ecitah

9/10
·152 syf.··
Beğendi
·
2024 29. kitabı
·
25 saatte okudu
·
Okunma: 18 Kasım 2024 18:31
İlk Keret okuyuşum ama son olmayacak! Dilini, hayal gücünü inanılmaz beğendim. Fakat bir şeyler söylemeden önce şu uyarıyı yapmak istiyorum. Yer altı edebiyatını, dark mizahı sevmeyenler lütfen uzak dursun kitaptan. Çünkü sevmeyenlere hitap etmeyecek ve kitabı yanlış yorumlayacaklarını düşünüyorum, birkaç incelemede gördüğüm gibi. Kitabımız kısa kısa farklı hikayelerden oluşuyor. Çoğunun çıkış noktası farklı; değişik, tuhaf hikayeler derlemesi. Tam bir absürdizm festivali. Sevdiğim kadar sevemediğim ya da anlamdıramadığım hikayeler de oldu. Fakat kitabın geneline bakacak olursam oldukça beğendim. Kitap her ne kadar absürtlüğüyle bilinse de ilk yarısı oldukça duygusaldı bana kalırsa. Zaten çoğu hikayesinde, derinlerine baktığımızda oldukça güzel mesajlar veren, hayatın anlamını sorgulatan olaylar var. Tuhaflık arıyorsanız doğru yerdesiniz! Ama gelirken "lütfen bir deste iskambil kâğıdı getirin, çünkü misketten gına geldi." (syf.95) Keyifli, anlamlı okumalar!
Tanrı Olmak İsteyen Otobüs ŞoförüEtgar Keret · Siren Yayınları · 20101,524 okunma
Reklam
Puan vermedi·80 syf.··
2024 27. kitabı
·
4 saatte okudu
·
Okunma: 16 Kasım 2024 19:25
Salome gerçekten zamanının ötesinde, inanılmaz bir insan. Bu, okuduğum ikinci kitabı. İlk okuduğum kitap Ruth beni çok tatmin etmemişti. Arayışlar ise Salome'dan görmek istediklerimi daha iyi gösterdi. Fakat yine de tam anlamıyla tatmin olabilmiş değilim. Evet kitap gerçekten zamanın ilerisinde görüşlerle dolu. Annesi ve Adine arasındaki kuşak çatışması, ataerkil bir düzende kendi ayakları ve hayalleri üzerinde durabilmiş kadın tasviri, erkek ve kadın arasındaki o bitmek bilmeyen güç savaşı ve tabii ki aşk- mantık karmaşası çok güzel verilmiş. Ve tüm bunların içerisinde Adine'nin hala ve hala kendini arayışı çok güzel yansıtılmış. Ama kitaptaki birkaç şeye katılmıyorum. Aslında kitaptaki düşüncelere katılıyorum fakat bu düşüncelerin "feminizm" adı altında sıkıştırılmasına katılmıyorum. Öncelikle "Erkekler mi, öff! Kaçasım geliyor. Niçin onların istediği her şeyi yapasın ki?" (sy.11) Diye erkek düşmanlığı yapmak feminizm değildir. Karşındaki, sevdiğin bir insan için bazı fedakarlıklar yapmayı engellemek feminizm değildir. Bazı fedakarlıklar derken, hayallerinizi, kariyerinizi, kendi yaşam standartlarınızı fedakarlıktan bahsetmiyorum. İkili ilişkilerde karşılıklı fedakarlığın olması düşüncesindeyim. Sevdiğin bir insan için bir şeyler yapmak, bu yemek olabilir, ev işi olabilir, küçücük bir şey bile olabilir, karşı tarafın sizi ezmesi ya da karşısında küçük düşmeniz anlamına gelmez. Bu her iki taraf için de geçerli bence. Evet Adine'nin kendi hayalleri için çabalaması ve kendi ayakları üzerinde güçlü ve özgür bir kadın olması hayran olunası bir şey. Kitabın yazıldığı dönem için zaten inanılmaz bir ilham kaynağı ama günümüz şartlarında bile çok özel ve etkileyici bir davranış. Fakat kariyer yapmayı istemek demek evlenmemek demek değildir kaldı ki bu düşünce hiç mi hiç
