MUSTAFA KEMAL / YILMAZ ÖZDİL
Kısa ama vurucu cümlelerin sahibi gazeteci yazar Yılmaz Özdil, Mustafa Kemal adlı kitabında ülkemizin kurucu lideri Mustafa Kemal Atatürk'ü yine kendi tarzında anlatıyor. Gereksiz ve yorucu ayrıntılarla okuyucuyu bunaltmadan akıllarda yer eden tarihi olayların altını çizen Yılmaz Özdil'in kitabının dikkatle okunması gerektiğini düşünüyorum.
Zaman zaman değersizleştirilmeye çalışılan Mustafa Kemal Atatürk'ün hangi zorluklarla mücadele ettiğini, tüm imkânsızlıklara karşı emperyalist güçlerin yurdumuz üzerindeki oyunlarını nasıl bozduğunu, ülkemizin gelişmesini kendi çıkarları için engellemek isteyenlerle çatışmasını ve Mustafa Kemal hakkında daha nice bilgiye kitapta ulaşabilirsiniz.
Yılmaz Özdil kitabında, Cumhuriyet'in ilan edildiği 29 Ekim 1923'de ülkenin içinde bulunduğu inanılmaz ve imkânsız koşulları sayfa 155'den itibaren aşağıdaki gibi sıralamış. Kitaptan özellikle bu bölümü paylaşmak istedim ki Osmanlı'nın enkazının üzerinde yokluktan yükselen ülkemizi ve kurucu liderimiz Mustafa Kemal Atatürk'ü siyasetin kirli oyunlarına aman ha kurban etmeyelim!
*Nüfus 13 milyondu, bunun 11 milyonu köylerde yaşıyordu.
*40 bin köy vardı, bunun 37 bininde okul yoktu.
*30 bin köyde cami yoktu.
*Traktör ve biçerdöver sayısı sıfırdı.
*Ayçiçeği ve şeker üretimi yoktu.
*Ekmeklik un ve pirinç ithaldi. Bütün memlekette sadece beş bin hektar alan sulanabiliyordu.
*Bitle başa çıkılamıyordu.
*Beş bin köyde sığır vebası vardı. Hayvanlar ve insanlar kırılıyordu.
*Frengi, sıtma ve trahomlu hasta çoktu ve verem, tifüs, tifo salgını vardı.
*Bebek ölüm oranı % 40'ın üzerindeydi. Dünyaya gelen her iki bebekten biri ölüyordu.
*Anne ölüm oranı % 18'di, her beş anneden biri ölüyordu.
*Ortalama ömür 40'tı.
*Memlekette sadece 337 doktor ve 60 eczacı vardı ve bunun da
İŞ ARKADAŞI
İş Arkadaşı kitabının yorumuyla sizlerleyim. İntikam arzusu ile oynanan entrikalar başdöndürücüydü. Gerilim yavaş yavaş kendini hissettiriyor. Freida McFadden 'dan yine insanı derinden etkileyen bir başyapıt daha okudum. Konusu ve kurgusuyla olayları ilk başta anlamak zor olsa da sayfalar ilerledikçe merak duygusu ön plana çıkıyor.
İş Arkadaşı kitabından bahsedecek olursam; Natalie, ofise geldiğinde Dawn'ı yerinde göremeyince büyük bir şaşkınlık yaşadı. Dawn her sabah 08.45'te masasının başında olurmuş. 17.00'de mesai bitiminde evine gidermiş. Dawn, çok dakik ve düzenli bir kadınmış. Dawn, Natalie'nin de çalıştığı besin takviyesi firması Vixed'te 9 aydır çalışıyordu. Dans, muhasebe bölümüyle ilgilenmekteydi
Natalie, dün öğleden sonra Dawn'dan tuhaf bir e-posta almıştı. Önemli bir mesele hakkında konuşmak istediğini söylemişti. Bugün de işe gelmeyince Natalie'nin büyük bir telaşa kapıldığı görülüyor. Dawn'in hiç arkadaşı yokmuş. Dawn'ın çalıştığı alanda telefon çalıyor. Gizli numaradan yapılmış bir aramaydı. Telefona cevap veren Natalie'ye hattın diğer ucundaki kişi "Bana yardım edin," diyordu. Dawn'ın başı dertte olabilir mi?
