“..Benim için kutsal bir şey varsa o da bilgidir, gerek bu dünyanın, gerekse öte dünyanın bilgisi. Bu yüzden öğrendiklerimi akıl terazisinde tartıp doğru olup olmadıklarına bakarım.”
İnsan hayal ettiği müddetçe yaşarmış derler ya… Kitabımızda da rüya alemindeki hayallerin içerisinde uçsuz bucaksız kıtalarda gezdik, enterasan olaylara tanık olduk, ilk defa öğrendiğiniz bilgilerin karşısında afalladık yeni bir ben yarattık kendimizde.
İhsan Oktay Anar’ la beni tanıştıran / PUSLU KITALAR ATLASI / tarihten tutunda coğrafya, felsefe, din, mitoloji daha bir çok bilimle harmanlanmış masal tadında fantastik bir roman. Kitabımızın dili başlarda çok karışık gibi gelebilir Arapça, Farsça kelimeler çoğunlukta fakat sıkmıyor tuhaf bir şekilde merakınızı kamçılıyor, tekrar başa dönüp okuduğum sayfalar oldu ama ilerledikçe tadını alıyorsunuz ve elinizden bırakamıyorsunuz.
Kostantiniye’nin en izbe yerlerinde gizlenen belgelerin ülkelerin , imparatorlukların yıkılmasını engellemek için nasıl saklandığı ve bu uğruna hayatlarını nasıl feda ettiklerini yüreğiniz elinizde öğreneceksiniz.
Eserimizin kahramanları; Bünyamin, Uzun İhsan Edendi ve Alibaz beni çok etkiledi. Cesaretlerinin ve yollarının ölümle de olsa tekrar kesişip birbirlerini unutmamaları birbirlerine olan bağlarının bir göstergesiydi.
…” Mantık dışı gözüken şeylere inanmam olanaksız. Öyleyse, inanmadığım şeyleri kabul ediyormuş gibi yaparak yalan söylemenin ne yararı var? Öte yandan, bilinmeyen beni tedirgin etmiyor, o olsa olsa mantıklı olabilir. Dolayısıyla elden geldiğince bilgece beklemektir.” …
Yaşamak, herkeste farklı çağrışımlar uyandırabilir; birileri için gezip görmek eğlenmek, nefes almak, zengin olmak gibi gibi… Romanımızın kahramanı Pauline için yaşamak; insanları mutlu etmek, onlar için kendini feda etmek huzur ancak bu şekilde bulunabilir ve yaşamdan mutluluk alınabilir.
Hayatın boyunca önüne çıkan bütün dert ve sıkıntılara sabır göstererek , sevdiklerin için “onlar senin için ne kadar kötülük yaparsa yapsın”kendini feda edeceksin.
Bonneville kasabasında yaşayan Chanteau ailesi, şehirde işler yolunda gitmeyince işletmelerine bir ortak bularak aylık ordan gelen gelirle denize sıfır bir kasabaya yerleşir. Bay Chanteau’nin damla hastalığı onu daha da kötüleştirir, bütün işlerin sorumluluğunu Madam Chanteau almak zorunda kalır. Lazare oğulları,müziği çok seviyor fakat annesi onun hukuk okumasını çok istiyor. Hayatları bu şekilde devam ederken Bay Chanteau’nin erkek kardeşi vefat eder ve tek kızı Pauline, annesi olmadığı için ortada kalmıştır. Hikaye aslında burda başlar yüklü bir mirasa konan Pauline , o kadar hayat dolu insanlara neşe saçan küçük bir kız ki ailenin bu durum tuhafına gider. Bay Chanteau acılarına sevgiyle, merhametle yaklaşır;Lazare’nin daldan dala atlaması bütün girdiği işleri batırmasına nazaran, ona hem maddi hem de manevi anlamda yardımcı olması aynı zamanda içten içe Lazare’ye duyduğu aşk onu adeta bir melek yapacaktır.
Emile Zola’dan okuduğum 3. kitap dili ve insanları, olayları tahlil edişi muazzam fakat bu eserde sonunda eksik, tamamlanmamış bir yer olduğunu