ArayışlarLou Andreas-Salomé · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202411,9bin okunma
Kaybolduk
Puan vermedi·352 syf.··
2024 21. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 24 Eylül 2024 15:42
Kitaba başlamadan önce Oulipo akımından bahsetmek istiyorum. Zira kitabın kurgusu ve tekniği açısından çok önemli. Türkçeye "Potansiyel Edebiyat Çalışmaları" olarak çevrilen Oulipoculuk, deneysel bir yazım akımıdır. Yani kitaba ilk başlarken bu kitabın tamamen deneysel bir kitap olduğu unutulmamalıdır. Kitabımız herkesin bildiği üzere hiç "e" harfi olmadan yazılmıştır. Bu teknik eski Yunan şairlerinin de kullandığı "lipogram" yani alfabedeki belirli bir harfin metinde kullanılmamasıyla yapılan bir kelime oyunudur. Genellikle bir sesli harfin kullanılmaması ile yapılır. Peki neden e? Birkaç araştırma yaptım ve yüzde yüz kesin böyledir diyemesem de şu iki ana nedeni söyleyebiliriz sanırım. Birinci nedeni Fransızca'da en çok kullanılan ünlü harf olması, ikincisi ise e harfinin Fransızca okunuşu "ö"dür. Şahıs zamiri olan ve "onlar" anlamına gelen "eux" de "ö" şeklinde okunur. Yani kitap "onlar" yani ailesi ve "e" olmadan yazılması yani "sans eux/e" (onlar olmadan)dır. E harfinin İkinci Dünya Savaşı'nda anne ve babasının kayboluşunu sembolize ettiğini düşünürsek çok güzel bir ayrıntı okuyor. Kitabın diğer dillere çevrilmesi yine meşhur ünlüyü kullanmadan yapılıyor ki Cemal Yardımcı çok güzel bir iş çıkarmış. Ben kitaba konusunun ne olduğunu bilmeden başlamadım. Aslında kitabı okumaya devam ettikçe de konunun pek de önemli olmadığı kanısına vardım. Biraz daha önceden okusaydım konusundan inanılmaz etkilenirdim sanırım ama Oedipus okuduktan çok da aman aman bir tat vermiyor. Zaten bence kitabı sevmeyenlerin yanıldıkları bir noktada bu. Konuya o kadar odaklanıp çözümü o kadar çok merak ediyorlar ki gittikleri yolu fark edemiyorlar. Tanıdık geldi mi? Bence de tıpkı hayatlarımız gibi. Evet kitap biraz ani başlayıp neyin ne olduğunu tam kavrayamadan bir diğer olaya geçiyor.
KayboluşGeorges Perec · Ayrıntı Yayınları · 20181,319 okunma
ne katılabilen ne de çekip gidebilen birisi
8/10
·280 syf.··
2022 8. kitabı
·
11 günde okudu
·
Okunma: 12 Nisan 2022 03:18
Hanif Kureishi, Pakistan asıllı İngiliz bir yazardır. Romanlarının yanı sıra senaryolarıyla da edebiyat dünyasına katkısı oldukça fazladır. Kara Plak da maalesef ki artık stoğu olmayan ve değeri bilinmeyen romanlar arasında. Ben de kitapla bölüm dersim sayesinde tanıştım. Kitap, Hint kökenli İngiliz yazar Salman Rushdie’nin Şeytan Ayetleri kitabında Müslümanlığa hakaret ettiği gerekçesiyle Hindistan’da ve Güney Afrika’da yasaklandıktan sonra, İranlı siyasetçi Humeyni tarafından yazar hakkında ölüm fetvası verilmesiyle aynı dönemde çıkıyor. Bu uzun bilgiyi neden veriyorum, çünkü kitabın konusuyla doğrudan alakalı. Öncelikle Şeytan Ayetlerini okumadım fakat kitap bir deneme değil, normal bildiğimiz roman. İçerisindeki birkaç bölüm yüzünden oldukça tepki almış, tüm dünyayı oldukça sarsmış. Özellikle de İslam ülkelerinde