Natalie, bu arama uzerine Dawn'ın evine gidiyor. Dawn'ın kapısına vurduğunda kapıyı açan olmuyor. Natalie yedek anahtar var mı diyerek etrafı aramaya koyuluyor. Daha sonra ise kapının açık olduğunu gördü. İçeri giren Natalie, halının üzerinin kan gölüne dönmüş olduğunu fark ettim. Ardında avazı çıktığı kadar çığlık atmaya başladı. Kendine geldiğinde 991'i arayıp, polise adresi veriyor ve kısaca olup biteni anlatıyor.
Polisler evin etrafını çevirmiş, her tarafta parmak izi arıyor. Dawn'a dair hiçbir iz yok. Öldü mü ya da kaçırıldı mı bilinmiyor. Dedektif Santara, Natalie'ye bazı sorular soruyor. Sanırım, Dedektif Natalie'den şüphe
kalemimyazarOnikiye Bir Var - Sancho'nun Sabah Yürüyüşü - Gülerek ÖlmekHaldun Taner
Haldun Taner’in hikâyeciliği, Türk edebiyatında hem bir dönemin ruhunu hem de bireyin iç dünyasındaki çatışmaları yakalamak açısından ayrıcalıklı bir yerde durur. Bütün Hikâyeleri 3, yazarın hayatı mizahla tartan keskin gözlem gücünü bir kez daha ortaya koyduğu bir seçki. Kitapta toplam 11 hikâye yer alıyor ve her biri, toplumsal yapının başka bir yönüne ayna tutuyor.
Kısa Kısa Hikâyelerden Derin Yansımalar
Onikiye Bir Var adlı hikâyeyle açılan kitap, bireyin yalnızlığı ve zamanla kurduğu tuhaf ilişki üzerine kurulu. Peşi sıra gelen Ayak, ötekileştirme temasını ayak metaforu üzerinden anlatırken, İzinli Leylek göçü ve yabancılaşmayı simgesel bir dille işler.
Bayanlar 00 adlı hikâyede kadınların kamusal alandaki görünmezliğine ironik bir dokunuş var. 45 Marka Seksapil ise kadının reklam nesnesine dönüşmesini eleştiriyor. Bu bölüm, bir açık artırmayı konu alan Artırma ile sona eriyor; insan onurunun metalaşmasına dair çarpıcı bir taşlama.
Modernleşme, Konfor ve Birey
İkinci bölüm olan Sancho’nun Sabah Yürüyüşü, Don Kişot’un sadık yoldaşı Sancho üzerinden, modern insanın yönünü kaybedişine odaklanıyor. Piliç Makinesi adlı hikâye, sanayileşmenin birey üzerindeki baskısını gösterirken; Rahatlıkla, konforun insanları nasıl uyuşturduğunu sorguluyor. Ases ise sıradan görünen bir hayatın içindeki karanlık gerçeklerle yüzleştiriyor okuru.
Mizah ve Ölüm Arasında
Kitabın son hikâyesi Gülerek Ölmek, ölüm gibi ciddi bir konuyu bile tebessüm ettiren ama düşündüren bir üslupla ele alıyor. Taner’in tiyatroculuğunun da izlerini taşıyan bu hikâye, kitabın adeta imza cümlesi gibi.
Son Söz
Bütün Hikâyeleri 3, sayfa sayısıyla küçük ama içeriğiyle oldukça yoğun bir kitap. Haldun Taner, her satırda hem düşündürüyor hem de topluma ayna tutuyor.
buradaşuanadekyazmışolduğumincelemelerarasındakibuenuzunincelememiokuyanherkeseşimdidenteşekkürler
(ben olsam uzun demez okurdum. kendim yazdım diye demiyorum. valla. bak yemin ettim. lol.)
okumuş olduğum bu kitap floridadaki ringling kolejinde mimarlık, sanat ve tasarım dersleri veren christopher s. wilson tarafından 'gelecekteki anıtkabirin ötesini tahmin edebilmek için geçmişteki anıtkabirin aydınlatılması' amacıyla/düşüncesiyle yazılmış.
