi de: “Mütareke olmadan tek bir Türk jandarmasını Trakya’ya geçirmem,” diyordu. Hesapsız ve lüzumsuz, “Bir tek Türk’ün hayatını tehlikeye sokmamak” davasından ömrünün sonuna kadar şaşmayacaktır.
Sayfa 342·Kitabı okudu
Tarih
Otel yabancı ve yerli Hristiyanlarla dolu idi. Sonradan bize anlattıklarına göre Mustafa Kemal de şehre girince bu otele uğramış. Ne sırması ne de önünde arkasında koşuşan generalleri ve subayları var. Dolu salona girmek isteyince, garson yer olmadığını söylemiş. Fakat müşterilerden biri tanıyıp da: -Mustafa Kemal… Mustafa Kemal… diye bağırınca kalabalık birbirine girer. İhtimal hepsi dağılacaklar. Mustafa Kemal kimsenin rahatsız olmamasını rica eder ve yanındakilerle bir masaya oturur. Garson mudur, otel müdürü müdür, artık kim önce koşup gelmişse birer kadeh içki istediklerini söyler ve sorar: -Kral Konstantin hiç bu otele gelip de bir kadeh rakı içti mi? -Hayır, Paşa Efendimiz! -Öyle ise neden İzmir’i almak istemiş? der ve İzmir’e girişinin ilk zevkli saatlerinden birini o masada geçirir.
Sayfa 334·Kitabı okudu
Tarih
Yarım milyonunuz bu uğurda ölür mü?
Bir gün Müslüman memleketlerinden birinde (Mısır’da) bağımsızlık davası için çalışan liderlerden biri, Mustafa Kemal’i görmeye gelmişti. Kendisine: -Bizim hareketin de başına geçmek istemez misiniz? diye sordu. Olabilecek şey değildi ama insan yoklamalarını pek seven Mustafa Kemal: -Yarım milyonunuz bu uğurda ölür mü? diye sordu. Adamcağız yüzüne bakakaldı: -Fakat Paşa Hazretleri yarım milyonun ölmesine ne lüzüm var? Başımızda siz olacaksınız ya… dedi. -Benimle olmaz, beyefendi hazretleri, yalnız benimle olmaz. Ne zaman halkınızın yarım milyonu ölmeye karar verirse o vakit gelip beni ararsınız.
Sayfa 331·Kitabı okudu
Tarih