"POLAT ONAT VE 'SON' SESSİZLİĞİ"
Mühür Kitaplığı’nca yayımlanmış ‘Son’ adlı bir şiir kitabı var elimde. Şair Polat Onat’ın ilk kitabı. Dönüp dönüp okudum kaç kez. Bazı dizelerini de günlüğüme iliştirdim.
Sözcüğün anlam kaygısından çok, şiir ve şiir dili içinde nasıl yer kapladığını gözeten bir şairle karşı karşıyayız. İmge ve eğretilemelerle öyle çağrışımlar yaptırtıyor ki, şiiri ya da dizeyi merkez kabul edip çarçabuk uzaklaşıyor ve hemen merakla geri dönüyorsunuz. Şairliğin bir biçem ustalığı ve farklılığı olduğunu sezmiş P.Onat. Nesnel dünyayı ve algıları kendince dönüştürürken, aklını ve düşlerini nasıl kullanacağını iyi biliyor.
Özü asla es geçmiyor, ama ayrıntılardaki görkemi de yakalıyor, yakalattırıyor.
“güvertedeki kayıp kovayla eksiltiyor gökyüzünü” (s. 36, ‘Deniz’)
Ayrıntıları yakalarken yalnızlıkta da ustalaşmış olduğunu anlıyoruz. Kendi iç konuşmalarıyla, öteki insanın nesnel ve düşsel hallerini; okuyucuya volümü yüksel(t)en bir sesle ve çağrışım zincirleri yoluyla anımsatmayı iyi beceriyor. Okuyucuyu analize ya da senteze çomak sokmaya zorluyor.
İmge yaratmanın, ‘şey’lerle ilgili bir tasarımın bilinçle görünür hale getirilme çabası olduğunu fark etmiş genç şair. ‘Son’ adlı kitabı baştan sona okuduğunuzda, düş ile gerçek arasında gerilimli bir yalnızlıkla donandığınızı görüyorsunuz. Kendinizden uzaklaşıp başka nesnelere dokunsanız da yine kendinize dönmek zorunda kalıyorsunuz.
“Şiir bir bakıma, kendi varlığımızı bütünüyle içerecek şekilde dünyayı ve şeyleri incelememiz gerektiğini imlemeli” diyor sanki P.Onat, özellikle dikkatli şiir okurları için. Bilinçöncesi, bilinç, bilinçaltı ve bilinçdışının bir şaire etkilerini usulca izliyoruz bu kitaptaki şiirlerde.
Bir ilk kitap için böylesi iyi şiirlerin, şairini ileride daha büyük sorumluluklar altına