yazar bu amacını/düşüncesini kitabın hemen başında; ''bu kitap Mustafa Kemal Atatürk (1881-1938) hakkında değildir - en azından doğrudan. Kitap Atatürk' ün Osmanlı kenti Selanik'te (günümüzde Yunanistan'a ait) doğumundan bahsetmediği gibi, gümrük memuru bir babanın oğlu olarak geçirdiği çocukluğu hakkında da değildir. Bu kitap Atatürk'ün Osmanlı İmparatorluğu ordusunda kariyerinin daha başlarında gösterdiği başarıya odaklanmadığı gibi, imparatorluğun Birinci Dünya Savaşı'nın ardından işgal edilmesi karşısında duyduğu hoşnutsuzluğu da anlatmıyor. Kitabın konusu ne Atatürk'ün Kurtuluş Savaşı (1919-23) sırasında ve sonrasındaki liderliği, ne de onun Türkiye Cumhuriyeti'nin ilk cumhurbaşkanı (1923-38) olarak gerçekleştirdiği laikleşme ve Batılılaşma yönündeki reformlarıdır. Son olarak, her ne kadar hikayemiz için girizgah işlevi görseler de, bu kitap Atatürk' ün son günleri ve ölümü hakkında da değildir.'' diyerek dile getirip kitabın içeriği, sınırı konusunda okuyucuya gerekli uyarıyı/açıklamayı yaparak başlar.
Atatürk'ün mezar mimarisi üzerinden ulusal kimliğin inşasının ve oluşturulan/oluşturulmaya çalışılan bu inşanın sürdürülmesi konusunu yazar kitapta 7 ana 20 ara başlığa ayırarak okuyucuya anlatmaya çalışır.
ben de hem kitabı daha doğru
Dün başladıgım ve bugün 00:45 bitirdiğim şaheser. Gercekten mükemmeldi 3. kıtabı hızlı ama jet hızıyla yazmanız gerek kesinlikle elinizden bırakamayacaksınız. Aklınız onlarda kalacak….
Mustafa Kemal Paşa, Albay Reşat'ı
11. KafKas Tümeni Komutanlığı'na getirmiştir. İnönü ve Sakarya Muharebelerinde de olağanüstü başarı gösteren Albay Reşat, Büyük Taarruz'un ve Türk Ulusu'nun verdiği kutlu kurtuluş mücadelesinin kaderini ciddi biçimde etkileyecek bir mevki olan Çiğiltepe'nin Yunanlılar'dan kurtarılması için bizzat Başkomutan M. Kemal Paşa tarafından görevlendirilmiştir. Bu görevi kabul eden Albay Reşat, tepenin önemini bilen Yunan Başkomutanı Trikopis'in üstün donanımlı bir tümen askeriyle başa çıkmak için mevkiye yönelmiştir.
27 Ağustos 1922 sabahı Albay Reşat'ın komutasındaki 57. Tümen, Çiğiltepe'yi kuşatmış, düşmanı bu tepeden temizlemeye çalışmaktadır. Bu sırada Albay Reşat ile Başkomutan Mustafa Kemal arasında geçen telefon konuşmaları şöyledir:
Mustafa Kemal (10.30):
– Reşat Bey, bu önemli tepeyi ne zaman alacaksınız?
– Komutanım, yarım saat sonra alacağız.
– Başarılar Diliyorum
Mustafa Kemal (10.45):
– Düşmanın halen direndiğini görüyorum. Gözümüz o tepede, çok önemli.
– Komutanım tepeye düşman bir tümen yığmış direniyorlar. Ama alacağız komutanım, mutlaka alacağız.
Mustafa Kemal (11.00):
– Reşat Bey'i istiyorum.
– Komutanım Reşat Bey size bir mesaj bırakarak intihar etti. Okuyorum, komutanım:
– Yarım saat zarfında bu tepeyi almak için söz verdiğim halde sözümü yapamamış olduğumdan dolayı yaşayamam komutanım.
Mustafa Kemal'in gözlerinden yaşlar boşanır:
– Allah rahmet eylesin, Reşat Bey büyük bir vatanseverdir.
11.45'te Başkomutanın telefonu çalar:
– Çiğiltepe alınmıştır komutanım. Yüzlerce ölüsünü bırakan düşman Sincanlı Ovası'na doğru kaçmaktadır, arz ederim.
İnsanın göz pınarlarındaki yaşın akmasına engel olamadığı, tüyler ürperten bu olayın kahramanı Albay Reşat, tepenin ele geçirilmesindeki 45 dakikalık gecikme için canından