yasaklanmış. Türkiye’de ise çevrisini yapan Aziz Nesin Madımak Katliamı zamanında hedef alınmıştır. Kitap işte böyle siyasi bir arka plana sahip aslında. Bu yüzden okuması biraz zor. Fakat böylesine gerçek olayları hikâyeye katmak da metni oldukça sağlamlaştırmış kanımca. Konusundan bahsedeyim biraz da. Ailesinden çok sıkılan ve yeni bir başlangıç yapmak için üniversiteye Londra’ya gelen Pakistan asıllı bir genç olan Shahid’in hikâyesini okuyoruz aslında. Ailesi tarafından köklerinden koparılmış bir şekilde büyümüş Shahid. Kendi kültürü ya da dini hakkında bir şey bilmiyor. Ailesinden ayrılıp Londra’ya geldiğinde ise, uzun bir yalnızlık dönemi sonrası kendi vatanından insanlarla tanışmak onu oldukça mutlu ediyor. Fakat tanıştığı yeni arkadaşları Riaz ve çetesi, Shahid’in tahmin ettiğinden çok farklı insanlardır. İnandıkları şeyler için şiddete başvurabilecek kadar muhafazakarlardır. Bir diğer yandan ise bu grubun tam tersi Shahid’in sevgilisi Deedee
Edebiyat
Kara PlakHanif Kureishi · Can Yayınları · 200022 okunma
"Ne getirdi beni buraya? Ne itiyor gitmeye beni?"
8/10
·425 syf.··
Beğendi
·
2022 7. kitabı
·
9 günde okudu
·
Okunma: 31 Mart 2022 23:43
John Fowles, metinlerinde yaptığı deneyciliği ile bilinen postmodern roman öncülerinden İngiliz yazardır. Öncelikle kendimce kısa bir postmodernizmi açıklamak istiyorum. Postmodernizm, aslında açıklaması ve algılaması oldukça zor bir kavram. Belirli bir kalıba sokarak, bu postmodernizmdir, demek bence güç. Postmodernizme belki kısaca tüm türleri barındıran bir tür diyebiliriz. Oldukça karmaşık ve belirsiz. İnsana en yakın ve insanı en iyi anlatan türlerden bence. John Fowles da bu türün ustalarından sayılıyor ama bu kitabı ne yazık ki çok da bilinmiyor. Belki de postmodernizmin kara yazgısından dolayı. Kitabın konusu klişe bir aşk hikayesi olmasına rağmen Fowles’un uyguladığı yapıbozumla metin adeta evrimleşiyor. Her şeyden önce yazar, her şeyi bilen ve her şeye karar veren Tanrı-yazar rolünü reddedip karakterlere kendi davranışlarını seçme özgürlüğünü veriyor. Tabii ki bunları yazarın uyguladığı bir başka yöntemle, üstkurmaca ile anlıyoruz. Yani biz yazarın metne yaptığı müdahalelerini görüyoruz. Kitap her ne kadar konu bakımından yavan kalsa da içerisinde dönem eleştirisi, psikolojik tahliller, toplum bilimi, İngiliz aristokrasisi var ve bunlar kitabı inanılmaz zengileştirmiş. Yazarımız günümüz modern dünyasından, 1967, 1837 ile 1901 yılları arasını kapsayan Victoria Dönemi'nde İngiltere’sini anlatıyor ki sırf bu karşılaştırmalar bile harika. ” İnsan uğraşlarının hemen her dalında büyük bir ilerleme ve özgürleşme varken, en kişisel ve temel konularda tam bir dikatatörlük hüküm sürüyordu.” (syf. 247) Darwin Türlerin Kökeni’yle büyük bir keşif ortaya atıyor ve J. S. Mill ise kadın hakları ile ilgili çalışmalar yapıyor. Fakat diğer yandan bir kadının bir erkeğe gülmesi bile onu toplum gözünde bir hayat kadınıyla aynı kefeye koyabiliyor. Hatta, ben ilk kez burada
Edebiyat
Fransız Teğmenin KadınıJohn Fowles · Ayrıntı Yayınları · 20203,030 okunma
Reklam