Ayşe Eke

Ayşe Eke
Korkma ölümden, hüzünlerden ve gecelerden, Sen sadık oldukça bu yüreklerde doğacaksın. Biz aşık oldukça nedir ki bu dağlar ? -Heyv-
31 okur puanı
Mart 2018 tarihinde katıldı
Papalagi ne yapsın?
Puan vermedi·112 syf.··
Beğendi
·
2023 1. kitabı
En net çizgilerle sahip olduğumuz yargilari dürten her itki bi başarı. Bu kitap da böyle başarılı bir itki. Kitabin icine cok girmiycem bana düşündürdüklerinden bahsetmek istiyorum. İnsan nedir? Ne olmalidir? Nasil dusunmeli, yasamali? Nerede oturmali? Komün halinde yasarken nasil olmalidir? Hiçbir varlığın yasami bunca elestirilmezken insan neden bunca elestirilir? Hem de yine insan tarafından. Kitap, yerleşik belli bir topluma bakarak elbette tamamen yanli bir bakis acisiyla yazılmıştır. Ancak oturup alt alta siralasak ikisinin de avantajli ve dezavantajli yönlerini bulabiliriz. Ama benim kafamdaki soru şu insan ne olsun istiyorsunuz millet, ne olmalıyız. :) Cok düşününce cocuksu safligi kaybetmis, az düşününce bir adim ilerleyemeyen bir mahluk oluyoruz-oyle nitelendiriliyoruz- Kalabalik olunca hareket alanimizi kaybediyoruz, yalniz olunca insan özlüyoruz. Yaptigimiz binalarda yaşarken dogadan kopmus ama doga icinde yasarken de dogaya karsi dogal korumamiz olmadigindan zedeleniyoruz. Vs Ne olmaliyiz, ne yapmalıyız? Bu soruların cok fazla cevabının olmasi insanin cok fazla yasam stilini hayata gecirebilme gucu ve potansiyelinin olmasindan kaynakli. İnsan nasil isterse öyle yasayabilir. Öyle de yaşayabilmeli. Toplumun önüne koyduğu standartlari yasam budur denilen seyleri “benim her ihtimale hakkim var” diyerek itebilmeli ve kendi stilini hayata gecirebilmeli ama yalniz olmaktan hoşlanmayan bir varlik insanoglu. Fıtratında topluluk içinde olmak, aidiyet ihtiyaci var. Zaten geçmişten bu güne insanlarin farkli medeniyetler, farkli yasam sekilleri de iste bu sebeple olusup kalabalıklaşmış kimi konmus göçmüş, kimi sehirler kurmuş. Yani insan sahip olduğu akil ve bilek gücüyle ihtimali olan hayatlari kendi eliyle oluşturup yasamaya çalışmış. Ve hala yasam denen bu
Düşünce
Göğü Delen AdamErich Scheurmann · Ayrıntı Yayınları · 202017,1bin okunma
Reklam
Yolcunun Kaderi Noktasında Yola Müdahalenin İmkansızlığı
Puan vermedi
Siddharta dindar bir ailede iyi bir Brahman olarak büyür. Tefekküre yetenekli, ruhsal olarak güçlüdür. Ailesi onu iyi bir Brahman olması için yetiştirmiştir. Babası onun yeteneklerinden memnun ve huzurludur çünkü oğlunun yaşayacağı hayatta tutacağı yolun sabit ve doğru olduğundan emindir. Oğlu iyi bir Brahmandır ve olmaya devam edecektir. Ancak Siddharta'nın kalbinde çağlayan sorular babasının tahayyülünden başkadır. Arkadaşı Govinda da Siddharta'nın farklı olacağını seziyordur "kof bir söz ustası, bir büyü taciri, kalabalıkların oluşturduğu sürüde aptal bir koyun olmayacağını" biliyordur. Siddharta'nın sorgulamaları inandığı dini irdelemekten başlar. Vaat edilen cennete yakın olduğunu bilmesine rağmen