"Zeki olmak, kuvvetli kafa ve bilgi sahibi olmak neye yarıyor? Bizi istediğimiz saadete götüremedikten sonra... Zekâmız olmasa daha iyiydi. Otlar, hayvanlar, bulutlar ve Kayalar gibi yaşamak bana daha saadet verici, daha yorgunluksuz, daha manalı geliyor... "
Mutluluğunuzu sürekli artırmak için sizi mutlu hissettiren şeylere güvenin. Kalbiniz, olmanız gereken yeri bilir. Kafanızdan çok daha bilgedir. İçgüdü zekâdan daha fazlasını bilir ve sezginin sağduyudan daha akıllı olduğu kesindir. Zekâmız etrafımızdakilerin bize öğrettiklerinden oluşur. Kısıtlıdır. Mantıkla ve daha önce yapılanlarla sınırlandırılır. Egemen benliğiniz daha fazlasını bilir. Pratikliğe göre değil, olasılığa göre işler. Vizyonerdir. Sınırsızdır.
Her birimizde, hiç durmadan gelişen ve ancak hayatın büyük altüst oluşlarında sarsılan zekamız, alışkanlıklarımız ve kişiliğimiz konusunda benzerlikler vardır.
..."Kendimize tersine mühendislik yapma süreci içindeyiz bence. İnsan kafatasını açıp bizi kontrol eden ipleri bulduk; kendi iplerimizi oynatmaya başladık. Böyle olunca belli bir yönde kazara yapılan ani bir hareket kolunuzun iyice çekilmesine yol açıyor; bu da ipinizi biraz daha çekiyor.... Böyle bir çağa doğru gidiyoruz." Tristan ise "insanlar kolektif biçimde gerilerken, makinelerin yükselmesine" şahit olduğumuza inanıyor. Rasyonelliğimiz, zekâmız, odaklanma becerimiz gitgide azalıyor...
Çaba harcamaya duyulan istek ve aklımızı kullanmamızı gerektiren durumlar her geçen yıl biraz daha azaldığından; zekâmız da zamanla sahip olduğu yetenekleri kaybetmeye başlar.