Bireysel çıkarlarını sınırları içinde kaldığı sürece insan, hayatımın anlamı bulamaz. Anlam için "biz"i keşfetmetmesi lazım."Biz"i keşfeden kendi potansiyelini geliştirmeye niyet eden insan ise çıktığı yolculuktan hiçbir zaman pişmanlık duymaz.
“Yunan mitolojisine göre Androginos bir tür insanmış. Dört kollu, dört ayaklı, iki başlı olarak yaratılmış, hem dişi hem erkek olan, her bakımdan kendi kendine yeten bir insan…
Gel gör ki, bu mükemmel yaratığı tanrılar kıskanmışlar. Kıldan ince bir testereyle dişi ile erkeği birbirinden ayırmışlar. Tanrılar onları ayırınca, dişi ile erkek ömürleri boyunca birbirlerini aramaya başlamışlar. İşte onların buluştukları an aşk çıkarmış ortaya…”
Ağır ağır ve biraz keyifsizce oteline geri dönemek üzere yola koyuldu. Kaldırımların üzerine serpilmiş kumun üzerinde inci taneleri gibi yuvarlak ve beyaz görünen, doku tanelerine benzeyen küçük, sert taneli bir kar yağıyordu hafiften. Işıksız gökyüzü iyice alçalmış ve kararmıştı, göğün tekdüze arduvaz grisinin içinde hâlâ kuştüyü yastıklara benzeyen büyük beyaz bulutlar yumaklanıyordu; sanki gök aşağıda insan evlatlarının arasında hüküm süren soğuktan korunmak için yukarıda iyice sarınıp sarmalanmış gibiydi.
İnanmak kafiydi. Tartıştıkça, düşündükçe, kurcaladıkça mutluluk zedelenir, bir yerlerden yara alırdı, bir de bakmışsınız eriyip gitmişti o güzel günler avuçlarınızın arasından. Ne zaman başladığını görmediğiniz, ne zaman sona erdiğini fark etmediğiniz şu kar yağışı gibi.