ona ulaşamaması, çoktan ulaşmış olması gereken aile fertlerinin ise hedeflerinden uzak olması Siddharta'nın bu vaatlere olan inancını köreltir. İmanının çizdiği sınırlardan kolayca çıkması imkansızdır bu nedenle ilk sorgusu diniyle ilgili; kendisinin yanlış anladığını sandığı, bazı şeyleri yeniden düşünmekle başlar; Benliği öldürmek, reenkarnasyon, gerçek ben'e ulaşmak, benlikten vazgeçmek, dünyevi isteklerden vazgeçmek gibi bir çok şeyi sorgular. Siddharta bu aşamada iman yolunda dört kere ciddi sorgulama içine girer. Dünyevi tüm isteklerden ve bedensel ihtiyaçlarından soyunarak iman yolunda yürümeyi, hiç günah işlemeden günahsız olmanın mutluluğa erdirmeyeceğini, günahlarla geçirdiği günlerde de mutluluğa eremeyeceğini peki o halde nasıl mutluluğa ereceğini, bu koskoca kainatta amacının ne olduğunu, tüm yaratılanlar arasında rolünün ne olduğunu anlamaya çalışır. Kendisini anlamaya çalışırken, kimi zaman imanıyla böbürlenir kimi zaman da günahıyla.... Ancak yine de içinden çıkamaz. Ayrıştırarak
Düşünce
SiddharthaHermann Hesse · Can Yayınları · 202446,9bin okunma
Portakal Çiçekleri ve Yılanlar
10/10
·102 syf.··
Beğendi
·
2020 37. kitabı
Yaşar Kemal'i her okuduğumda kırk yıllık bir dostumla karşılaşmış; yüzüne, mimiklerine, üslubuna aşina ancak anlatacaklarına bin merak besleyen küçük bir kız olurum. Bu kitabında da durum aynıydı. Yalnızca o yörede yaşarsam bilebileceğim çeşitli çiçek isimlerini okurken o harfler nasıl da öyle yan yana gelip o güzel isimleri oluşturuyor diye düşünürken ve bilmediğim ot ve çiçeklere şefkat beslerken beni bekleyen hikayenin trajikliği ve bu trajikliğin nasıl da günlük, sosyal sıradan bir olay olduğunun önüme serileceğini bekleyerek kendimi hikayeye bırakırım. Yaşar Kemal yaşadığı ortamdan aldığı tüm görgüyü olduğu gibi okuyucusuna aktarır herhalde artık bunlara şaşırmıyoruz. Bu betimleme yetisi, kurgusuz yazışı ve bunun artık yazarın üslubu olduğu gerçeği hepimizce malum. Ancak eleştirmenlerin bu "kurgusuz" nitelemesini komik buldum hep. Çünkü Yaşar Kemal'i bilen bir okuyucu bilir ki O, anın doğallığından hoşlanır ve ondan beslenir. Hikayesini anlatırken de sanki dedemiz yaşanmış eski bir olayı anlatıyormuş gibi ikilemeler, seslenmeler ve yöreye ait bir sıkı bir jargon kullanır. Bunların hepsi yazarın yaşadığını bize olduğunca yakın yaşatma isteğidir. Yaşlı adamın göz kapağını açamadığından bir eliyle göz kapağını açarak , sözlerini tekrar ederek yazılmış satırları okurken siz de yaşanmışlıklarınızdan biriktirdiğiniz hani o kafamızın içinde kayıtlı ancak kullanmadığımız sesleri, vurguları o okuma ve hayal etme sırasında kullanmıyor musunuz? Yazacak çok şey var ancak bu kitap da burada duruyor. Betimlemelerin gerisinde sosyal vakaların çocukta yarattığı akli bunalım sonucunun yıkıntılarını etkileyici bir şekilde anlattıktan sonra en sonunda Hasan'ın yeni hayatından da bahsederek sanki her şey gelir geçer diyor, her şey gelir ve geçer.
İlişkiler
Yılanı ÖldürselerYaşar Kemal · Yapı Kredi Yayınları · 202028bin okunma
Gelişen ve Dönüşen Devran
6/10
·138 syf.··
2019 34. kitabı
·
1 saatte okudu
·
Okunma: 22 Mayıs 2019 13:41
Bir okur olarak en sevdiğim şeylerin başında yazarın kaleme aldığı öykülerde bazen karakter, bazen bilgi ve durum, bazen de ruhsal karmaşıklığı ile yapıtında nasıl vücut bulduğunu gözlemlemek, belki bazen aramak en sevdiğim şeylerden. Sonuçta yazar heybesindeki yaşanmışlıkları, söylediği ve söylemediği tüm sözleri kendi potasında eritip okuyucuya sunar (aksi durum çoğu kez samimiyetsizlikle sonuçlanır). Buraya kadar normal. Bunun farkında olup kendi yazdığı cümle aralarında kendisini yakalayıp ustalıkla sobeleme oynamaya, bir görünüp bir kaybolmaya başladıysa yazar işte burada hikaye tat vemeye başlar. Yazarın bu yönde ilk kitabına göre güzel bir gelişme sağladığını düşünüyorum. Kültürünü, etnik kökenini, mesleğini, davasını, insani ve dünyevi görüşlerini, hepsini ruhunun potasında eritip kah saklanıp kah görünerek, okuyucusunun onu bulmasına izin vererek kat ettiği yolu paylaşmış bizimle. Öykülerden tek tek bahsedip tabiri caizse "spoiler" vermek istemem hayatın içinden ve kendi görüşlerinizi süzgeçten geçirip kontrol edebileceğiniz bakış açılarıyla sunan; bir başka deyişle tam dediğiniz yargılarınızı yeniden düşünmenizi sağlayacak öyküler. Mizahi gelişim göz ardı edilmeyecek derecede mevcut. Kaleminden dökülen daha pek çok güzel şeyler okuyacağımıza inanıyorum. Sağ olsun :)
Edebiyat
DevranSelahattin Demirtaş · İletişim Yayınları · 20199,9bin okunma
Arayış
Puan vermedi·404 syf.··
2018 326. kitabı
Yazar okuyucuyu, karakterle birlikte, bir kitabı, daha doğrusu bir ismi aramaya çıkarıyor yalnız okuyucuyu başka bir yolcuuğa da çıkarıyor, okuyucuyu bir sona inandırıyor, kurgu sanılanın gerçekle karıştırılıp karıştırılmadığını arar bir deney gibi sanki.... karakterin roman ve yolculukları boyunca inanıp inanmadığını sorguladığı şeyi okuyucu belki de hiç sorgulamadan, tam bir inançla peşinden koşturuyor. Hayır. Anlatamadım. Baştan. Her okuyucu kitaba ismiyle müsemma bir süreç veya sonuç beklentisiyle başlıyor bu noktada tamamız. Kitabın başında beni şaşırtan bişey oldu ben Allah'ın 99 isminden hep bahsettim, bahsedildiğini duydum ama bir gün dahi yüzüncü bir ad olabileceği ihtimali bir kez dahi olsun aklıma gelmedi, gelseydi de eminim üstünde durmazdım, onun hele hele ismi azam olacağını sanmazdım ve bu bilgilere haiz olduğum halde bu bağlantıları kurmazdım. Öncelikle bu bağları kattığı için kendimdeki genel bir tamamlanmayı yaşadığımı söylemem lazım. Ne diyorduk ? Her okuyucu romanın ismiyle müsemma bir süreç veya sonuç bekler. Karakter bir kitap ve bir kitaptaki ismi aradı yolu boyunca ve kendisni ben sorguladı, ama biz de aradık buna inanarak okuduk yüzüncü ad'ı ama biz hiç sorgulamadık. Dönüp kendimize kurgu olduğunu bile bile okuduğumuz bişeyde ya bulunacak ya bulunmayacak birşeyi okuduğumuzu mu ? İsmi merak edip etmediğimizi, neyin peşinde olduğumuzu. Bir an da şöyle geliyor acaba kitapta aranan kitapla örtüştürmüş müydü yazar kitabını... yüzüncü ad nihai bir sona varmamıştı roman da varmadı yaşamına devam eden bir hayat yaşamına devam etti. Kitabın en başından beri yüceltilerek meraklandırılan sonuç söndü, okuyucu sona doğru düşündü öğrenmek istiyor muyum, öğrensem ne olacak diye
Eğitim
Yüzüncü AdAmin Maalouf · Yapı Kredi Yayınları · 20188,2bin okunma
Reklam